Kilo vermek aslında zor degil

Kilo vermek aslında zor degil

Tüm besin gruplarına yer verilen ‘ideal’ planı, saglıgı ve formu korumak için birebir… Zayıflamak isteyen günde 500 kalori kessin yeter
Uzun süre besinlerine dikkat etmeyenler iki ay sıkı rejim uygulayarak gençlik dönemlerindeki vücutlarına sahip olacaklarını düSünüyorlarsa yanılıyor. ‘Nasılsa kilom yok, ne istersem yerim’ diyorsanız yine yanılgı içindesiniz. Ne istegini her dakika kafanıza kazıyan kısa süreli iskence diyetler ne de her istediginizi özgürlügü sizi saglıklı biri yapar. Peki dogru bir programı için atmamız gereken adımlar neler?

Read the rest of this entry »

Yorumlar

GEBELİKTE İLERİ YAŞ

GEBELİKTE İLERİ YAŞ
Doğum sonrası kanama ve uzamış doğum eylemi nedeni ile sezaryen operasyonu ihtimali artar. Günümüzde bir çok ilk doğumunu 30′ lu yaşlarda yapmaktadır. Anne yaşının ilerlemiş olması, bazı riskleri de beraberinde getirir. Anne adaylarının 35 yaş ve üzeri olması durumuna ‘İleri Anne Yaşı’ diyoruz. Bu tip gebelikler daha yakından ve özel bir gerektirir. 35 yaş üzeri anne adaylarında; 1- Kromozom anomalili (genetik yapısı bozuk) doğurma riski artar. Bu en bilinen şekli ile Down Sendromu (Mongol )’ nda belirgindir. 30 yaş altında kromozom anomalili doğurma riski 1000 doğumda 2.6 iken, 35 yaş üzerinde bu 1000 doğumda 5.2 oranına yükselmektedir. sahibi için en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Fakat ın çalışma ı içerisinde daha fazla yer almaya başlaması ile birlikte, gebelikler giderek daha ileri yaşlara ertelenmektedir. 8- Damar dolaşımının ilerleyen yaşlarda bozulmasına bağlı olarak, düşük doğum ağırlıklı doğurma riski, plasental yetmezlik riski yükselir. Intrauterin (rahim içi) gelişme geriliği açısından daha yakın ve fetal distres (bebeğin ını tehtiti eden sorunlar) bulgularının erken dönemde tespiti önem arz eder. Bu belirgin ışı nedeniyle 35 yaş üzerindeki gebeliklerde genetik inceleme yapılması önerilir. 2- İleri yaştaki anne adaylarında abortus (düşük) yapma riski de artmıştır. Bu yaş grubundaki gebelerde düşük riski 4 kat fazladır. Aslında bu durum, yaşla birlikte kromozomal anomali riski artması ile doğrusal ilişkilidir. Düşüklerin büyük bir kısmının nedeninin kromozomal anomali olduğu bilinmektedir. 3- İleri anne yaşında, dış ortaya çıkma riski, genç yaş gebeliklere göre biraz daha fazladır. 4- Anne yaşının ilerlemesi ile birlikte ikiz, üçüz gibi çoğul oranı yükselir. Çoğul gebeliklerin izlemi de özellik arz eder. 5- İleri yaşlarda karşımıza çıkan hipertansiyon ve (şeker hastalığı) gibi durumlar, gebelikle birlikte görüldüklerinde, ve anne açısından tehlikeli olabilmektedir. 35 yaş üzerinde gebeliklerde hipertansiyon erken yaş gebeliklere göre 2-4 kat daha sık görülür ve yaklaşık olarak görülme sıklığı %10′ dur. Preeklampsi (gebelikte hipertansiyon) gelişmesi açısından taşıyan bu durumun, bitiminden sonra kaybolup kaybolmadığı da mutlaka izlenmelidir. Gestasyonel (gebeliğe bağlı şeker hastalığı), ileri yaş gebeliklerde daha sık görülen bir diğer hastalıktır. 6- İlerleyen yaşla birlikte bebeğin plasentası (eş) ile ilgili problemler de daha sık görülür. (Ablasyo plasenta , Plasenta Previa ) 7- Erken doğum riski artar.

