BOTOX VE MUCİZELERİ

BOTOX VE MUCİZELERİ
Birçok kişinin kırışıklık tedavisinde en çok tercih ettiği yöntem olan botox, amacıyla da son yıllarda yaygın olmasına karşın, yanlış bilinen birçok noktası var.Botox, zamanla yüzde oluşan derin ve yeni başlamış mimik kırışıklıklarında, çizgilerde uygulanan cerrahi olmayan bir uygulamadır. Clostridum Botulinum adlı bakteriden üretilen , saflaştırılmış bir proteinin kırışıklığa yol açan kaslara çok ince uçlu bir enjektör iğnesi ile düşük dozlarda verilmesiyle uygulanır diyen ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Erol Kışlaoğlu botox hakkında şu bilgileri verdi.-Botox Sadece Kozmetik Amaçlı Bir İlaç mıdır?İlacın ilk kullanım alanı değildir. Pek çok nörolojik hastalık , serebral palsi, göz tikleri ve şaşılıkta kullanılmıştır, kullanılmaya devam edilmektedir. Bu uygulamalar esnasında fark edilmiştir ki; kaş arasında ve göz çevresindeki kırışıklıklar yok olmuştur. Bunun üzerine araştırmalar yapılarak ve kozmetik alanlarda kullanımı başlamış ve alınan sonuçların son derece iyi olmasından dolayı yaygınlaşmıştır.-Botox Felce Sebep Olur mu?Enjekte edilen kasta sinir hücreleri aracılığıyla kasılma emri veren iletiyi geçici süre durdurmaktır. Yani felç eder bilgisi yanlıştır. Uygulanması son derece basittir. 5 dakika içerisinde yapılır. Etkisi ise 1 haftada tam olarak görülür. İlk uygulamada süresi 4 ay iken daha sonraki uygulamalarda süre 6 ay olur. Kırışıklığa yol açan kaslara serum fizyolojik ile seyreltilerek enjekte edilmektedir, enjeksiyondan sonra kas içinde yayılarak dağılır. Uygulama alanları alın, kaş arası, göz çevresindeki kaz ayağı dediğimiz çizgiler, üst dudak ve boyundaki çizgilerdir. Aynı zamanda koltuk altı, el ve ayak terleme probleminde de maksatlı uygulamalar yapılabilir. -Donuk ve İfadesiz Bir Görüntüye Neden Olur mu?Donuk surat ifadesi ise yanlış bilinen bir duyumdur. Bu hastanın isteği ve hekimin arasındaki diyoloğa bağlıdır. Her ın beklentisi ve doktorun kabiliyeti farklıdır. Örneğin bir hasta kaş çatmaktan memnun değilken bir diğeri işi yada çevresi gereği bu mimiğin kalmasını isteyebilir. Ya da biri için kaz ayaklarının yok olması bir diğeri kaşlarının kalmasını isteyebilir.Önemli olan hastanın isteği ve doktorun bunun bilincinde olarak uygulamayı ve dozu görünümü bozmadan ayarlamasıdır.-Botox Yapıldığı Belli Olur mu?Botox uygulamasını yaptıranlar genellikle anlaşılmasını istemezler. Bu yüzden teknikler gelişmiştir. Dozları düşük tutup bir yere enjekte etmektense birkaç azar azar enjekte ederek hem görüntüyü koruyup hem de kırışıklıkların yok olmasını sağlayabiliyoruz. Sizde yaptırmayı planlıyor ve belli olmasından endişe ediyorsanız, kaşlarınızın çok kalkmasını istemezseniz sonuç tam istediğiniz gibi olacaktır.-Botoxun Yeni Kırışıklıklara Neden Olduğu Doğru mu?Botox un bazı kırışıklıkları yok edip başka yerlerde yeni kırışıklara neden olduğu söylenmekte, olan ise; yatay çizgiler yok olduğundan dikey çizgilerin göze çarpmasından ibarettir. Yani yeni olduğu söylenen kırışıklıklar zaten var olan fakat diğer çizgiler daha derin olduğu için göze batmayan çizgilerdir. Bir de hastanın isteğine bağlı olarak yapılan kaş kaldırma işleminde uygulandığında alın çizgileri oluşabilir. Bunun haricinde yeni kırışıklıklara neden olduğu bilgisi yanlıştır.-Yan Etkileri Var mı?Botox un bilinen hiç yan etkisi yoktur. Botox, tüm dünyada amaç ve sonuçları öğrenildikçe kullanımı artan, en kolay kırışık yoketme yöntemi olarak biliniyor. Ancak ismi sık duyulsa da ve her zaman gündemde olsa da botox hakkında bilinmeyen çok şey var. ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Erol Kışlaoğlu botox hakkında bilinmeyenleri, merak edilenleri ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.Kısa bir zaman öncesine kadar pek çok nörolojik hastalığın tedavisinde kullanılan botox, son yıllarda amacıyla kullanılmaya başlandı.Etkisi sadece uygulama bölgesiyle sınırlıdır, 24 saat içerisinde vücuttan atılır ve en önemlisi maksimum etkisi yani kaslardaki gevşeklik 6 aydır. Uygulama anında iğneye bağlı kızarıklıklar ise gündelik hayatta kullandığımız malzemeleriyle kolayca kapatılabilir. Etkisi geçtikten sonra yeniletmenizde hiçbir sakınca yoktur ve herhangi bir sınırlama olmaksızın ömür boyu kullanabilirsiniz.-Dudak ve Yüz Dolgunlaştırmada Kullanılır mı?Botox un işlevi kas hareketlerini zayıflatmak olduğundan dolgu maddeleriyle kıyaslamak yanlış olacaktır. Dudak üzerindeki ince çizgilerde kullanılmakta ancak dolgu maddesi gibi dudak ya da yüz dolgunlaştırmakta kullanılmamaktadır. Yani botox ı şişirir demek tamamen yanlıştır.-Sahte Botox Var mı?Botox la ilgili en önemli konulardan biri de botox un belli bir kalitesi ve dozunun olmasıdır. Piyasada bazı uzakdoğu ürünü kopya ilaçlar olduğunu ve bunların çok ucuza yapıldığını duymakla beraber bu ürünleri doktorların kullandığını düşünmüyorum. Her ne kadar basit bir işlem gibi görünsede Botox uygulayabilmek için muhakkak anotomi bilgisi gerekmektedir. Sadece ve sadece bu işin uzmanı olan doktorlar tarafından uygulanmalıdır.-Bazı Kremlerin Botox Etkisine Sahip Olduğu Doğru mu?Son dönemde botox etkisine sahip olduğu söylenen pek çok krem ve benzeri ürün görmekteyiz. Nitekim botox kesinlikle kremlere katılabilecek ve yüze sürülerek etki edecek bir madde değildir. Botox verilen bir bölge şişmez. Botox dolgu maddesi değildir. Dolgu maddeleri ayrı bir gruba giriyorlar.6. Botox değil ve sağlığa zararlı.Bilinen hiçbir yan etkisi ve zararı yok. Aspirin ne kadar değilse botox da o kadar değil. Ya da yılan zehiri olmasına karşın bir ı öldürebilir. Her iyi, her olmayan kötüdür denemez!7. Botox yaptıranlar şeytan gibi görünüyor.Bu da tamamen ilacı veren kişiye bağlı. Botox kaşları kaldırabilir ama bu kontrollü bir şekilde olur.Tamamen doktorun elindedir.Kaslara enjekte edilmelidir, oysa kremler tamamen yüzeyine uygulanırlar, dolayısıyla sadece yüzeysel ince kırışıklıklarında etkili olabilirler. Botox ise dinamik kaslara bağlı derin kırışıklarda etkilidir. Bunlarda alındaki, göz çevresindeki, dudak ve boyundaki kırışıklıklardır. Kısaca söylemek gerekirse hiçbir krem botox un etkisini sağlayamaz.-Bağımlılık Yapar mı?Tüm bunlara ilaveten botox un insanların üzerinde son derece olumlu etkileri vardır. İnsanlar uygulamanın ardından yavaş yavaş kırışıklıklarının yok olduğunu, sinirlenseler de kaşlarını çatamadıklarını fark ederler. Ve sonuçta çok daha iyi hissederler ve sürekli yaptırmakta hiçbir sakınca olmadığından 6 ayda bir yenilemektedirler.Botox la İlgili Yanlış Bilinenler1. Botox yılan zehridir.Botox bakteriden elde edilen sıradan denebilecek bir ilaç. Neredeyse bütün antibiyotikler aynı yöntem ile elde ediliyorlar ve hepsi bakterilerin kendilerini korumak için salgıladıkları maddeler. Yılanlar ile bir alakası yoktur.2. Botox felç yapar.Felç ile bir kasın hareket yeteneğini sonsuza kadar kaybetmesini ifade ediyorsak yanlış. Botox verilen kaslar dört ile altı ay arasında sinirlerden uyarı alamaz ve hareketsiz kalır. Daha sonra hiçbir şey olmamış gibi eski hareketlerine devam ederler.3. Botox ifadesiz bir yüz yapar.Botox büyük ölçüde alında uygulanıyor. Buradaki hareketsizlik de sadece kaşlarınızı çatmanıza olur ki bu sadece ifadenizi yumuşatır. Karakter rolleri oynayan bir ya da aktris değilseniz ifadenizdeki bu değişiklik kimseyi rahatsız etmez.4. Botox sadece güzellik amacıyla kullanılan kozmetik bir ilaçtır.Çok yanlış. Botox yıllarca felçli hastaların tedavisinde kullanıldı. amaçlar ile kullanılması çok yeni. de kullanılan ilaç miktarının hala 70 i gerçek hastalara kullanılıyor.5. Botox bir dolgu maddesi gibi dudakları yüzü şişiriyor.

