Nisan 18, 2008 at 4:14 pm
· Filed under ÇOCUK
YENİDOĞAN SARILIĞI
• Yenidoğan bebeklerde en sık görülen klinik bulgulardan biri olan “sarılık”, büyük oranda vücuttaki yaşlı veya işlevsiz alyuvarların karaciğer, dalak ve kemik iliğinde parçalanması sonucunda oluşan “hemoglobin”‘ in yıkım ürünlerinden “bilirübin” denilen maddenin kanda artması sonucu ciltte oluşturduğu bulgudur.
• Cilde sarı rengi veren “bilirübin” denen maddedir.
• Bu maddenin vücuttan atılabilmesi için; karaciğerde dönüştürülmesi gerekir. Bu işlemden sonra safra yoluyla bağırsaklara geçerek atılabilir.
• Eğer altta yatan ciddi bir neden yoksa yenidoğan sarılığı, yaşamın ilk 24 saatinden sonra görülür.
• Zamanında doğmuş bir bebekte ilk 7 günden sonra, erken doğmuş bebeklerde ise ilk 10 günden sonra görülmez. Aksi halde uzamış sarılıktan söz edilir ve ayrıntılı incelenmesi gerekir.
Neden olur ?
Read the rest of this entry »
Permalink
Nisan 1, 2008 at 4:27 am
· Filed under EGZERSİZ

Balneoterapi doğal enerji kaynaklarından sıcak maden suyu, gaz ve çamur ile yapılan bir tedavi yöntemidir
Balneoterapinin bir komponenti olan hidroterapide suyun fiziksel özellikleri ön plandayken balneoterapide kimyasal içeriğide önemli rol oynar
Balneoterapinin tarihi M.Ö. devirlere uzanır
Mısır ve Madagaskarda sıcak suların din ve sağlık amacıyla kullanıldığı Tevratta yazılıdır
Etiler ve Friklere ait kalıntılar da Anadolu daki kaplıca örnekleridir
Kaplıca tedavisinde ilk bilimsel görüşü Yunanlılar kazandırmıştır
Hipokrattes De Natura Hominis adlı kitabında doğal kaynaklarla ilgili tedavinin esasını açıklamıştır
Read the rest of this entry »
Permalink
Şubat 23, 2008 at 2:07 pm
· Filed under GÜZELLİK

Yıllarca yemeklerden sonra mide ekşimesi ve mide yanması,gaz gibi şikayetlerim dolayısıyla defalarca doktora gittim.Kutularca ilaç kullandım fakat bir netice alamadım.Her defasında doktorum’dan bir sürü ilaç ve aşağıdaki tavsiyeleri aldım.bu tavsiyeleri hiç bir zaman kulak ardı etmedim,elimden geldiğince uymaya çalıştım.Bir taraftan da şifalı bitkileri araştırıp çözüm yolu bulmaya çalıştım.Çevremde ki insanlardan Meyan bitkisinin mide rahatsızlığına iyi geldiğini duydum ve ben de bu bitki ile tedavi uygulamaya başladım.Yaklaşık bir aylık tedavi sonrası şikayetlerimde büyük ölçüde rahatlama oldu.şükürler olsun artık geceleri rahat uyuyabiliyorum.
Ülkemizde belki de milyonlarca kişi benimle aynı sıkıntıları çekiyor,ben de denemiş olduğum bitkisel çözüm yolunu sizlerle paylaşmaya karar verdim ama önce Reflü’yü tanıyalım yazımızın sonunda Meyan kökü ile tedavi şekline yer vereceğiz.
Peki ama nedir bu Reflü!
Read the rest of this entry »
Permalink
Şubat 13, 2008 at 9:40 am
· Filed under GÜZELLİK
GEBELİKTE RÖNTGEN
Rahim Gerçekten Işına Maruz kalması Günümüzün röntgen aygıtları, görmek istenen alanı bilmekte ve bedenin geri kalan bölgelerini ışına maruz kalmaktan korumaktadır. Röntgen filmlerinin çoğu annenin karın ve pelvisine böylece rahme gelen ışınları önlemek için kurşun bir levha ile çekilir. Ama karın röntgenin bile zararlı olma olasılığı, pratikte 10 raddan fazla ışın yaymadığı için yoktur. Ama elbette ne kadar küçük olursa olsun gereksiz risk almanızın mantığı da yoktur. Bu nedenle genellikle acil önemi olmayan röntgen çekimlerinin sonraya ertelenmesi önerilir. Röntgen aygıtı mümkünse gereken en dar alana yönlendirerek rahim kurşun bir levhayla korunmalıdır. Teknisyenin uyarılarına dikkatle uyarak, özellikle çekim sırasında kımıldamamaya dikkat ederek, çekimin yinelenmesini sağlayın. Hepsinden önemlisi, röntgen çektirdiyseniz ya da çektirmeniz gerekiyorsa, zamanınızı olası sonuçları hakkında kaygılanarak ziyan etmeyin. Emniyet kemerinizi bağlanmayı unutmanız halinde bile bebek daha büyük bir tehlike altında demektir. Göze alınması gereken riskler ayrı bir konudur. Bebeğin röntgen ışınlarından zarar görme olasılığı az olduğu için, anne adayının sağlığı açısından gerçekten bir röntgenin çekilmesinden vazgeçilip anne tehlikeye atlatılmalıdır. Bebeğin organlarının gelişiminin erken döneminde (döllenme sonraki 3. ve 4. haftalar) ve gebelik boyunca merkezi sinir sisteminin hasar görme riski vardır. Ama yalnızca yüksek dozlarda bu gerçekleşir. Gebelik sırasında röntgen ışınlarının küçük zararı aşağıdaki kurallara uyularak en aza indirilebilir. Sizden röntgen çektirmenizi isteyen hekime ve röntgeni çeken teknisyene gebe olduğunuzu mutlaka söyleyin. Gebelik süresince, yararı riskinden fazla olmadıkça röntgen , hatta diş röntgeni bile çektirmeyin. Yerine daha güvenli bir tanısal işlem kullanılabiliyorsa röntgen çektirmeyin. Eğer röntgen gerekirse, ehliyetli ve sık kontrol edilen bir merkezde çekilmesine özen gösterin. Röntgen aygıtı yen ve iyi durumda olmalı, eğitimli, bilinçli bir teknisyen tarafından radyolog gözetiminde kullanılmalıdır. Diş için çekilen röntgen rahimden çok uzaktır. İkincisi, kurşun bir perde rahmi korumakta ve bebeğinizin ışından etkilenmesini önlemektedir. Gebelik sırasında çekilen diğer röntgenlerin güvenli olup olmadığını belirlemek daha karmaşıktır, ama tanısal röntgenin cenin ya da bebeğe zarar vermesi çok nadirdir. Röntgen ışınları radyasyonun zarar verip vermeyeceğini üç etmen belirler : Radyasyon Miktarı Cenin ve bebekte ciddi hasar yalnızca çok yüksek dozlarda (50-250 rad ) oluşur. 10 raddan düşük dozlarda hiç hasar oluşmaz. Çağdaş röntgen araçları tipik bir tanısal muayenede çok nadir olarak 5 raddan fazla ışın yaydığı için bu tür muayeneler genellikle bir sorun oluşturamaz. Işının Ne Zaman Alındığı Çok yüksek dozlarda bile yumurtanın yuvalanmasından önce (döllenme sonrası 6.-8. günler) dokunun etkilenmesi riski yoktur.