Yorumlar

GEBELİKTE SOLUK

GEBELİKTE SOLUK
Bu belirgin ışı nedeniyle 35 yaş üzerindeki gebeliklerde genetik inceleme yapılması önerilir. 2- İleri yaştaki anne adaylarında abortus (düşük) yapma riski de artmıştır. Bu yaş grubundaki gebelerde düşük riski 4 kat fazladır. Aslında bu durum, yaşla birlikte kromozomal anomali riski artması ile doğrusal ilişkilidir. Düşüklerin büyük bir kısmının nedeninin kromozomal anomali olduğu bilinmektedir. 3- İleri anne yaşında, dış ortaya çıkma riski, genç yaş gebeliklere göre biraz daha fazladır. 4- Anne yaşının ilerlemesi ile birlikte ikiz, üçüz gibi çoğul oranı yükselir. 8- Damar dolaşımının ilerleyen yaşlarda bozulmasına bağlı olarak, düşük doğum ağırlıklı doğurma riski, plasental yetmezlik riski yükselir. Intrauterin (rahim içi) gelişme geriliği açısından daha yakın ve fetal distres (bebeğin ını tehtiti eden sorunlar) bulgularının erken dönemde tespiti önem arz eder. 9- Doğum sonrası kanama ve uzamış doğum eylemi nedeni ile sezaryen operasyonu ihtimali artar. Çoğul gebeliklerin izlemi de özellik arz eder. 5- İleri yaşlarda karşımıza çıkan hipertansiyon ve (şeker hastalığı) gibi durumlar, gebelikle birlikte görüldüklerinde, ve anne açısından tehlikeli olabilmektedir. 35 yaş üzerinde gebeliklerde hipertansiyon erken yaş gebeliklere göre 2-4 kat daha sık görülür ve yaklaşık olarak görülme sıklığı %10′ dur. Preeklampsi (gebelikte hipertansiyon) gelişmesi açısından taşıyan bu durumun, bitiminden sonra kaybolup kaybolmadığı da mutlaka izlenmelidir. Gestasyonel (gebeliğe bağlı şeker hastalığı), ileri yaş gebeliklerde daha sık görülen bir diğer hastalıktır. 6- İlerleyen yaşla birlikte bebeğin plasentası (eş) ile ilgili problemler de daha sık görülür. (Ablasyo plasenta , Plasenta Previa ) 7- Erken doğum riski artar. sahibi için en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Fakat ın çalışma ı içerisinde daha fazla yer almaya başlaması ile birlikte, gebelikler giderek daha ileri yaşlara ertelenmektedir. Günümüzde bir çok ilk doğumunu 30′ lu yaşlarda yapmaktadır. Anne yaşının ilerlemiş olması, bazı riskleri de beraberinde getirir. Anne adaylarının 35 yaş ve üzeri olması durumuna ‘İleri Anne Yaşı’ diyoruz. Bu tip gebelikler daha yakından ve özel bir gerektirir. 35 yaş üzeri anne adaylarında; 1- Kromozom anomalili (genetik yapısı bozuk) doğurma riski artar. Bu en bilinen şekli ile Down Sendromu (Mongol )’ nda belirgindir. 30 yaş altında kromozom anomalili doğurma riski 1000 doğumda 2.6 iken, 35 yaş üzerinde bu 1000 doğumda 5.2 oranına yükselmektedir.