Yorumlar

TROİD HASTALIĞI VE GUATR

TROİD HASTALIĞI VE GUATR
Guatr, başlıca iki şekilde görülür: Yaygın büyüme ve yumrular şeklinde büyüme. Yaygın büyüyen guatrlar, genellikle iyod eksikliği sonucu oluşurlar. Bu durum, seviyesinden uzak bölgelerde yaşayanlarda daha sık görülür.Yumru şeklinde büyüyenlerine ise Nodüler Guatr adı verilir. Bu yumrular, mercimek tanesinden zeytin tanesi hatta ceviz iriliğine kadar değişen boyutlarda olabilirler. Tiroid nodülü, tiroid bezimizde oluşan, beze gibi şişkinliğe verilen isimdir. Nodül, tek ya da birden fazla olabilir. Ergenlik sürecinde ve hamilelerde bezin büyümesi hastalık olarak kabul edilmez, bu büyüme tamamen normal kabul edilir.Gebeler tarafından kullanılmasında sakınca yoktur. Yani hamile kalındığında ilaç asla kesilmemelidir. Zorunluluk ve tesadüf üzerine Hegel’in ünlü deyişi: Ussal olan gerçektir ve gerçek olan ussaldır.Bu bağlamda tiroid nodülleri’nin teşhisini tesadüfe bırakıp almaktansa, düzenli aralıklarla, 25 yaşından itibaren her 5 yılda bir, tiroid ultrasonografisi yapılmasının uygun olacağını düşünüyorum. Bu işleme İnce İğne Biopsisi denir. Birden fazla olan durumlara Multinodüler Guatr denir.
Tiroid bezi, boynumuzun ön tarafında, hava yolumuzun hemen başlangıcında yaklaşık 20 gram ağırlığında, sağ ve sol, her biri ortalama 3 cm boyutlarında iki lopu olan bir bezdir. Vücudumuzda hormon salgılayan bezlerin en büyüğüdür. Başlıca işlevi tiroid hormonlarını kana salgılamaktır. T4 ve T3 adıyla salgıladığı bu hormonlar, fonksiyonlarımız için büyük önem taşırlar. Nodüller kesinlikle hafife alınmaz, tersine mercek altına alınır ve sıkıca izlenir.Nodül; su toplamış bir kist, iyi huylu bir tümör ya da en tehlikelisi bir kanser olabilir. Tek nodül, kanser adına daha fazla oluşturur. Bu nedenle usulüne uygun bir süreci başlatılır.Nodüller genelde çok büyümezler. Bu nedenle görsel ya da duysal bir yakınmaya da neden olmazlar. Büyük bir kısmı tesadüfen yakalanırlar. Bu durumda atılacak ilk adım, tiroid ultrasonografisidir. Eğer ultrasonografi ile nodül varlığı kanıtlanırsa ikinci adım, tiroid sintigrafisidir. Sintigrafi, ultrasonografi ile tanımlanan nodülün, soğuk ya da karakterini ortaya koyar. nodüller, salgıladıkları aşırı tiroid hormonu nedeniyle hipertiroidiye neden olabilirler. Hipertiroidi; aşırı sinirlilik, çarpıntı, ellerde titreme ve gibi karakteristik bulgulara yol açar. Kanser riskiSoğuk nodüller, %20 oranında kanser riski taşırlar. Şu hususu önemle vurgulamak isterim ki; burada sözünü ettiğim kanser değil, kanser riskidir. İşte bu nedeniyle nodülden parçalar alınır.Yeryüzünde 220 milyona yakın insanda tiroid hastalığı mevcuttur. Ülkemizde ise her 3 kişiden birinin tiroid hastası olduğu bildirilmektedir.GuatrGuatr, tiroid bezinin büyümesi demektir. Bu şekilde alınan örnek, patoloji laboratuarında incelenerek kesin tanı konur. Tanı, kanser ise mutlak ameliyatı gerekir. Bu ameliyat, Baş-Boyun Cerrahı tarafından gerçekleştirilir.Biopside kanser bulgusu vermeyen nodüller, sıkı ve tedaviye alınır. Bu tedaviyi Tiroid Hormonu vermek suretiyle yaparız., 6 aylık süreler ile yapılır. Tedaviye karşın nodüller büyüyor ise mutlak ameliyatları gerekir. Çok büyümüş, hava na bası yapmış ve tedaviye yanıtsız çok nodüllü(multinodüler) guatrlar da ameliyat edilir. Çok nodül nedeniyle bu güne kadar ameliyat edilen hastaların hemen tamamında nodüllerin tekrar ortaya çıktığı görülmüştür. İşte bu nedenle günümüzde bu tür ameliyatlar, sadece nodüllerin çıkarılması ile değil, tüm tiroid bezinin alınması şeklinde gerçekleştirilmektedir. Böyle bir ameliyat sonrası verilen tiroid hormonu boyu kullanılmalıdır.Tiroid ilacıTiroid ilacı, Thyroxin etken maddesini içerir. Piyasada Tefor, Levotiron, Euthyrox isimleriyle bulunur. Bu ilaçlar aç karına içilmelidir. Kalsiyum, demir ve asit giderici mide ilaçları ile birlikte kullanılmamalıdır. İlacın dozu, doktorunuz tarafından tayin edilir. İlaç, son derece düzenli kullanılmalıdır. Eğer bir gün atlanmışsa ertesi gün 2 doz alarak telafi edilmelidir.

Yorumlar

MEME KANSERİ NEDEN OLUR ?

Yorumlar

SÜNNET NEDİR NASIL OLUR?