Permalink
Şubat 13, 2008 at 8:34 am
· Filed under GÜZELLİK
DÜŞÜK SEBEPLERİ
Anne ile babanın taşıyıcı olduğu ve hastalık oluşturmayan genetik problemleri, gebelikte aktif hale geçerek yaşamla bağdaşmayan düşüklerle sonuçlanabilmektedir.Sigara ve alkol bağımlılığı : Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranı diğer gebeliklere göre yüksektir.Sebebi açıklanamayan gebelik kayıpları: yaklaşık % 20 kadar bir bölümde tüm tetkiklere rağmen bir sebep bulunamaz.En önemli nedeni fetusta oluşan anomalilerdir.Hormonal sebepler: Yumurtlama sonrası geçen devrede progesteron hormonunun yetersiz salgılanmasından kaynaklanan bu duruma Luteal Faz Yetersizliği adı verilmektedir. İlk 3 ayda meydana gelen düşüklerde önemli bir yer tutar. Ayrıca tiroid fonksyonlarındaki bozukluklar(tiroid bezinin yavaş veya hızlı çalışması) da düşüklere sebep olabilir. Rahim(dölyatağı) ile ilgili sorunlar: Rahim ile ilgili doğuştan veya sonradan meydana gelen sorunlar erken ve geç düşüklere sebep olabilir.Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve gebelik zarlarının yırtılmasıyla fetusun (bebeğin) dışarı atılmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Daha öncede geçirilen rahim operasyonları( myom alınması, kürtaj) sonucunda dölyatağında bazı yapışıklıklar meydana gelebilir ve buna bağlı olarakgebelik kayıpları meydana gelmektedir. Rahim içindeki diğer sorunlar(polip ve myomlar) da aynı sebeple gebelik kayıplarına sebep olmaktadır.Otoimmun hastalıklar: Otoimmun hastalıkları insan vucudunun kendi hücrelerine karşı düşmanca davranması olarak tanımlayabiliriz. İnsan vücuduna giren mikroplara karşı vücutta harekete geçen bağışıklık savunma mekanizmaları kendi organlarına karşı da harekete geçerek zarar vermektedir. Özellikle böbrek ve bağ dokuları hasar görmektedir.Bu maddelerin etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır.Bu maddeler plasentayı da etkilediğinde gebelik kayıplarına sebep olmaktadır. Diyabet (Şeker hastalığı):Kontrol altındaki diyabet hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir. Yani gebe kalan bir diyabet hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır. Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid hastalığının gebelik kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının şart olmadığı söylenmektedir. Adet düzensizliği:Adet düzeniyle ilgili problemler çoğunlukla “ovulasyon” yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan “progesteron” hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir.Enfeksiyonlar:Virüs ve bakterilerin neden olduğu vajinal enfeksiyonların gebelik kaybına neden olabileceği düşünülmektedir.Ne var ki bu enfeksiyonların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.Kromozomal bozukluklar :Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5′inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Düşüklerin sebepleri, düşüğün oluştuğu aylara göre değişebilir.Bazen döllenme olur, fakat döllenme ürünü rahim içine yerleşmez ve sessizce, adet kanaması ile birlikte düşer. Bu durum sadece gebelik testleriyle anlaşılabilir. Yaş : Özellikle 35 yaşından sonra oluşan gebeliklerde düşük oranının daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bu oran 40 yaşından sonra daha da artmaktadır.
Permalink
Şubat 9, 2008 at 2:59 am
· Filed under GÜZELLİK
EPİLASYON VE TEDAVİLERİ
Bu sıvının oluşması beklendiğinden seanslar klasik iğneli yönteme göre daha uzun sürer. Epilasyondan sonraki ilk 24 saat içinde cilde su ve fondoten, ilk 48 saat içinde de sabun değdirilmemesi gerekmektedir. Hamilelere, vücudunda platin taşıyanlara, yüksek tansiyon hastalarına ve regl dönemindekilere uygulanmaz.Verilen yüksek frekans nedeniyle kıl kökünde bir çeşit sıvı oluşarak kılı öldürür. İstenmeyen kılların yok edilmesindeki diğer klasik yöntemlerin kısa etkili ve acı verici olması lazer epilasyon yönteminin günümüzde popüler olmasına neden olmuştur. Artık tıpta pek çok alanda kullanılan lazerler, epilasyon amaçlı yani istenmeyen kılları yok etmek için de büyük bir başarı ile kullanılmaktadır.
CBu şekilde kıl kökü tahrip edilmiş olur. Jilet ya da tüy dökücülerle alınarak kalınlaşmış tüylere daha fazla elekrik verilmesi gerektiğinden, bu durumda daha fazla acı hissedilir. Lazer Epilasyon/Foto Epilasyon imkanı olmayan kişiler veya kıl rengi Lazer Epilasyon ya da Foto Epilasyon uygulamalarına müsait olmayan kişiler beyaz-sarı kıllar veya Lazer Epilasyon/ Foto Epilasyon dan arta kalan beyaz kıllar için bu epilasyon yöntemi uygulanabilir.Bio-Aktif Sistem: epilasyon işleminden önce 3 gün üst üste bitkisel ağırlıklı solüsyon sürülür ve su ile temas olmaz. Seans sırasında solüsyon sayesinde yumuşamış bölgedeki tüyler sır ağda ile alınır ve tekrar solüsyon sürülür. Sonra epilasyon makinasının bob adı verilen başlığı ile bu bölgeye 15 dakika kadar masaj yapılır. Bu yöntemin esasını oluşturan solüsyonun amacı kılları zayıflatmaktır.Radyo Frekansı ile Epilasyon: Bu yöntem ses dalgalarının kıl kökünde ısıya dönüşerek kıl kökünü yakmasına dayanır.Foto Epilasyon : Foto epilasyon, lazer gibi ışığın yoğun biçimde deriye verilerek kıl köklerinin yakılmasıdır. Ancak ışığın dalga boyu lazerinkinden daha düşüktür. Epilasyon yapılacak bölge acıyı hafifletmek ve oluşabilecek kızarıklıkları engellemek için önce buz ile soğutulur.Blend Yöntemi : İğneyle kıl köküne girilerek elektrik verilerek epilasyon yapılır.