Yorumlar

DÜŞÜK SEBEPLERİ

DÜŞÜK SEBEPLERİ
Anne ile babanın taşıyıcı olduğu ve hastalık oluşturmayan genetik problemleri, gebelikte aktif hale geçerek yaşamla bağdaşmayan düşüklerle sonuçlanabilmektedir.Sigara ve alkol bağımlılığı : Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranı diğer gebeliklere göre yüksektir.Sebebi açıklanamayan kayıpları: yaklaşık % 20 kadar bir bölümde tüm tetkiklere rağmen bir sebep bulunamaz.En önemli nedeni fetusta oluşan anomalilerdir.Hormonal sebepler: Yumurtlama sonrası geçen devrede progesteron hormonunun yetersiz salgılanmasından kaynaklanan bu duruma Luteal Faz Yetersizliği adı verilmektedir. İlk 3 ayda meydana gelen düşüklerde önemli bir yer tutar. Ayrıca tiroid fonksyonlarındaki bozukluklar(tiroid bezinin yavaş veya hızlı çalışması) da düşüklere sebep olabilir. Rahim(dölyatağı) ile ilgili sorunlar: Rahim ile ilgili doğuştan veya sonradan meydana gelen sorunlar erken ve geç düşüklere sebep olabilir.Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve zarlarının yırtılmasıyla fetusun (bebeğin) dışarı atılmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Daha öncede geçirilen rahim operasyonları( myom alınması, kürtaj) sonucunda dölyatağında bazı yapışıklıklar meydana gelebilir ve buna bağlı olarakgebelik kayıpları meydana gelmektedir. Rahim içindeki diğer sorunlar(polip ve myomlar) da aynı sebeple kayıplarına sebep olmaktadır.Otoimmun hastalıklar: Otoimmun hastalıkları vucudunun kendi hücrelerine karşı düşmanca davranması olarak tanımlayabiliriz. İnsan vücuduna giren mikroplara karşı vücutta harekete geçen bağışıklık savunma mekanizmaları kendi organlarına karşı da harekete geçerek zarar vermektedir. Özellikle böbrek ve bağ dokuları hasar görmektedir.Bu maddelerin etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır.Bu maddeler plasentayı da etkilediğinde kayıplarına sebep olmaktadır. (Şeker hastalığı):Kontrol altındaki hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir. Yani gebe kalan bir hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır. Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid hastalığının kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının ş olmadığı söylenmektedir. Adet düzensizliği:Adet düzeniyle ilgili problemler çoğunlukla “ovulasyon” yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan “progesteron” hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir.Enfeksiyonlar:Virüs ve bakterilerin neden olduğu vajinal enfeksiyonların kaybına neden olabileceği düşünülmektedir.Ne var ki bu enfeksiyonların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.Kromozomal bozukluklar :Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5′inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Düşüklerin sebepleri, düşüğün oluştuğu aylara göre değişebilir.Bazen döllenme olur, fakat döllenme ürünü rahim içine yerleşmez ve sessizce, adet kanaması ile birlikte düşer. Bu durum sadece testleriyle anlaşılabilir. Yaş : Özellikle 35 yaşından sonra oluşan gebeliklerde düşük oranının daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bu oran 40 yaşından sonra daha da artmaktadır.

Yorumlar

BACAK SENDROMU NE DEMEK ?

SENDROMU NE DEMEK ?
Tedavide başarılı olabilmek için bu hastalığın tanısını doğru koymak gerekir. Hastanın huzursuz sendromunun altında yatan kansızlık, şeker hastalığı gibi farklı rahatsızlıklar var ise öncelikle bu rahatsızlıkların edilmesi gerekmektedir.

Read the rest of this entry »

Yorumlar

KEMİK ERİMESİ NEDİR ?

KEMİK ERİMESİ NEDİR ?
arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz bir modern çağ hastalığıdır. süresinin uzaması ile osteoporozla ilgili komplikasyonlar katlanarak artmış,tanı yöntemlerinin gelişmesiyle de altındaki hastaları erken dönemde teşhis etmek mümkün olmuştur
Kemik kitlesinde azalma, kemik dokusunun mikro mimari yapısının bozulması ile karakterize bir hastalıktır. Buna bağlı olarak kemik kırılganlığında ış hastalığın en önemli özelliğidir.

Read the rest of this entry »

Yorumlar

DİYABET NEDİR NASIL MEYDANA GELİR NASIL OLUŞUR ?

DİYABET NEDİR NASIL MEYDANA GELİR NASIL OLUŞUR ?

Read the rest of this entry »

Yorumlar

GÖZLERİMİZİ NE ZAMAN KONTROL ETTİRMELİYİZ?