SÜNNET NEDİR NASIL OLUR?
Sünnet sonrası çocuk ne zaman oynayabilir? Sünnet sonrası yaklaşık 2-4 hafta sonra oynamasına müsaade edilmektedir. Erken dönemde oynamaya başlayan çocuklarda yara iyileşme süreci içinde şişlik, kanama ve iltihaplanma riski artmaktadır. Sünnet sonrası çocuk ne zaman bisiklet kullanabilir? Sünnet sonrası bisiklet kullanmasına sünnetten 4 hafta sonrasında izin verilmektedir. Sünnet sonrası çocuk ne zaman denize girebilir? Sünnet sonrası denize girme yapılan sünnetin tipine ve çocuğun yara iyileşme sürecine bağlı olarak değişmekle birlikte yaklaşık 7-10 gün sonra izin verilmektedir. Türklerin İslam ile tanışmalarını takiben bu geleneği de yaşattıkları bilinmektedir. Zaman içerisinde dini ve toplumsal bir seramoni haline getirilmiş ve Osmanlı döneminde kutsal bir dini tören olarak kabul edilmiştir. Sünnet konusunda dünya çapında en geniş ve tek kaynak olan Vehbi’ nin Surnamesi’ nde (Surname-i Vehbi) belirtildiğine göre III. Ahmet zamanında (1720) hazırlıklar hariç sadece kutlamalar yaklaşık 15 gün sürmekteydi. Sünnet zamanla yalnızca dini bir tören olmaktan çıkmış, kutlama, şenlik, güç gösterisi, aşiret yada eşraf genişliğinin sergilendiği toplumsal bir tören haline gelmiştir. Sünnet toplum geleneğinde oldukça geniş yankı bulmuştur. Sünnet olmanın faydaları nelerdir? - Sünnet idrar yolu iltihabı oluşumunu azaltmaktadır. Bu nedenle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olan bazı çocuklarda sünnet derisinin enfeksiyona zemin hazırlayabileceği düşünülerek sünnet önerilmektedir.- Doğuştan ürolojik organ anomalisi olanlarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu oluşma ihtimalini azaltmaktadır.- Sünnet derisinin penis baş kısmına yapışarak idrar akım hızını yavaşlatması (fimozis) yada sünnet derisi iltihabı riski azalmaktadır.- Penis kanseri oluşma ihtimalini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.- Çocuğun ileri yaşamda cinsel yönden erken boşalma riskini azalttığı bilinmektedir.- Sünnet derisinden salgılanan sıvı ortadan kalkacağından kişide yeterli hijyen sağlamaktadır.- Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) daha az görülmektedir.- Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülmesini azaltır.- İçinde bulunduğumuz toplumda olmanın şartlarından kabul edildiğinden ileriki yaşamda cinsel yeterlilik duygusu ve psikolojik tatmin hissi sağlamaktadır. Sünnet için en uygun yaş hangisidir? Sünnet yaşı çok çeşitli bilimsel kaynaklarda değişik rakamlarla ifade edilmiştir. Son zamanlarda yeni doğan çocukluk döneminde yapılması gerektiğini savunan adamlarının sayısı giderek artmaktadır. Bununla birlikte genel kabul yada görüş, çocuğun 2 yaş altında veya 6 yaş üzerinde yapılması gerektiği yönündedir. İki yaş altı çocukların gerek ağrı kontrolü ve gerekse sünnet sonrası ı nispeten daha kolay olmaktadır. 3-6 yaş arası çocuklarda özellikle psikolojik travma oluşturacağı endişesi ile sünnet önerilmemektedir ancak tıbbi zorunluluk varsa her yaş grubunda yapılabilmektedir. Altı yaş sonrası çocukla iyi diyalog kurulabileceğinden ve çocuğun iyi ile kötüyü ayırt edebilir kabul edildiğinden yapılması uygun olacaktır. Sünnet öncesi çocuğa neler yapılmalıdır? Sünnet öncesi çocuk psikolojik yönden mutlaka hazırlanmalıdır. Bu nedenle çocuğun konuşulanları anlayabilir yaşta ve olgunlukta olması idealdir. Çocuğa sünnet hakkında doğru tıbbi bilgilendirme yapılmalıdır. Sünnet ile penisinin tamamının kesileceği, bıçakla kesileceği, şiddetli ağrı duyacağı, sünnet sırasında ağzına lokum tıkılarak boğulacağı gibi korkuların yersiz olduğu aktarılmalıdır. Çocuğun sünnet ile ilgili zihninde oluşturduğu anlaşılmalı ve burada yanlış bilgilenme varsa mutlaka düzeltilmelidir. Sünnet kararı çocuğun rızası alınarak yapılmalıdır. Sünnet öncesi bir ürolog muayenesi uygun olacaktır. Doğuştan görülen penis bozukluklarının bir kısmında sünnet yapılması sakıncalıdır. Bu nedenle doğuştan bir bozukluk olup olmadığı, çocuğun yumurtalarının torbada olup olmadığı, penis derisinin yapışıklığı gibi pek çok durum muayene sırasında anlaşılmakta ve gerekirse ailenin sünnet talebi reddedilerek mevcut hastalığın tedavisi önerilmektedir. Çocuğun muayene esnasında ürologla kuracağı diyalog da önemlidir. ve hoşgörü ile çocuk bir yandan bilgilendirilirken öte yandan muayene edilmelidir. Sünnet öncesi ailenin çocuğu hazırlığı oldukça önemlidir. bu hazırlığı tamamlayarak hekime başvurduğunda ürolog ile çocuk arasındaki diyalog ve sonrasında uygulanacak sünnet işlemi daha kolay olmaktadır. Aşırı ajitasyon, korku ve saldırganlık gösteren çocuklar için düşük dozlarda sakinleştirici ilaçlar kullanılabilmekle birlikte buna nadir durumlarda ihtiyaç duyulmaktadır. Sünneti kimin yapması idealdir? Ülkemizde sertifika sahibi sağlık memurları da dahil üzere pek çok sağlık çalışanı tarafından uygulanmaktadır. Sünnet öncesi ve sonrası oluşabilecekler dikkate alındığında bir ürolog tarafından yapılması en ideal olanıdır. Sünnet sadece küçük bir cerrahi işlem olarak algılanmamalı bir “penis ameliyatı” olarak düşünülmelidir. Penis hastalıklarını çocuklarda ve erişkinlerde cerrahi yöntemle deneyimine en çok sahip olan da ürologlardır. Bu nedenle sünnet sonrası oluşan bir problemle birlikte sizi ürologa göndermelerinden önce sünneti başından itibaren bir ürolog yardımı ile gerçekleştirmeniz en uygun olanıdır. Unutmayın ki bir çıktığında tedavisini yine ancak bir ürolog yapabilecektir. Sünnet en uygun hangi ortamda gerçekleştirilmelidir? Sünnet sırasında ideal hijyenik ortamın sağlanması, cerrahi ve tıbbi malzeme tedarikinin kolaylığı, oluşabilecek her türlü problemin rahatlıkla çözümlenebilmesi dikkate alındığında