Permalink
Şubat 9, 2008 at 2:55 am
· Filed under GÜZELLİK
EPİLASYON VE KILLARIN BÜYÜMESİ
Lazer tekniği ile kıyaslandığında çok uzun zaman alan, ağrılı ve pahalı olan elektroliz yöntemi, bir iğnenin tek tek kıl köklerine batırılarak düşük seviyede elektrik akımı verilmesi prensibiyle çalışmaktadır.Yaş, etnik sbepler, ilaçlar, hormon seviyesi ve vücudun bölgesel özellikleri bunlardan bazılarıdır. Bu faktörler, kılın uzunluğunu, kalınlığını, sıklığını ve rengini etkilerler. Kılların tamamı aynı sırada uzamazlar. Kılın büyümesinin üç aşaması vardır; anajen büyümüş ve aktif, katajen geçiş ve telojen pasif.
Lazer epilasyon, istenmeyen tüylerin çözümünde en önemli teknolojik atılım olmuştur. Lazer epilasyondan önce bu sorun, ağda, cımbız, traş gibi yöntemlerle geçici olarak çözümlenmekteydi.
Halen kullanılan bu yöntemlerin yanında elektroliz iğneli epilasyon kalıcı bir çözüm sunmaktadır. Kıl renginin en koyu olduğu aşama, anajen safhadır.
Lazer epilasyon sisteminin çalışması is selective photothermolysis prensibine dayanmaktadır. Üretilen lazer ışını, cilt üzerinden zararsızca geçerek kıl köklerindeki pigmentlere nüfus eder. Kıl kökü tarafından emilen bu enerji, ısıya dönüşerek kıl kökünü tahrip eder. Lazer ışını sadece anajen aktif aşamadaki kıl köklerini tahrip ettiği için etkili bir sonuç ancak birkaç seans uygulama sonrasında elde edilmektedir.Lazer epilasyon tekniğinin elektrolize göre üstünlükleri; uygulama süresinin çok daha kısa olması, ağrısız olması ve toplam uygulama maliyetinin daha düşük olmasıdır. Elektroliz tekniğinde her kıl kökü için ayrı işlem yapılırken, lazer uygulamasında aynı anda birçok kıl kökü tahrip edilmektedir.Kliniklerimizde Sharplan Epitouch 5100 Alexandrite scannerlı cihazlarımızla tüm cilt tiplerine güvenle uygulama yapılmaktadır.Kılın büyümesiVücutta kıl oluşumunu etkileyen birçok unsur vardır.
Permalink
Şubat 8, 2008 at 12:03 pm
· Filed under GÜZELLİK
SEZERYAN İLE DOĞUM
Tedaviye dirençli vajinismus olgularında son çare olarak sezaryana başvurulur. Vajinismus dışında anne adayında normal doğumu engelleyecek psikiyatrik bozukluklar, anne adayının normal doğumdan aşırı korkması ve ikna edilememesi sezaryan ile doğum kararı verilmesinde etkili olur.Diğer bir grup elektif sezaryan ise, kesin ve bilimsel bir gerekçe olmamasına karşın doktorların bebek sağlığı için daha uygun olacağı hissini taşımalarıyla uygulanan sezaryanlardır.
Elektif acil olmayan sezeryan adını alan ve randevu verilerek gerçekleştirilen bu uygulama aşağıdaki durumlarda tercih edilir.Placenta PreviaPlasentanın serviksi tümüyle ya da kısmen kapatmasıdır. Kısmi kapatma durumlarında doğum eylemi esnasında serviks açılırken aşırı kanama olabileceğinden, tümüyle kapatma durumunda ise bebek hiçbir şekilde kanala giremeyeceğinden doğum mutlaka sezeryanla gerçekleştirilir. Tanı 36. gebelik haftasından sonra yapılan ultrason incelemesiyle konur. Bazı gebelerde gebeliğin erken dönemlerinde yapılan ultrasonlarda plasentanın servikse yakın yerleştiği, bazen de serviksi tümüyle kapattığı gözlenebilir. Bu dönemlerde sezeryan kararının hemen verilmesi doğru değildir, zira gebeliğin sonlarına doğru 36. gebelik haftasına kadar plasenta uterusun büyümesiyle yukarı çıkarak normal yerleşimine ulaşabilir.Bebeğin ters ya da yan durmasıFetuslar gebeliğin erken dönemlerinde sıklıkla yan ya da makat pozisyonunda baş yukarıda dururlar ve pozisyonlarını sık sık değiştirirler. Belli bir gebelik haftasından sonra, özellikle de 36. gebelik haftasından sonra bebek yeri daraldığından pozisyonunu değiştirmesi zorlaşır. 36. gebelik haftasından sonra bebeğin uterus içinde enlemesine durması sezaryan için mutlak bir neden teşkil eder. Makat ile gelen fetusların dikkatli bir inceleme sonrasında vajinal doğumuna izin verilebilir. Ancak önde gelen kısım yani doğum kanalına ilk giren kısım ayak ise doğum mutlaka sezeryan ile gerçekleştirilir. İlk doğumunu yapacak anne adaylarında makat gelişi ile doğum mümkün olmakla beraber bebeğin doğumu esnasında oluşabilecek muhtemel riskler yüzünden sezeryan ile doğum sıklıkla uygulanmaktadır.İribebekDoğumu yakın olan bir bebeğin ultrason ve klinik incelemelerle 4500 gramdan daha ağır olduğunun saptanması durumunda sezeryan ile doğum tercih edilir. Ortalama bir boyda ve kiloda olan bir anne adayında iri bebekte doğum eyleminin birinci ya da ikinci evresinde anne adayı ya da bebekte istenmeyen bazı durumlar oluşabilir. Bunlar arasında en sık görülenler doğumun ilerlememesi ve ikinci evrenin sonunda omuz takılmasıdır. Bu risklerin gerçekleşmesini önlemek için sezeryanla doğum tercih edilebilir.Pelvis Darlığı çatı darlığıBu duruma genellikle anne adayının çocukluk çağında geçirdiği ve kemik pelvis yapısını bozan hastalıklarda rastlanır. Hangi durumlarda sezeryan ile doğum kararı verilir?Sezeryan ile doğum kararı gebelik muayeneleri esnasında verilebileceği gibi, doğumu induksiyon suni sancı ile başlatma girişimi başarısız olduğunda, ya da doğum eylemi başladıktan sonra birinci ya da ikinci evrede verilebilir.Sezeryan kararı en sık doğum eylemi başladıktan sonra doğumun ilerlememesi ve fetal distres geliştiği durumlarda verilmektedir.