GÖZLERİMİZİ NE ZAMAN KONTROL ETTİRMELİYİZ?
Muayeneden önce gözün arka kısmının daha iyi görülebilmesi için gözbebeği çeşitli damlalarla büyütülür. Muayeneden sonra, damlaların etkisi geçene kadar birkaç saat süreyle özellikle yakını bulanık görebilir ve ışıktan fazlaca rahatsız olabilirsiniz
Okul Öncesi Çağdaki Çocuklar:Her , faktörü olsun ya da olmasın, doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde mutlaka göz muayenesinden geçmelidir. Bu ilk muayene çok önemlidir, çünkü bebekler görüp görmediklerini söyleyemezler ve görme problemleri bazen çok geç fark edilir. Göz doktoru bu bebeklerin gözlerinde görme yeteneklerinin gelişimi için teşkil edecek herhangi bir sorun olup olmadığını kontrol edecektir. Doğuştan katarakt, glokom, ptozis (göz kapağı düşüklüğü) gibi her anne babanın dikkatini çekmeyebilecek, fakat erken müdahale edilmezse göz tembelliği ya da körlükle sonuçlanabilecek göz hastalıklarının ın ilk aylarında, hatta haftalarında tespit edilebilmesi çok önemlidir.İlk muayenesinde herhangi bir sorun tespit edilmeyen bir çocuk, yaklaşık 3 yaş civarında tekrar göz muayenesinden geçirilmelidir.İlk muayenesinde herhangi bir göz problemi tespit edilen, ya da göz sağlığını etkileyebilecek birtakım faktörleri bulunan bebekler doktorun önerisine göre daha sık kontrol muayenesinden geçmelidir.Hiçbir göz sorunu olmasa da, her bireyin 1 ila 3 yılda bir göz muayenesinden geçmesi gerektiği bildirilmektedir. Önerilen muayene sıklıkları yaşa ve göz sağlığını etkileyebilecek faktörlerinin varlığına göre değişmektedir. Kişide bir göz problemi bulunması halinde doktorunun önerisine göre göz muayenelerinin sıklığı artacaktır.
Okul Çağı Çocukları:Her çocuk okul çağına geldiğinde tekrar bir göz hekimine muayene olmalıdır. Bu muayenende herhangi bir tespit edilmeyen çocuklar 18 yaşına kadar her iki yılda bir göz muayenesinden geçmelidir. Gözlük takan çocuklar ise her yıl mutlaka muayene olmalıdır, çünkü çocukluk çağında gözlük numaraları çok sık değişebilmektedir. Gözlerinde başka problemler tespit edilen çocuklar da, 18 yaşına kadar, doktorları daha sık önermediyse, en az yılda bir göz muayenesi olmalıdırlar.18-40 Yaş Arası Erişkinler:18 yaşından 40 yaşına kadar, erişkin bireyler herhangi bir göz problemleri yoksa yaklaşık üç yılda bir gözlerini kontrol ettirmelidirler. Dolayısıyla bu yaştan sonra göz kontrolleri sıklaştırılmalıdır. Herhangi bir göz problemi olmayan 40-60 yaş arası kişiler için önerilen muayene sıklığı iki yılda birdir. Yakın gözlüğü ihtiyacı dışında bir göz bozukluğu ya da göz hastalığı ve göz sağlığını tehdit eden faktörleri olan 40-60 yaş arası bireyler doktorları daha sık çağımadıkça, en az yılda bir göz muayenesinden geçmelidirler.60 Yaşından Sonra:60 yaşından sonra glokom, katarakt, yaşa bağlı maküla dejenerasyonu gibi göz hastalıkları görülme sıklığı açısından zirve yapmaktadır. Bu yüzden 60 yaşından sonra herkes aksi söylenmedikçe yılda bir mutlaka göz doktoruna görünmelidir.GÖZ MUAYENESİStandart bir göz muayenesi görme keskinliğinizin ölçümü ile gözünüzü ve çevre dokularını etkileyebilecek çeşitli hastalıkların araştırılmasını içerir. Standart göz muayenelerinde elde edilen ipuçlarına ve bulgulara göre göz doktoru özel göz muayenelerine başvurabilir. Özel göz muayenelerine bu ıda değinilmeyecektir. Bu