en ideal ortam ameliyathanedir. Ameliyathane koşullarında yapılan sünnet en güvenilir ortam olarak kabul edilmektedir. Sünnet için hangi anestezi yöntemi uygundur? Sünnet genel yada lokal anestezi ile yapılabilmektedir (Dorsal penil sinire ilaç uygulaması yoluyla ağrı blokajı, penis kökünde veya gövdesinde halka tarzında ağrı blokajı, çeşitli kremler yada speryler yardımıyla topikal anestezi uygulaması). Çocuğun yaşına, mevcut hastalıkları olup olmadığına, ailenin tercihine ve mevcut imkanlara göre en uygun anestezi yöntemi kararı birlikte belirlenmektedir. Her iki anestezinin de komplikasyon riskleri ile birlikte tartışılmakta ve birlikte bir karara varılmaktadır. Sünnet için uygulanan hangi yöntemler vardır? Açık (klasik) cerrahi yöntem : Bu yöntemde sünnet derisi bir klemp yardımıyla sıkıştırılmakta ve bistüri yada cerrahi makas ile sünnet derisi kesilerek çıkarılmakta ve kanayan damarlar bağlanarak kanamalar kontrol altına alınmaktadır. Sonuçta birkaç adet dikiş de atılarak işleme son verilmektedir. Diğer tüm tanımlanan yöntemlere karşı en etkili ve kabul gören yöntem klasik cerrahi yöntemdir.Soyarak çıkarma yöntemi : Sünnet derisi önce bir bistüri yardımıyla çizilmekte ve takiben künt makas yardımıyla deri kesilmeksizin soyularak çıkarılmaktadır. Kanamanın daha az görülüyor olması ve daha olması bir avantaj gibi görülse de işlem süresinin uzunluğu bir dezavantaj olarak kabul edilmektedir.Koter yöntemi : Sünnet derisi makas yada bistüri ile kesilmez. Deri bir elektrikli koter yardımı ile yakılarak, dağlanarak çıkarılır. sünnet nasıl uygulanmaktadır? Klitorisi örten derinin çizilip kısmen koparılması en hafif şeklini oluşturmaktadır. Genellikle sünneti denildiği zaman klitorisin kesilip çıkarılması anlaşılmaktadır (klitorektomi). Bunun yanı sıra klitoris kesildikten sonra labium minusların dikilip kapatılması ve sadece adet kanının akabileceği bir boşluk bırakılması gibi yöntemler de uygulanmaktadır. Bu yöntemlerle ın cinsel haz alması önlenmektedir. Bu işlemin yapıldığı ülkelerde ın evleninceye kadar sadakatini koruması için yapıldığı inanışı hakimdir. Tecavüzden korunma maksatlı olarak da uygulanabilmektedir. Firavun’un daha çok üremeyi önleme ve cinselliğini köreltme maksatlı olarak bu işlemi yaptırdığı bilindiğinden “Firavun Sünneti” olarak da adlandırılmaktadır. Hiçbir semavi dinde önerilmemesine rağmen Somali’de % 99, Etyopya’da % 90, Sudan’da ise % 85 oranında bu yöntemler uygulanmaktadır. Geçmişte denenmiş olmakla birlikte yara iyileşmesi ile görülen problemler nedeniyle günümüzde terkedilmiş bir yöntemdir. Sünnet derisinin kesilmesi değil de kanamanın kontrolu için koter kullanılmasının sakıncası yoktur. yöntemi : Özel geliştirilmiş cihazları ile kanama olmaksızın geçmişte yapılmış ancak günümüzde terkedilmiştir.Çan yöntemi : İki metal çan parçası arasına yerleştirilen sünnet derisi metallerden birinin diğeri üzerinde kaydırılarak dokuyu koparması prensibine dayanmaktadır. Dokuda oluşan hasar ve ödem fazla olduğundan tercih edilmemektedir. arasında “doğuştan peygamber sünnetli” olarak bilinen çocuklar sünnet edilmeli midir? Peygamber sünneti olarak bilinen durum tıpta “Hipospadias” olarak bilinen doğuştan görülen bir idrar deliği anormalliğidir. Burada idrar deliği normalde penisin baş/orta kısımda bulunması gerekirken daha aşağıdadır. Doğumsal bir bozukluk olup mutlaka ürologa muayene ettirilmeli ve bu çocuklar sünnet edilmemelidir. Ürolog ile idrar deliğini normal yerine taşır ve akabinde de sünnetini gerçekleştirir. Hastalığın tedavisi için sünnet derisi gerekebileceğinden ürolog dışındaki kişilerin bu hastalara sünnet uygulaması yasal olarak da sorumluluk doğurmaktadır. Sünnet sonrası ne gibi sorunlarla karşılaşılabilir? Kanama: Sünnet sonrası nadiren de olsa erken yada geç dönemde görülebilir. Çoğunlukla herhangi bir müdahale gerekmeksizin baskılı pansuman ile kanama durur. cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işlemine sünnet (sirkumsizyon, circumcision) denilmektedir. A.B.D.’de en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemdir. Dünyada bulunan nüfusunun yaklaşık 1/6’i sünnetlidir. Sünnetin çesi Sünnet tarihinin milattan önceki dönemlere ait olduğu tarihi eserlerdeki görsel yapıtlarda, eski Mısır mezarlarından anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahit’te, sünnete çok sayıda atıf yapılmaktadır. İlahi dinler dönemlerinde de uygulanmış olup Musevilik ve İslam’da dini bir gelenek halini almıştır. İbrahim peygamberin torunu olan İslam peygamberi Hz. Muhammed kendi çocuklara sünnet yapılmasını ısrarla tavsiye etmiştir. Arap geleneklerine göre peygamberin önerisi ile o dönemde doğumdan sonraki 7 gün içerisinde sünnet yapıldığı bilinmektedir. Hz. Muhammed oğlu Kasım’ı ölmeden önce sünnet ettirdiği rivayetler arasındadır. Yine sünnetle birlikte ikram edilmesi de o dönemin arab gelenekleri arasında bilinmektedir. Aileleri en çok endişelendiren durumdur. Kanama olduğunda tedirgin olmaksızın ürologunuza başvurunuz. Gerekli müdahale ile altta yatan bir kanama bozukluğu olmadığı sürece kolayca kanama kontrol altına alınacaktır.Ağrı: Sünnet sonrasında yapılan lokal anesteziğin etkisine bağlı olarak 1-3 saat içerisinde başlar. Ağrı kesicilerle rahatlama sağlanabilir. Ürologunuz siz ayrılırken reçetenizi düzenlediğinde bir ağrı kesici de ilave edecektir. Ağrı sünnet sonrasında giderek azalır ve çocuk penisini bir yerlere sürtmedikçe bir daha tekrarlamaz.Enfeksiyon: Sünnet sırasında (genellikle ameliyathane dışında yapılan sünnetlerde, toplu sünnetlerde, steril malzeme kullanılmadığı durumlarda) veya sonrasında (yeterli temizlik kurallarına riayet edilmediğinde, iç çamaşır uzun süre kullananlarda, pansuman yapılmayanlarda) görülebilmektedir. Yara iyileşmesinde gecikme, yarada aşırı şişlik ve kızarıklık, yara üzerinde sarı renkli irin tabakası bulunması yada akması durumunda vakit geçirmeksizin bir ürologa başvurulmalı ve başlanmalıdır.