Şu unutulmamalıdır: Bebeğin vücudu çıkana kadar herhangi bir dönemde normal doğumdan vazgeçilerek bebeğin sezeryan ile doğması kararı verilebilir!Gebelik muayeneleri esnasında sezeryan kararı verilmesi :Doğumu sezeryanla gerçekleştirme kararı henüz doğum eylemi başlamadan önce, antenatal incelemelerin herhangi birinde verilebilir.Şüpheli durumlarda antenatal dönemde yapılan dikkatli bir pelvik muayene ile tanı koyulur. Pelvis yapısı uterus içindeki bebeği doğurmaya uygun değilse sezeryan ile doğum kararı verilir.Herpes Simpleks EnfeksiyonuHerpes simpleks virüsü HSV enfeksiyonunun bulaştırıcılığının devam ettiği dönemde anneden bebeğe doğum esnasında virüs bulaşma riski vardır. HSV bebekte ciddi santral sinir sistemi enfeksiyonuna neden olabileceğinden doğum sezeryan ile gerçekleştirilir. Ancak bazen sezeryan bile bulaşmayı engelleyemeyebilir.Daha önce sezeryanla doğum yapmış olanlarDaha önce sezeryan ile doğum yapmış olanlar neden tekrar sezeryan ile doğum yaparlar?Sezeryan esnasında uterusa bir kesi yapılır. Bu kesi bebek çıkarıldıktan sonra usulüne uygun bir şekilde dikilerek kapatılır. Ne kadar iyi kapatılırsa ve ne kadar mükemmel iyileşirse iyileşsin kesi bölgesinde uterus kasının bütünlüğü bozulmuştur. Daha sonraki gebeliklerde uterus ve bebek tekrar büyümeye başladığında bu eski kesi yerinde bir gerginlik oluşur. Bu gerginlik kesi bölgesinin kendi kendine açılmasıyla dehisans ya da bölgede yırtık oluşmasıyla uterus rüptürü sonuçlanabilir. Böyle bir durum kanamaya yol açarak ve plasentanın işlevlerini bozarak anne adayı ve bebek için ciddi bir tehlike oluşturabilir.Sezeryan ile doğum yapmış olanlarda şimdiki gebelikte uterusta dehisans ya da rüptür oluşma riski nedir?Bu sorunun cevabını verebilmek için uterustaki kesinin yerini bilmek gerekir: Sezaryanda uterusa duruma göre iki ayrı kesi türünden biri uygulanır. Birinci ve en sık uygulanan, uterusun serviksle birleştiği alt kesime alt segment uygulanan yatay kesidir. İkinci kesi şekli ise uterusun yukarısında gövde kısmına uygulanan dikey kesidir. Klasik insizyon kesi adı verilen bu dikey kesi bebeğin alt segment kesisinden çıkmasının zor olduğu durumlarda uygulanan nadir bir kesi şeklidir. Alt segment yatay kesilerde gebelik esnasında uterusun gebelik ya da doğum eylemi esnasında bu kesi yerinden yırtılma olasılığı binde 2 civarındadır. Klasik insizyonda ise uterus gövdesi ciddi hasar gördüğünden oran tam olarak bilinmemekle beraber çok yüksektir.Sezaryan ile doğum yapmış olanlarda şimdiki gebelikte vajinal yoldan doğum yapma şansı varmıdır?Önceki doğumunu sezaryanla yapmış olanlarda şimdiki doğumun da sezaryanla gerçekleştirilmesi uygundur, ancak şart değildir. Özel koşullar yerine getirildiğinde önceden sezaryanla doğum yapmış bir anne adayı normal doğum yapabilir Bu özel koşullar arasında en önemlisi doğum eylemi esnasında acil olarak ameliyata alınmaya uygun şartların varlığıdır. İstisna oluşturabilecek tek durum önceki sezaryan operasyonunda klasik insizyon kullanılmış olmasıdır. Bu durumda sonraki doğumların hepsinin sezaryanla gerçekleştirilmesi çok daha uygundur. Sezaryanla doğum yapmış annelerin ameliyatlarının ne şekilde yapıldığını bilmeleri ve taburcu olurken bu konuda bir belge almaları daha sonra vajinal yolla doğum yapmak isteyebileceklerinden önemlidir.Doğum kanalını tıkayan myomlar ya da kanalda yer alan diğer kitlelerDoğum kanalına yerleşmiş büyük miyomlar ya da diğer kitleler, nadiren de perinede yer alan HPV enfeksiyonuna bağlı büyük kondilom lezyonları bebeğin kanaldan geçişine ve doğumuna engel teşkil edebilir.Anne adayının doğumun ikinci evresinde ıkınmasının sakıncalı olduğu durumlarBazı kalp ve beyin hastalıkları olan anne adaylarında kafa ve karın içi basıncını artıran ıkınmalar sakınca teşkil eder. Bu durumda anne adayı hastalığın uzmanı ile konsulte edildikten sonra doğum sezaryan ile gerçekleştirilir.Bebekteki bazı anormalliklerBebekte yaşamla bağdaşan ancak doğum kanalından geçişi engelleyecek omfalosel, hidrosefali gibi fiziksel kusurlarda sezaryan tercih edilir. Doğan bebeğe ilgili uzman doktor tarafından kısa zamanda müdahale yapılır.Diğer durumlarYukarıda sayılanlar henüz doğum eylemi başlamadan önce sezaryan kararı verilen durumların tümüne yakınını kapsar. Bunun dışında bebekle ya da anne adayıyla ilgili gebeliğin seyrininde sezaryan kararı verilen nadir durumlar da mevcuttur. Vajinismus vajina girişinin kasılarak penisin girişine izin vermemesi-bu durum vajinal muayene ile doğumun gidişatını takibi imkansız kılacağından sezaryan için bir neden teşkil eder bunlardan biridir. Uzun süren bir kısırlık döneminden sonra IVF tüp bebek ya da diğer yöntemlerle gebe kalan, daha önceden çok sayıda düşük ya da erken doğum kayıpları nedeniyle çocuk sahibi olamayan, daha önce gebelik ya da doğum eylemi esnasında bir ya da daha fazla sayıda bebeğini kaybeden anne adaylarına çoğunlukla sezaryan ile doğum önerilmekte ve bu öneri anne adayı tarafından da genelde olumlu karşılanmaktadır. Burada temel düşünce anestezi ve sezaryanın anne adayına getirdiği riskin normal doğumdan çok daha fazla olduğunun bilinmesi, ancak zorluklar sonunda elde edilen bebeğin canlı doğmasının garanti altına alınması için bu risklerin kabullenmesidir. Bebeğin sağlığı açısından normal doğum ve sezaryan ile doğumu karşılaştıran çalışmalar mevcut olmakla beraber çelişkili sonuçlar çıkmaktadır. Riskli olmayan bir gebelikte büyük bir olasılıkla vajinal yoldan doğum bebek için en uygun olanıdır. Çünkü doğa bu yolu seçmiştir.Sezaryan ile doğumun elbette ki çok önemli avantajları vardır:Plasenta previa olgularında vajinal yoldan doğum girişimini anne ve bebek için ölümle sonuçlanması mutlaktır ve bu durumda uygulanan sezaryan hayat kurtarıcıdır. Bu konuda kimsenin bir yorum yapması söz konusu değildir. Üzerinde durulması gereken konu vajinal yoldan doğması mümkün olan bebeğin sezaryan ile doğurtulmasında bebek sağlığını korumada olumlu etkisi olup olmadığının tam bilinmemesidir.Böyle durumlarda da sezaryan önemli avantajlar sağlayabilir: Bebek her türlü yoğun bakım şartları hazırlandıktan ve uygun koşullar yerine getrildikten sonra sezaryan ile planlı bir şekilde doğurtulur. Vajinal doğumda ise doğum şartların tam uygun olmadığı beklenmedik bir zamanda olabilir. Sezaryanda bebek olgun olduktan hemen sonra 39. haftada doğurtulur. Doğum eyleminin başlaması beklendiğinde ise gebelik süresi 42. haftaya kadar uzayabilir. Bu ek 3 hafta içerisinde bebek beklenmedik bir şekilde ölebilir. Bu sayılan durumlar çok nadir rastlanan durumlardır. O yüzden sezaryan yanlızca kesinlikle gerekli olan durumlarda previa gibi uygulanmalıdır. Kesin gerekli olmayan durumlarda ise her gebe ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanının doğum şekli konusundaki hissi ve tecrübeleri doğum şekline karar verilmesi konusunda ön plana alınmalıdır. Sezaryan aşırı ve gereksiz yere uygulandığında doğal sürecin tersine gidildiğinden kitlesel düzeyde bakıldığında anne ve bebek hayatına olumsuz etki etmesi kaçınılmazdır.Elektif sezaryanın uygulanmasıSezaryan ile doğumu elektif olarak gerçekleştirmek için anne adayının gebelik haftası kesin olarak belirlenmiş olmalıdır. Diabet gibi bebeğin akciğerlerinin geç olgunlaştığı durumlar hariç, 39. gebelik haftasından sonra bebek olgunlaşmış kabul edilir. Bu nedenle elektif sezaryan sıklıkla 39. gebelik haftası içinde uygulanır. Gebelik haftasının kesin olarak belli olmadığı durumlarda nadir de olsa akciğerleri olgunlaşmamış prematüre bir bebek doğurtulma riski vardır.Gebeliğin seyrinde bazen doğum eylemi başlamamasına rağmen acil sezaryan kararı verilen durumlar da vardır. Bunlar genellikle beklenmedik durumlardır. Bebeğin kalp seslerinin bozulmuş olması ve fetal distres ortaya çıkması, ablatio gelişmesi plasentanın erken ayrılması ya da nadiren suların gelmesi esnasında kordonun sarkması durumunda doğum eylemi başlamadan acil sezaryan uygulanır.Doğum eyleminin başlatılma girişimlerinin başarısız olması başarısız indüksiyon girişimi durumunda sezaryan kararı verilmesi:Beklenen doğum eyleminin başlamadığı durumlarda anne adayına serviksi olgunlaştıran ilaçlar ve suni sancı verilir. Buna indüksiyon adı verilir. İndüksiyon doğum eylemini başlatmada başarısız olursa sezaryanla doğum gerçekleştirilir. İndüksiyon en sık miad geçmesinde uygulanır. Anne hayatının ya da bebek hayatının tehlikede olduğu durumlarda da ağır preeklampsi ve fetal distres gibi fetus miadında olmasa bile indüksiyonla doğum eylemi başlatılmaya çalışılır.Doğum eylemi başladıktan sonra sezaryan kararı verdiren durumlar :Düzenli olarak takibe giden gebelerde yukarıdaki sayfalarda anlatılan durumlar söz konusu olduğunda doğum eyleminin başlaması beklenmez ve sezaryan ile doğum gerçekleşir. Gebelerin büyük kısmında bu yukarıdaki durumlar söz konusu olmadığından bu gebelerin doğum eylemine girmesi beklenir.Ancak doğum eylemi esnasında aşağıda anlatılan beklenmeyen durumlar söz konusu olduğunda doğum eylemi yarıda kesilerek sezaryan ile doğum kararı verilir. Yukarıda bahsedilen ve elektif planlı sezaryan kararı verdiren durumların tümü, bu durumlar önceden belirlenememişse düzenli kontrollere gidilmemesi durumunda doğum eylemi başladıktan sonra da sezaryan ile doğum kararı verdirir.Doğum eyleminin birinci evresinde sezaryan kararı verdiren durumlar:Düzenli olarak antenatal takiplere gittiniz. Antenatal takiplerinizde hiç bir problem saptanmadı. Doğum eylemi başladı. Henüz servikste açılma tam değil, sancılar devam ediyor. Ne gibi durumlarda sezaryan gerekir?Birinci evrenin uzaması: Doğum eyleminin evreleriServiksteki açıklık uygun şekilde ilerlemezse durum değerlendirmesi yapılır. Uterus kasılmaları zayıflamışsa ya da