Şişlik (ödem): Penise yapılan cerrahi işlem yada bağlanan damarlara bağlı olarak görülebilir. Çocuk sünnet sonrası erkenden ayağa kalkacak olursa daha sık görülür. Yaklaşık 7-10 gün içerisinde şişlik azalarak kaybolur.Penis başının kesilmesi sonucu kısmi yada tam kopma: Acil ve önemli bir durumdur. Mutlaka bir ürolog muayenesi gerektirir. Gecikmiş yara yeri iyileşmesi: Normal sünnet yarası 7-10 gün içinde iyileşir. Gecikmiş yara yeri iyileşmesi olan çocukların değerlendirilmesi ve sorunun araştırılması gerekir.İdrar deliğinin ağız kısmında iltihap oluşması (meatit)Sünnet derisinin çok çıkarılması, aşırı kaybıYetersiz doku çıkarılmasıKesi yapılırken idrar kanalının hasar görmesi ve normal deliğin dışında ikinci bir delikten idrar akması (fistül) Sünnet hangi çocuklara yapılmamalıdır? Doğumsal penis anomalisi olan çocuklara kesinlikle sünnet yapılmamalıdır (Hipospadias, epispadias gibi). Bunun yanı sıra ciddi solunum yetmezliği olanlara, kalp yetmezliği olanlara, sistemik hastalığı bulunanlara, kanama ve pıhtılaşma bozukluğu olanlara, gününden erken dünyaya gelen çocuklara (prematüre) yapılmamalı yahut doktor gözetiminde yapılmalıdır. Sünnet sonrası ne zaman çocuk ayağa kalkabilir? Sünnet işleminden hemen sonra ayağa kalkabilir ancak oldukça erken dönemde uzun süreli ayakta kalma sonucu, iyileşme sırasında peniste aşırı şişkinlik oluşabilir. Bu nedenle özellikle sünnetten sonraki ilk 24 saat içerisinde mümkün olduğu kadar yatak istirahati tavsiye edilmektedir. Sünnet sonrası çocuk banyo ne zaman yapabilir? Sünnet sonrası yara iyileşmesi yaklaşık 7-10 içerisinde tamamlanmaktadır. Bu nedenle çocuk, sünnetten bir hafta sonra rahatlıkla banyo yapabilecek duruma gelmektedir. Sünnet sonrası dikişler ne zaman alınacak? Sünnet işlemi sırasında konulan dikişler eriyebilir özelliktedir. Bu nedenle dikişler alınmaz, kendiliğinden eriyip düşmesi beklenir. Sünnet sonrası sargı ne zaman çıkarılmalıdır? Sünnet sonrası sargı genellikle 24 saat sonra çıkarılmaktadır. Daha erken dönemde düşen sargılar için tedirgin olacak bir durum yoktur. Kanama ve sargıda idrardan dolayı aşırı ıslanma yoksa sargıyı erkenden çıkarmaya gerek yoktur. Sargı kendiliğinden düşecek olursa aşırı kanama olmadığı takdirde yeni sargı koymaya da gerek yoktur. Sünnet sonrası pansuman ne zaman, kim tarafından yapılmalıdır? Sünnetten 24 saat sonra (şayet sargı konulmuşsa sargı çıkarılarak) pansuman önerilmektedir. İlk sargıyı sünneti yapan ürologun çıkarmasında fayda vardır. Böylelikle yara yerini de rahatlıkla değerlendirecektir. Bundan sonra yeniden sargı konulmamaktadır. Bu nedenle pansumanı doktorun önereceği ilaçlar ile uygun biçimde hasta yakınları da sonrası yapabilmektedir. Sünnet yarası kaç gün içerisinde iyileşmektedir? Sünnet sonrası yarada tam iyileşme yaklaşık 7-10 gün içerisinde gerçekleştmektedir. Yapılan sünnetin tipi de bu iyileşme süresi üzerinde etkilidir. Yine her çocukta yara iyileşme süreci farklılık arz edebilmektedir. Bu süreden daha kısa yada daha uzun sürede yara iyileşmesinin tamamlanması mümkündür. “Bugün sünnet yarın ” tarzındaki yaklaşımlar, tercih edilen sünnet şekline göre değişmekle birlikte, bilimsel dayanağı olmayan ticari bir yaklaşımı çağrıştırmaktadır. Yenidoğan bebeklere sünnet yapılması uygun mudur? Günümüzde Birleşik Devletleri dahil üzere pek çok batılı adamı tarafından yenidoğan döneminde sünnet önerilmektedir. Yine bu ülkelerde ve yurdumuzda bazı üniversite hastaneleri yenidoğan kliniklerinde zorunlu olarak sünnet uygulaması uygulanmaktadır. Buna karşın yenidoğan döneminde yapılmasının kısmi sakıncalarını dile getiren yayınlar da bulunmaktadır. Yenidoğan döneminde sünnet uygulamasını savunan ürologların sayısı her geçen gün artmaktadır. Toplu sünnet uygulamalarının tıbbi ve etik boyutları açısından değerlendirilmesi…. Toplu sünnet uygulamaları son zamanlarda belediye ve hayır kurumlarının destekleri ile giderek yaygınlaşmıştır. Dini bir görevi yerine getirmenin mutluluğunu çocuklarla paylaşan bu kuruluşların sünnet öncesi belli koşulları sağlamaları tıbben zorunludur. Bu işe girişen kurum yada kuruluşlar; - olabildiğince steril bir sünnet ortamı- yeterli steril tıbbi malzeme- yeterli sayıda hekim - yeterli sayıda yardımcı sağlık personeli - çocuklar için psişik destek sağlamaları zorunludur. Toplu sünnet uygulamaları esnasında genellikle yukarıda sayılan kuralların ihlal edildiğini gözlemleyen hekimlerin büyük bir bölümü, bu uygulamaya karşı çıkmaktadırlar. Toplu sünnet uygulamaları Deontologlar ve Tıbbi Etik uzmanları arasında rağbet görmemektedir. sünnet olur mu? Dünyada; - her yıl iki milyon yeni kadına sünnet yapıldığını- her gün altı bin Afrika’lı çocuğuna sünnet yapıldığını- sünnetli sayısının toplam 80-132 milyon civarında olduğunu biliyor muydunuz? (WHO:Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre) Bazı toplumlarda gelenek gereği sünnet edilmektedir. Eski Mısır uygarlığından beri uygulanan bir yöntemdir. Burada genital uyarı organı olan klitoris kesilerek koparılmakta ve cinsel haz organı köreltilmektedir. “Mutilasyon” olarak isimlendirilen bu durum tıbben önerilmemektedir. Buna rağmen Afrika’da yaklaşık 30 farklı ülkede, Arap yarım adasında bulunan Mısır ve Sudan gibi birkaç ülkede, Güneydoğu Asya’da yerleşik yaşamakta olan bazı toplumlarda ve bu ülkelerden ve ’ya göç eden etnik topluluklarda illegal olarak uygulanmaktadır.