düzensizleşmişse ve bunun için bir neden bulunamıyorsa anne adayına durumu gidermek amacıyla damardan uterus kasılmalarını düzene sokmak amacıyla oksitosin verilir. Yeterli dozda oksitosine rağmen serviks açıklığı ilerlemiyorsa sezaryan kararı verilir. .Bir sezaryan operasyonu tipik olarak şu şekilde seyreder:Ameliyat hazırlıkları:Aşağıda genel anestezi ile gerçekleştirilen elektif bir sezaryan operasyonu anlatılmaktadır.Planlı bir sezaryan için doktor tarafından genellikle 39. gebelik haftasına rastlayan bir günde randevu verilir. Gebeliğin başından itibaren antenatal kontrollere düzenli olarak gelen bir gebede gebelik haftası konusunda yanılma riski yoktur. Randevu gününden bir kaç gün önce anesteziyi verecek doktor anne adayının muayenesini yapar. Randevu gününden önceki gece yarısından itibaren birşey yiyip içilmemeli, sabah kalkınca da kahvaltı etmeden ve hiç bir şey içmeden hastaneye gidilmelidir. Hastanede rutin muayeneler yapılır ve eksik kalan tetkik varsa tamamlanır. Pelvik muayene tuşe yapılmayabilir.Anne adayına lavman yapılır ve ameliyat kıyafetleri giydirilirKasılmalar düzenli olmasına, hatta normalden daha kuvvetli olmasına rağmen serviksteki açıklık ilerlemiyorsa bebeğin pelvisten geçmeye uygun olup olmadığının tekrar değerlendirilmesi gerekir. Baş pelvis uygunsuzluğu durumunda kasılmalar ne kadar düzenli ve şiddetli olursa olsun serviksteki açıklık ilerlemez. Baş pelvis uygunsuzluğu tanısı konamamış bir iri bebek durumuna bağlı olabileceği gibi, bebeğin doğum kanalına alın gelişi ile girmeye çalışması gibi diğer bazı anormal durumlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tüm bu durumlarda kasılmalara rağmen serviksteki açıklık ilerlemez. Bu durumda artık normal doğum imkanı kalmamıştır ve sezaryanla doğum gerçekleştirilir.Fetal distres ortaya çıkması: Fetal distresBirinci evrede fetus kalp seslerinde bozulma saptanırsa bu durum anne adayı sol yanına yatırılarak, oksijen ve sıvı verilerek giderilmeye çalışılır. Fetal distres normal doğumu bekleyemeyecek kadar ağırsa ve önlemlerle düzelmiyorsa doğum sezaryanla gerçekleştirilir.Kordon sarkması:Makat ile doğumda sık rastlanır. Bazen de baş gelişinde su kesesinin kendiliğinden açıldığı durumlarda ya da doktor tarafından açılması durumunda kordon sarkabilir. Doğumun dakikalar içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği ender durumlardan biridir. Acil sezaryan uygulanır.Ablatio placentaya bağlı fetal distres ya da aşırı kanama: Ablatio placentaPlasenta erken ayrıldığında ayrılmanın şiddetine göre kanama ya da fetal distres bulguları ortaya çıkar. Anne hayatı kanama nedeniyle, fetus da fetal distres nedeniyle tehlikeye girerse doğum sezaryan ile gerçekleştirilir.Doğum eyleminin ikinci evresinde sezaryan kararı verdiren durumlar: Doğum eyleminin ikinci evresiBirinci evreyi atlattınız. Serviks tam açık, doğuma çok az kaldı. Doğumun bu kadar yaklaştığı bir dönemde sezaryan hangi durumlarda gereklidir?- Bebeğin doğum kanalında sıkışması:Bebek başının doğum kanalının tam ortasında yer alan dikensi çıkıntıları aşmak için ön-arka doğrultuda olması gerekir. Bu dönüşü başaramaz ve baş yatay konumda bu dikensi çıkıntılara ulaşırsa burayı aşması oldukça zor olur. Derinde transvers duruş adı verilen bu nadir durumda vakum ile bebeği çekmek çok travmatik olabileceğinden sezaryan ile doğum gerçekleştirilir.- Vakum ekstraksiyonunun başarısız olması:İkinci evrede bazı durumlarda vakum uygulamak gerekebilir vakum ekstraksiyonu ile doğum. En sık fetal distres ve ikinci evrenin uzaması nedeniyle vakum uygulanır. Vakum uygulaması ile doğum gerçekleştirilemezse doğum sezaryan ile gerçekleştirilir.SEZARYAN NASIL BİR AMELİYATTIR?Yukarıda anlatıldığı gibi gebeliğin herhangi bir döneminde çok önceden elektif sezaryan kararı verilebilir ya da gebelik veya doğum eylemi esnasında acil sezaryan kararı verilebilir. Acil sezaryan demek, bebeğin ya da anne adayının hayatının tehlike altında olması nedeniyle kısa süre içinde bebeğin doğurtulması demektir. Bu süre kordon sarkması gibi çok acil durumlarda dakikalarla ifade edilebilir. Bu durumlarda ameliyat ekibin hızla toparlanması, anestezinin hızla verilmesi ve bebeğin hızla doğurtulması gerekir. Anestezi ve ameliyatla ilgili istenmeyen durumların en sık oluştuğu durumlar bu acil durumlardır. Diğer acil sezaryan şekillerinde ise sezeryana bağlı istenmeyen durumları engellemek için yeterli süre genellikle vardır. Sezaryan operasyonunun kendisinden ve anesteziden kaynaklanan istenmeyen durumların en az görüldüğü durumlar ise elektif olarak uygulanan operasyonlardır. Ancak günümüzde anestezi teknolojisi ve ameliyat tekniğinin ilerlemiş olması ve anestezi ve ameliyat ekibinin tecrübesiyle en acil ameliyatlar bile başarılı bir şekilde sonuçlanmaktadır. Barsaklar tümüyle boşaltıldıktan sonra anne adayı son kez tuvalete gider ve ameliyathaneye alınır. Bazı durumlarda idrar sondası takılması gerekebilir. Ancak genellikle bu sonda ameliyattan sonraki ilk gün çıkarılır.Ameliyathane nasıl bir yerdir?Ameliyathane, içinde ortada bir ameliyat masası, masanın baş kısmında anestezi vermeye yarayan bir cihaz ve çok sayıda dolap ve çekmecenin bulunduğu bir odadır. Masanın tam tepesinde ameliyat sahasını aydınlatmaya yarayan büyük lambalar bulunur. Genellikle ameliyathanede hafif bir müzik çalar. İçeride anestezi verecek olan doktor hazırlıklar yapmaktadır. Maskeli ve steril yeşil ameliyat kıyafeti giymiş bir hemşire ameliyatta kullanılacak olan malzemeleri hazırlamakta ve yine maskeli bir personel oraya buraya koşuşturarak istenen malzemeleri temin etmektedir. Anestezi doktoru ve ameliyathane personeli sizi ameliyat masasına yatırır. Anestezi doktoru size bir serum takar, göğüs kafesinizin üzerine kalp monitörüne bağlanmanız için yuvarlak bantlar yapıştırır ve bu bantlara bağlantı kabloları iliştirilir. Birden ameliyathanede kalp atışlarınıza tekabül eden sinyaller duymaya başlarsınız. El işaret parmağınıza da bir alet takılır ve bu aletten de kanınızdaki oksijen durumu kontrol edilir. O sırada operatör ve yardımcısı maskeli bir şekilde ve ellerini yıkayarak içeri girer. Ameliyathane hemşiresi onlara ellerini kurulamak için birer havlu uzatır. Daha sonra operatör ve yardımcısı da steril yeşil kıyafetlerini giyer.Personel sizin karnınıza kadar olan kısmınızı açar. Karnınız ve bacaklarınızın üst kısımları antiseptik bir maddeyle boyanır. Bu işlem ameliyatlarda genelde hasta uyuduktan sonra yapılmasına karşın sezaryanda bebeğin anestezik ilaçlara gereksiz yere maruz kalmasını engellemek için siz uyumadan önce yapılır. Bu işlemde biraz üşüyebilirsiniz. Daha sonra üstünüz steril yeşil örtülerle kaplanır. Operatör genellikle sağınıza, yardımcısı solunuza geçer. Anestezik maddelerin artıkları bazı hoş olmayan kokular duymanıza neden olabilir ve boğazınızda entübasyon tübünün takılmasına bağlı olarak bir dolgunluk hissedebilirsiniz. Eliniz genellikle ameliyat bölgesine dokunmak ister, bu bölgede bir sızlama duyabilirsiniz. Ancak servis hemşiresinin yaptığı ağrı kesicinin etkisi dakikalar içinde başlayacak ve bu rahatsızlık hissi azalacaktır. Daha sonra odanızda sizden başka birilerinin olduğunu görürsünüz. Bu kişiler sizin ameliyattan çıkmanızı dört gözle bekleyen sevdiklerinizdir. Bir de ağlayan oldukça ufak birisi daha vardır. Anestezinin etkisinde olduğunuzdan rüya gördüğünüzü sanabilirsiniz ama bu sizin bebeğinizdir Anestezi doktoru size damardan bir iğne yapar, gözleriniz ağırlaşır ve uyursunuz.İyi uykular .Siz damardan verilen ilaçla uyuduktan sonra daha derin uykuya dalmanız amacıyla anestezi doktoru tarafından ağzınızdan nefes borunuza uzanan entübasyon tübü adı verilen özel bir tüp yerleştirilir ve yine damardan verilen bir ilaçla kaslarınızın tümünün işlevi durdurulur. Kas işlevleri durunca artık sizin solunum faaliyetlerinizi elindeki siyah balon ile anestezist devralmıştır. Entübasyon tübünden size anestezik madde ve oksijen verilir. Kalp fonksiyonlarınız ve kanınızdaki oksijen düzeyi tamamen kontrol altındadır. Anestezist operatöre tamam başlayabilirsiniz mesajını verince operasyon başlar.Ameliyat tekniği:Karnınızın alt kısmına, iç çamaşır izinize gelen yerde cilde yaklaşık 15 santimetre uzunluğunda yatay bir kesi yapılır. Bu kesiye Pfannenstiel insizyonu adı verilir. Eğer uterusta klasik insizyon planlanmışsa bu durumda göbeğin hemen altından başlayan dikey bir kesi yapılır.Cilt kesildikten sonra ciltaltı yağ tabakası da kesilerek kasları saran koruyucu kılıfa ulaşılır. Kılıf kesilir ve karın kasları kesilmeden yanlara doğru ayrılarak periton a karıniçi organları örten zar ulaşılır. Periton da kesilir ve uterusa ulaşılır. Uterusun alt segmentine yatay olarak bir kesi yapılır ve bebeğin çıkmasına yetecek büyüklükte yaklaşık 10 cm ye genişletilir. Bu kesiden bebek doğurtulur. Bazı özel durumlarda uterus gövdesine dikey kesi klasik insizyon uygulanır.Bebek kordonu kesildikten sonra bebeği almaya gelen çocuk doktoruna ya da bebek hemşiresine teslim edilir. Plasenta elle çıkarılır. Daha sonra kesilen katlar tek tek dikilir ve cilt tabakasının içine dıştan sadece uçları görünen estetik dikiş konarak operasyona son verilir. Bazı durumlarda estetik dikiş yerine tek tek dikiş koymak gerekebilir. Cildin dikilmesi esnasında anestezist sizi çoktan uyandırmaya başlamıştır. Lütfen nefes alın, ameliyatınız bitti gibi sözler duyarsınız. Tümüyle ayılıp kendi kendinize rahat nefes alabilir hale geldikten sonra odanıza götürülmek üzere servis personeli tarafından alınırsınız.Tebrikler!!Bu işlemler karışık gibi gözükse de uyuduğunuz andan itibaren özel durumlar oluşmazsa yaklaşık 20-30 dakika gibi bir sürede ameliyatınız tamamlanmış olur.Servise yarı uyanık bir halde geldikten yaklaşık bir saat sonra artık olayları algılamaya başlarsınız.
Permalink
Şubat 8, 2008 at 8:32 am
· Filed under GÜZELLİK
Permalink
Şubat 8, 2008 at 7:37 am
· Filed under GÜZELLİK
KABIZLIK NEDEN OLUR ?