Yorumlar

KANSERE KARŞI ÜÇ KARA FORMÜL

Yorumlar

GUATRI NEDİR İÇ VE DIŞ NEDİR ?

GUATRI NEDİR İÇ VE DIŞ NEDİR ?

Dolayısıyla her ele gelen tiroit guatr olarak değerlendirilmemeli ancak ultrasonografik ölçümle kesin tanı konmalıdır.. Tiroit glandının büyümesine guatr denir. Erişkinlerde tiroidin ağırlığı normalde 20-25 gm’dır. Çok büyük guatrlar el veya gözle muayene sırasında kolaylıkla tespit edilebilir.

Read the rest of this entry »

Yorumlar

GÖZLERİMİZ İLE NASIL BAKIYORUZ?

GÖZLERİMİZ İLE NASIL BAKIYORUZ?
Bu makalede görme duyumuzun karmaşık mekanizmasını kolay anlaşılır biçimde özetlemeye çalışacağız.Işık Olmazsa Olmaz!Etrafımızdaki cisimleri görebilmemiz için ortamda bir ışık kaynağının bulunması zorunludur. Bir cismin görüntüsüyle algıladığımız özellikleri, aslında o cisimden yansıyan ışığın özellikleridir. Kırmızı bir cisim yalnızca kırmızı dalga boyundaki ışın demetlerini geri yansıtır. Bu nedenle biz o cismi kırmızı olarak görürüz. Yeşil renkli bir yaprak güneşten gelen ve her renk dalga boyundaki ışın demetleri içinden yalnızca yeşil dalga boyundakileri yansıtır ve böylece biz onu yeşil renkte algılarız. Saydam cisimleri, örneğin camı renksiz olarak algılarız, çünkü bunlar ışığı hemen hemen hiç yansıtmazlar. Yüzeylerine çarpan ışığı olduğu gibi arkalarına geçirirler.Cisimlerin rengi gibi şekillerini, boyutlarını ve konumlarını da, yüzeylerinden yansıyarak gözümüze giren ışın demetlerinin beynimizde oluşturduğu görüntüye göre tarif ederiz.Kısaca, görebilmemiz için ilk ve en önemli ş ortamda ışığın bulunmasıdır. Görebilmemiz için ortamda ışık bulunmalıdır. En başta güneş üzere, çeşitli kaynaklardan çıkan ışık etrafımızdaki nesnelerin yüzeyinden farklı renk, biçim ve şiddetlerde yansır. Görme duyumuz cisimlerden yansıyan ışığın gözlerimizdeki duyu hücrelerini uyarması ve oluşan sinyallerin beynimizdeki görme merkezinde yorumlanmasından ibarettir. İlk bakışta basit gibi görünen bu mekanizma aslında oldukça gelişmiş ve hassas bir süreçtir.
Işığın olmadığı bir ortamda görüntü de olamaz.Gözümüz Ne İş Yapar?Gözümüzün görevi bir cisimden yansıyan ışık demetlerini tek bir noktada odaklamak ve bunların gözün arka iç yüzeyinde bulunan sinir hücrelerini uyarmasını sağlamaktır. Uyarılan sinir hücrelerinde oluşan elektriksel akım görme siniri yoluyla beyne ulaştırılır. Örneğin, gözünüz şu anda bakmakta olduğunuz monitörün görüntüsünü gözünüzün arka kısmında, yaklaşık 0,5 mm çapındaki bir alanda odaklamaktadır. Kornea ve lens (göz merceği) gözün kırıcı ortamını oluşturur.Kornea, gözün en ön kısmında yer alan, yuvarlak, şeffaf, yaklaşık 0,5 mm kalınlığındaki dışbükey tabakadır. Korneanın arkasında, görevi gözün içine girecek ışık miktarını ayarlamak olan, iris bulunur. Bu, aynı zamanda gözlere rengini veren dokudur. İrisin arkasında yaklaşık 5 mm kalınlığındaki lens (göz merceği) bulunur. Kornea ve lensten geçen ışınlar gözün arka kısmında, görme sinirlerinin bulunduğu retina tabakası üzerinde odaklanırlar.Retina göz küresinin iç yüzeyini (korneaya denk gelen kısım hariç) boydan boya kaplayan ve ışık algılayıcı sinir hücrelerini (fotoreseptörler) ındıran, milimetrenin onda biri kalınlıkta bir zardır. Retinanın ışığa en hassas bölgesi korneanın zıt kutbunda yer alan, yaklaşık 0,5 mm çapındaki maküla bölgesidir. Burası fotoreseptörlerin en yoğun olarak dizildiği bölgedir.Işık Nasıl Elektriğe Dönüşür?Işık demetleri foton olarak adlandırılan parçacıklardan oluşur. Bu parçacıklar boşlukta denizdeki dalgalar gibi salınım hareketi yaparak ilerlerler. Fotonlar retinada bulunan ışık algılayıcı hücrelere çarptıklarında bu hücrelerde birtakım kimyasal reaksiyonları başlatır ve bu reaksiyonlar sonucunda elektriksel sinir iletisi oluşur. Bu ileti elektrik kablolarından geçen akım gibi, görme siniri (optik sinir) yoluyla beyne iletilir.Bu milimetrik alanda, aralıksız dizilmiş, mikroskopla dahi görülemeyecek kadar küçük, ışığa karşı çok hassas, on binlerce sinir hücresi bulunur. Son nokta olan görme korteksinde, cisme farklı açılardan bakan sağ ve sol gözlerden gelen farklı sinir iletileri birleştirilir, yorumlanır ve bakılan cismin üç boyutlu, yani derinlikli görüntüsü oluşturulur. “Görmek” aslında beyin korteksimizde gerçekleşen, fakat mekanizmasını hala tam olarak anlayamadığımız, bu karmaşık yorumlama işlemidir. Gözümüzün yaptığı şey yalnızca çevresindeki cisimlerden yansıyan ışığı sinir iletisine dönüştürüp kortekse sunmaktır.
Bu sinir hücrelerine fotoreseptör adı verilir. Cisimlerin küçültülmüş görüntülerinin çok net biçimde bu hücrelerin üzerine düşmesi gözümüzün ön kısmında yer alan ve göze giren ışığı kıran iki adet saydam tabaka sayesinde olur.
Şüphesiz bu reaksiyonun ürettiği elektriksel akım evimizde kullandığımız elektrik akımından yüz binlerce kat daha zayıftır.Göz Görmez, Beyin Görür!Her iki gözden de birer görme siniri (optik sinir) çıkar. İki gözde oluşan sinir iletileri, sağ ve sol optik sinirlerin içinden beyindeki görme korteksine kadar ulaşan bir yol izlerler. Görme korteksi beynimizin en arka bölgesindedir. Buraya ulaşıncaya dek, fotoreseptör hücrelerinde oluşan sinyaller uzun ve karmaşık bir yol izlerler. Bu yol boyunca sinir lifleri arasında çeşitli çaprazlaşmalar, bölünmeler ve gruplanmalar oluşur.