Zararlı yada gereksiz olandan arınmak!..Tıpkı zekanın arınarak gelişmesi gibi. Hani onu tutsak eden bağlardan kurtulmak, aklın özgürlüğünde yürüyüşe çıkmak bağlamında.Neticede son kullanma tarihi geçmiş olanlardan kurtularak, çağdaş ya da kafaca sağlam bir insan kimliğine kavuşabilmektir asıl olan.Yemek, içmek ne denli zorunlu ise, boşalmak ve arınmak da o denli zorunlu bir gerçektir, yaşam adına soluklanabilmek için…Zorunlu ve yadsınmaz bir döngüdür yeme, içme ve boşalma; idrar yapma ve dışkılama ile tanışık olduğumuz biyolojik gerçekliği ile. Artık vücut için yararsız olan ve atılması gerekenler , atılmalıdır zıtların birliğine ve usulüne uygun olarak.Eğer bu döngü kısırlaşır yada sekteye uğrarsa, bir dizi sorunlar örmeye başlar mutlu hayatın başına. Kabızlığın da başımıza dert olması gibi..Kabızlık, en basit tanımıyla rahat bir dışkı yapamama durumudur. Burada sıkıntı genellikle, haftada bir yada iki kez dışkıya çıkma şeklinde dile getirilir. Bu durum kalın bağırsağın çıkış bölgesine, his uyandıramayacak miktarda az dışkı geldiğini düşündürür.Kabızlık yakınmalarının yarıya yakını alışkanlık veya sosyal yaşam tarzı ile ilgili olup, bu durum basit kabızlık olarak tanımlanır. Alınacak sosyal önlemlerle çoğu kişide bu sorun çözülebilmektedir.Geri kalan kısmında ise basitten karmaşığa doğru bir dizi testlerle altta yatan hastalık etkenleri ortaya konur. Muhtemel bir bağırsak tıkanıklığı, bir hormon yada metabolizma hastalığı, kas ve sinir hastalıkları, açığa kavuşturulması ve tedavi edilmesi gereken kabızlık nedenleridir.Kabızlık nedenleriHipotiroidi adını verdiğimiz tiroid hormon eksikliği ya da yetersizliğine bağlı durumlarda kabızlık sık olarak dile getirilen bir yakınmadır..* Kabızlığa karşı ilacı en son seçenek olarak düşünün ve mutlaka doktorunuzun önerdiklerini tercih ediniz.Gelişigüzel ilaç kullanmak alışkanlık yapabileceği gibi son derece ciddi yan tesirlere de neden olabilir.Ne yapmalıyızSorunu mutlaka iç hastalıkları uzmanıyla paylaşınız. Basit bir kabızlık mı yoksa altta yatan bir hastalık bulgusu mu olduğunu kesin olarak tespit ettiriniz.Bu amaçla önerilen tetkikleri mutlaka yaptırınız.Kabızlığa neden olan ilaçlar* Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar.* Sara (epilepsi) tedavisinde kullanılan ilaçlar.* Parkinson tedavisinde kullanılan ilaçlar.* İdrar söktürücüler.* Kalsiyum tedavisi.* Demir tedavisi.* Spazm çözücü olarak kullanılan antikolinerjik ilaçlar.* Anti asit olarak mide tedavisinde kullanılan ilaçlar.* Hipertansiyon tedavisinde kullanılan kalsiyum blokerleriFT4 ve TSH adı verilen hormonların analizi ile kesin tanı konur.Bir başka deyişle kalın bağırsağın son kısmına ulaşan dışkıyı, tümden boşaltamama durumudur. Tıbbi literatürde kabızlık, konstipasyon olarak dile getirilir. Tıbbi literatürde bu çıkış bölgesine anorektal bölge adını vermekteyiz. Basit kabızlık olarak tanımladığımız durumların çoğu bu şekilde ortaya çıkmaktadır. - Eğer dışkı yapma isteği azalmış ise sorun, büyük olasılıkla daha yukarılardadır.Eksik tiroid hormonu verilerek genel durum ile birlikte kabızlık ta düzelir.Kabızlık sıradan bir rahatsızlık olarak yorumlanıp hafife alınmamalıdır. Son derece ciddi bir hastalığın bulgusu da olabilir.Bu nedenle şu gerçek mutlaka sorgulanarak açığa kavuşturulmalıdır:”Kabızlık, bağırsağın son kısmından mı yoksa daha yukarıdan mı ileri geliyor?”Yanıtlara göre de şu iki husus dikkatle değerlendirilmelidir:- Eğer düzenli olarak dışkı yapma isteği var, ancak tam olarak dışkı boşaltılamıyorsa sorun, büyük olasılıkla kalın bağırsağın son kısmında yani dışkının çıkış bölgesindedir.Diabet olarak da tanıdığımız şeker hastalığında kabızlık yine sık tanık olduğumuz bir yakınmadır. Şekerin kontrolü ve disiplinli bir diyet programı ile bu sorun hafifler ve geriler.Ancak dikkat edilmez ise ileri de bağırsak fonksiyonlarının iyice bozulması sonucu, kontrolü son derece zor ishallere de dönüşebilir.Böbrek yetmezliği durumunda kabızlık başlı başına bir sorun olabilir.Özellikle bu gibi durumlarda kulaktan duyma ilaçlar kullanmamak gerekir.Mevcut böbrek yetmezliğini daha da ağırlaştırabileceği gibi kanda mineral dengelerini de alt üst edebilir. Kalsiyum pek masum değil!Son günlerin salgın modası haine gelen, “doğal ürün ” ve “ilaç değiliz” etiketleriyle neredeyse fetişe edilen mineral içerikli tabletleri kullanırken de uyanık ve dikkatli davranmalıyız.Gelişigüzel kullanıldığında bu ürünler, metabolizma hastalığı olanlar ve kanda mineral dengesi hassas olanlar için ciddi riskler yaratabilirler.Uzun süreli kalsiyum ve demir kullanımı sonucu inatçı kabızlık ortaya çıkabilir.Özellikle osteoporoz diye tanımladığımız kemik zayıflaması durumlarında sürekli kalsiyum alımının kabızlığa neden olabileceği bilinmesi gereken bir gerçektir.Sürekli idrar söktürücü ilaç kullananlar da kabızlık riski altındadırlar. Hipertansiyon tedavisinde kullanılan bir çok ilacın içeriğinde idrar söktürücüler de yer alır.Bu konuda tedbirli olmak ve sorunu doktorunuzla paylaşarak çözümlemek gerekir.Ciddi uyarı!En nihayeti, ogüne kadar düzenli olan dışkılama peryodları değişerek, haftada 1 2 gün gibi kabızlık peryodlarına geçmiş ise son derece uyanık olmak gerekir. Bu, kalın barsakta gelişmekte olan bir tümör mesajı da olabilir.Kabızlığa karşı önlemler* Posa ve lif içeren sebzeleri ve meyveleri mümkün olduğunca kabuklu tüketiniz.* Her sabah aç karına iki bardak su içiniz ve düzenli olarak tuvalete oturunuz.Sonuç alıncaya kadar bunu bir alışkanlık haline getiriniz ve ısrarla devam ettiriniz.* Günde en az 2 litre su içiniz.* Her sabah incir yada kuru kayısı yeyiniz.* Kepekli ekmek tercih ediniz.* Tuvalet tercihi ile dışkılama isteğinizi ertelemeyiniz.* Çay,kahve ve kolalı içkilerden uzak durunuz.* Kabızlığa neden olabilecek ilaçları doktorunuza danışarak gözden geçirtiniz
Permalink