Yorumlar

TÜBERKÜLOZ

TÜBERKÜLOZ
Bunlardan en az 50 milyonunun klasik ilaçlara dirençli verem basilleri ile enfekte olduğu tahmin edilmektedir.Hastaların %75’i sosyo-ekonomik bakımdan geri kalmış 13 ülkede ortaya çıkmaktadır. Ancak 1985’lerden sonra ileri endüstri ülkelerinde de ış olması, bu ülkeleri de konuya yeniden önem vermeye ve ciddi tedbirler almaya zorlamıştır. Ülkemizde durum incelendiğinde ise şu durum görülmektedir. 1950’lerde verem görülme sıklığı ve ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaktaydı. 1945 yılında verem ölüm oranı yüzbinde 262 ve 1965 yılında hastalığa yakalanma oranı yüzbinde 172 idi. 1953 yılından itibaren başlatılan aşı kampanyaları, açılan verem savaş dispanserleri ve sanatoryumlarda uygulanan hizmetleri, geniş kitlelerinin röntgenle tarama çalışmaları, Sağlık Bakanlığı, UNİCEF ve verem savaş derneklerinin destek ve faaliyetleri ile verem nedeniyle ölümler ve vereme yakalanma oranları hızla düşüş göstermiştir. Bu düşüş halen devam etmekte olup bu gün verem ölüm oranı yüzbinde 2.8 ve vereme yakalanma oranı ise yüzbinde 29 civarındadır. Ancak bu rakam Batı ülkelerinden yüksek olup, amacımız bu ülkelerde olduğu gibi yüzbinde 10 oranının altına düşmektir. Ülkemizde enfeksiyon havuzunun genişliği halen 12-15 milyon kişi civarındadır. Hastalığın en sık görüldüğü bölge Marmara Bölgesi olup, bunu Güneydoğu Anadolu Bölgesi etmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün araştırmalarına göre dünyada her yıl 8 milyon kişi vereme yakalanmakta, 3 milyon kişi bu hastalık nedeniyle ını kaybetmektedir. Dünya nüfusunun üçte biri yani 1.9 milyar kişi verem mikrobuyla enfekte durumdadır.
Hastalığın en az görüldüğü bölgeler ise Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesidir.Günümüzde tüm dünyanın verem ile ilgili en önemli problemlerinden biri 1. kuşak etkin ilaçlara direnç kazanmış hasta sayılarının artma göstermesidir. Özellikle programlarının iyi edilemediği ülkelerde bu oranlar inanılmaz boyutlara ulaşmaktadır. Ülkemizde klasik ilaçlara direnç kazanmış veremli hasta sayısı 2000 civarında olup bu konu özel bir dikkatle edilmektedir.Ülkemizde veremle mücadeleyi yürütecek ciddi bir teşkilat mevcuttur. Bu kuruluşlar aşılama ve hizmetlerini ücretsiz olarak ımıza ulaştırmaktadır. 1950’lerde yapılan programların 1. amacı aşılama ve kitle taramaları idi, günümüzde ise en önemli amacımız, bulunan hastaların hatasız tedavilerinin temini olmalıdır. Olası bir enfeksiyona karşı,insanları BCG aşısıyla bağışıklamak ve enfekte kişileri de olabildiğince erken teşhis ederek ilaçla korumak ve bu suretle hastalanma riskini asgariye düşürmek de verem savaşın diğer iki önemli ilkesidir.ÇOCUKLARINIZI MUTLAKA BCG AŞISIYLA AŞILATINIZ. Bu konuda için verem savaş dispanserlerine,sağlık ocaklarına başvurabilirsiniz.
Yeni hastaların bulunmasına yönelik özellikle kitle taramaları gibi çalışmalar ise ancak 2. sırada yer almaktadır. Bu nedenle ülke çapında uygulanacak bir Tüberküloz Kontrol Programının düzenlenmesinde birinci önceliğin programı olduğu göz önüne alınmalıdır.2000’li yıllara hitap edecek şekilde yeniden düzenlenen bir Ulusal Tüberküloz Kontrol Programımızın yeni aktiviteleri şunlardır:Direkt gözlem altında stratejisinin uygulanması Çok ilaca dirençli vakaların tedavisi projesi BCG aşılama oranlarının %85’in üzerine çıkarılması programlarına ağırlık verilmesi ve sürekli hale getirilmesi Laboratuar ağının güçlendirilmesi hastalıkları hastanelerinin modernizasyonu Tüm sağlık kuruluşlarında standardize edilmiş tanı ve ilkelerinin uygulanması Tedaviye alınan tüm hastaların kayıt ve altına alınması Gönüllü kuruluşlar ile işbirliği Uluslararası kuruluşlar ile işbirliği Verem hastalığı ile mücadele görüldüğü gibi meşakkatli, sabır isteyen, pahalı ve uzun yıllar içeren bir uygulamayı gerekmektedir. Bir basil müspet tüberkülozlu hastanın yılda, 10-15 kişiyi enfekte ederek hastalığın kolayca yayılabilmesi yanında tedavinin en az 6 ay veya 9 ay devem ettirilmesi ve hasta ile birlikte ailesinin de edilmesi zorunluluğu, Tüberküloz Kontrol Programının ne kadar güç olduğunu göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütünün yaptığın araştırmalar göstermektedir ki; gibi bir ülkede Etkili bir Tüberküloz Kontrol Programı ile Tüberküloz görülme sıklığının yarıya indirilmesi için 8 yıl geçmesi gerekmektedir. Tedaviye alınan hastaların tedavilerini aksatmadan devam etmeleri ve bireylerini kontrole getirmeleri gerekmektedir. Bu tedavinin kesintisiz devamı halinde şifa oranı %100 civarındadır. zaten geçmişte de, çok başarılı bir “Verem Savaşı” örneği sergilemiştir. Bugün de Bakanlığımıza 271 Verem Savaş Dispanseri, 22 Hastalıkları Hastanesi, 11 Verem Pavyonu, diğer kuruluşlara bağlı 7 Hastalıkları Hastanesinden oluşmuş geniş bir teşkilat ile, bu mücadele için pek çok ülkeden hatta bazı çok gelişmiş ülkelerden bile daha şanslı durumdadır.TÜBERKÜLOZ (VEREM)Ocak ayının ilk haftası Verem Savaş Haftası olarak kutlanmaktadır. Verem hastalığının etkeni olan Koch Basili İlk defa 1882 yılında Robert KOCH tarafından gösterilmiştir. Bu basil en çok akciğere daha sonra böbrek,kemik,mide-barsak sistemi,deri,merkezi sinir sistemi ve lenf sistemini tercih eder.BULAŞMAUzun yıllar,verem mikrobunun hemen her yolla ve kolayca bulaşabildiği sanılmıştır. Bugün bile,bulaşmanın,hastaların balgamlarından toza toprağa karışan basillerin inhalasyonu (solunması) ya da hastalarla aynı kap-kacağı kullanmakla olduğu inancı hayli yaygındır.Tüberküloz basilinin akciğerlere yerleşip çoğalabilmesi için akciğerin en uç noktalarına kadar ulaşması gerekmektedir. Bu uç noktalara ulaşmayan,ağız ve burnun iç yüzeylerinde ve bronşlarda tutulan basiller çoğalamamakta ve dışarı atılmaktadır. Bu uç noktalara geçiş yolları son derece dar olduğundan buralardan toz toprak gibi büyük partiküllerin geçmesi de mümkün olmamaktadır. Toz ve toprakla bulaşmayı imkansızlaştıran bir faktör de basillerin gün ışığından çok çabuk etkilenmeleridir. Bulaşma pratik olarak yalnızca,damlacık çekirdeği tabir edilen ve hastaların öksürük ve aksırıklarıyla meydana gelebilen, aerosol şeklindeki parçacıkların üzerindeki basillerle olmaktadır. Hafiflikleri nedeniyle uzun süre havada asılı kalabilen bu parçacıkların üzerindeki basiller güneş ışığı giren bir ortamda 1-2 saat içersinde ölürler,güneş ışığı girmeyen loş yerlerde ise (,,cezaevi koğuşları vs.. ) uzun süre canlı kalabilirler.Damlacık çekirdekleri yalnız öksürük ve aksırıkla meydana gelebilmektedir. Bu nedenle öksürük bulaşma açısından en çok dikkat edilmesi gereken bulgudur.Öksürük akciğer tüberküloz olgularının % 75‘ inde bulunmaktadır. Öksürmeyen hastaların pratik olarak bulaştırıcı olmadıkları kabul edilmektedir.Meme tüberkülozlu ineklerin kaynatılmadan içilen sütlerinden de bulaşma olabilmektedir. ımızdan bu konudaki en önemli beklentilerimiz ise şunlardır:Çocuklarımızın aşılarının yapılması konusunda anne ve babaların duyarlı davranmaları. BCG aşısının ilki 2. Ayını doldurunca , ikincisi ilkokul 1. Sınıfta yapılmaktadır. Aşının hiçbir yan etkisi olmayıp koruyuculuğu yüksektir (%80). Tüberküloz teşhis ve tedavisi Bakanlığımız tarafından ücretsiz olarak yapılmaktadır. Tüberküloz şüphesi olan tüm hastalarımızın en yakın sağlık kuruluşuna ( özellikle verem savaş dispanserine) başvurarak gerekli tetkikleri yaptırmaları gerekmektedir.
Bu tür bulaşma ender olup veremle savaşta hiçbir önceliği olmayan sindirim sistemi tüberkülozuna yol açmaktadır.BELİRTİLER1- Halsizlik,yorgunluk,iştahsızlık, ve gece terlemesi2- Ateş3- Öksürük,balgam ve kan tükürme4- kafesinin yan tarafının ağrısıTEŞHiS1- Hasta öyküsü ve fizik muayene2- Radyoloji 3- Tüberkülin Testi4- Balgam tetkiki5- Kesin tanı çalışmasıyla konur.İlaçla iyileşme oranı çok yüksektir. Önemli olan ilaçları belirtilen doz ve sürede kullanmaktır. Hastanın kendisi ve çevresindekilerin kontrolleri önemlidir.KORUNMA1- BCG Aşısı ile korunma2- İlaçla korunmaBCG Aşısıyla Korunma: Mikrobun zayıflatılmış bir türünden yapılan aşıdır. Ülkemizde uygulanan verem aşı şeması ;İlk aşı : 2 . ayını doldurunca Rapel : İlkokul 1. Sınıfta İlaçla Korunma : Veremle savaşın temel amacı insanların verem mikrobuyla karşılanmalarını önlemektir. Bunun en etkili yolu erken teşhis ve düzenli tedavidir. Erken teşhiste ne kadar başarılı olunsa da çoğu zaman, hastaların yakın temaslılarının enfekte olmaları önlenememektedir. Mikrop kapmalarını önleyemediğimiz insanları ilaçla koruyarak hastalanma ihtimalini en aza indirmek ve bu suretle yeni enfeksiyon kaynaklarının ortaya çıkışını önlemek de verem savaşın önemli ilkelerinden biridir.VEREMLE SAVAŞ KAVRAMI ve İLKELERİVeremle savaşta amaç,insanların tüberküloz basili ile enfekte olmalarını önlemektir. Çünkü basille enfekte olan kişi hemen hastalanmasa bile yaşadığı sürece hastalanma riski altındadır. Bu nedenle hastalık kaynaklarını olabildiğince erken teşhis etmek ve bunları yeterli süre ve düzenli olarak etmek verem savaşın temel ilkesidir.

Yorumlar

GÜNEŞ IŞIĞINDAN KORUNMA

GÜNEŞ IŞIĞINDAN KORUNMA
Güneş ışığının deri üzerindeki olumlu etkisi yok denecek kadar azdır. Bazı mikropları öldürmesi, sedef hastalığı gibi bazı hastalıklara iyi gelmesi olumlu etkilerindendir. Fakat en yararlı ve en etkileyici yanı ve aydınlık yüzüyle verdiği moral etkisi ve çevremize ne kadar iyi yandığımızı ve tatilimizi nerelerde geçirdiğimizi göstererek hava atma olanağı sağlamasıdır. Oysa 1950′li yıllara kadar ten yalnız güneş altında çalışanlarda (inşaat işçisi, çiftçi, balıkçı vb.) görülür ve pek makbul sayılmazdı.Yeni ürünler, belli ölçülerde suya dayanıklı olmakla birlikte, denizde çok uzun süre kalındığında da yenilenmesinde yarar vardır
Bu etkiler beyaz ırk için geçerlidir ve ten rengi açıldıkça zarar oranı artar.Uzun yıllar güneş ışığı altında kalındığında, alınan toplam doza bağlı olarak deride hasar oluşur, incelme, yer yer lekelenmeler görülür ve daha sonra deri kanseri oluşur.
kaynağı, ısı, ışık ve enerji kaynağı olan, bir zamanlar adına tapınaklar yapılıp, kurbanlar verilen güneş, son 30-40 yıldır deri üzerindeki olumsuz etkilerinin farkedilmesinden sonra, sakınılması gereken bir güç olarak da gündemde yerini almıştır. Yönetici yıldızı güneş olan bir ”Aslan Burcu” erkeği olarak güneş hakkında olumsuz şeyler yazmak bana çok zor gelmekle birlikte, görev sorumluluğum gerçekleri yazmamı emrediyor.
Yüz ve kolların alt kısım veya atletin dışında kalan alanlarda ”amele yanığı”, sol kolda yerleşeni ”şoför yanığı”, yüz ve el sırtlarında yerleşen ”çiftçi yanığı” diye adlandırılırdı. ten modasından on yıllar sonra zararlı etkiler daha çok ortaya cıkmış ve anlaşılmaya başlanmıştır.Güneş ışığının içerisindeki Ultraviyole (morötesi) bölümü deri üzerindeki zararlı etkilerin sorumlusudur. Başlangıçta tüm zararlı etkilerden Ultraviyole B (UVB) Ônin bir sorumlu tutulmuşsa da son zamanlarda UVA’nın da daha düşük güçte olmakla birlikte aynı zararlı etkilere sahip olduğu farkedilmiştir. Bunlar en çok yüz ve dudakta görülür. Aralıklı ve yüksek dozlarda, ani güneş yanıkları ise (özellikle çocukluk yaşlarında daha çok etkilidir) bir başka deri kanserine zemin hazırlar. Deride leke ve ben oluşumu ile bu benlerin bir kısmının kanserleşmesi de söz konusudur. Ayrıca uzun süreli, yüksek doz güneş ışığı, vücudun bağışıklık sistemini de zayıflatır. Fakat, hepsinden daha önemlisi derinin erken yaşlanmasına yol açar. Deri, ince, gevşek, mat, buruşuk, kırış kırış, lekeli ve çabuk zedelenir bir durum alır ki bu dayanılası bir durum değildir.Güneşin ndan Korunmanın Bilinmesi gereken ilkeler:1. Korunma ne kadar erken başlarsa o kadar yararlı olur.2. Kızarma, su toplama, soyulmalara neden olacak yanıklara hiçbir zaman yol açılmamalıdır.3. Kuru ve sık dokulu giysiler iyi koruyucudur.4. Bulutlu havalarda, gölgede, şemsiye veya ak altında güneş ışınlarının %50’sinden fazlası süzülür, yansır ve yine zararlı etkilerini yaparlar.5. Yüksek yerlerde, denizde, kumda, karada etkilenme daha fazladır.6. Yüz ve eller için güneşten korunma yalnız tatilde, plajda değil, gündelik yaşamda, sokağa çıkılırken de yapılmalıdır.7. Güneşin dik olduğu saatlerde güneş altında mayo ile kalınmamalıdır. Bu saatler, gün ortasının 2 saat öncesi ve sonrası olarak kabul edilir, fakat bölgelere gore değişebilir. Pratik olarak saat 11 ile 15 arası sakınılması uygun olur.Güneşten korunmak için krem veya losyon şeklindeki koruyucu ürünler kullanılır. Bunlar, koruma güçlerine göre derecelendirilir ve bu derecelerin adı ”güneşten korunma faktörü”dür (Sun Protecting Factor = SPF) 1′den 100′e kadar değişik güçte koruma faktörlü ürünler bulunmaktadır. Kullanımda önemli olan nokta, ışığın altına çıkılmadan 20-30 dakika önce koruyucunun sürülmesi ve en az 3 saatte bir yenilenmesidir.

Yorumlar

AFT NEDİR SEBEPLERİ NELERDİR.?

AFT NEDİR:
Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır
Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?
STRES: Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir..
TRAVMA: Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.
DİŞ MACUNU: Diş macunlarının temizleme özelliğini ırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan “sodyum lauryl sulhate mukoza hücrelerinin yıkımını ıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom’s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)
YİYECEKLER: Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar
SİSTEMİK HASTALIKLAR:
Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.
DİĞER NEDENLER:
B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara , tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.TedaviAftlar herhangi bir uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:Özellikle aftı başlangıç aşamasında “tetrasiklin” tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid “%0.1 lik triamcinalone” uygulanması ya da steroidli bir gargara “betamethasone syrup” ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.”Chlorhexadine” gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.”Tetrasiklin” şurup la hazırlanan 12,500 unite “nystatin”, 1.25 mg “diphenhydramine”, ve 0.25 mg/m “hydrocortisone” karışımı ’shotgun’ solusyonu olarak kullanılabilir.
Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.”2% hydrogen peroxide” solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,Yemeklerden önce aft bölgesine “xylocaine” solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.Aft üzerine uygulanacak “orabase”, “Gly-oxide”, “Cankaid”,”Ambesol” gibi ağız içi kremler uygulanabilir.”sucralfate” tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.

Yorumlar

Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; « Previous entries Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; · Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; Next entries »Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;

eXTReMe Tracker