konuda almak isterseniz Özel Göz Muayeneleri adlı ımıza göz atabilirsiniz.Standart bir göz muayenesi doktorun tecrübesine ve elindeki teknolojik imkânlara göre değişebilmekle birlikte, yaklaşık 20 dakika sürmektedir. Muayenenin çeşitli aşamalarındaki testler hem hasta, hem de doktor için sıkıcı olabilmektedir. Gözlük kullanan, başkaca göz problemleri olan ya da göz sağlığını etkileyebilecek faktörü (, hipertansiyon, vb.) olanlar ise doktorları daha sık çağırmamışsa, en az iki yılda bir yeniden muayene olmalıdırlar.40-60 Yaş Arası Erişkinler:40 yaşından sonra tüm bireylerde hem yakın okuma zorluğu gelişmekte, hem de katarakt, glokom gibi çeşitli göz hastalıklarının görülme sıklığı artmaktadır.
Fakat sağlıklı bir sonucun elde edilebilmesi için muayene sırasında doktor kadar hasta da dikkatli ve istekli olmalıdır.Her göz doktorunun rahatlıkla yapabileceği standart bir göz muayenesinin parçaları aşağıda madde madde açıklanacaktır:Kırma kusuru tespiti (otorefraktometre):Otorefraktometre cihazı gözlerinizde olabilecek miyopluk, hipermetropluk ya da astigmatizm gibi kırma kusurlarını tespit eder ve derecesini ölçer. Bu ölçüme bakarak göz doktorunuz gözlük muayenenizi yapar ve sizin için en uygun gözlük numaralarını tespit eder. Gözlük numaralarınız otorefraktometrenin verdiği ölçümlerden farklı olabilir. Takacağınız gözlük ya da kontakt lens numaraları için esas olan doktorunuzun yapacağı muayenedir. Bazı durumlarda, özellikle çocuk muayenelerinde, gözlerin uyum yapma yeteneğini geçici olarak baskılamak amacıyla gözlere bir damla damlatılır ve otorefraktometre ölçümü bir süre beklendikten sonra yapılır. Tıptaki adı sikloplejili muayene olan bu işlem arasında “damlalı muayene” olarak bilinir.Düzeltilmemiş görme keskinliği ölçümü:Görme keskinliği ölçümü için kişiden büyükten küçüğe sıralanan harf, sayı ya da şekilleri belli mesafeden okuması istenir. Test sağ ve sol gözler için ayrı ayrı yapılır. Kişinin açık olan gözüyle okuyabildiği en küçük karakterin ifade ettiği değer o gözün görme keskinliğidir. Görme keskinlikleri çeşitli sayılarla ifade edilir. 20/20, 100/100 ve 1,0 gibi değerler bir gözün tam gördüğü anlamına gelir. Düzeltilmemiş görme keskinliği bir gözün çıplak olarak, yani gözlük, mercek ya da kontakt lens olmadan sahip olduğu en iyi görme seviyesidir.Gözlük Muayenesi ve düzeltilmiş görme keskinliği ölçümü:Düzeltilmiş görme keskinliği bir gözün önüne mercek ya da gözlük camı yerleştirilerek elde edilebilen en iyi görme derecesidir. Göz kapaklarının ve göz hareketlerinin muayenesi:Doktorunuz göz kapaklarınızın biçimini, pozisyonunu, rengini, alt ve üst göz kapaklarınız arasındaki aralığı, kapaklarınızın kapanma fonksiyonlarını, üzerlerinde herhangi bir şişlik, kitle ya da hassasiyet olup olmadığını inceler. Bu muayene için ışık kaynağı dışında herhangi bir alet gerekmez. Göz hareketlerinizin muayenesi için doktorunuz elinde tuttuğu bir objeyi, başınızı hareket ettirmeden gözlerinizle etmenizi ister. Bu şekilde gözlerin sağa, sola, yukarı, aşağı ve ara yönlere hareketlerinden sorumlu kasların işlevleri değerlendirilir ve göz hareketleri kısıtlayan herhangi bir engelin (kitle, iltihap, ödem vs.) olup olmadığı saptanır.Biyomikroskop ile göz muayenesi:Biyomikroskop cihazı önündeki görüntüyü 5 ila 40 kat arası büyütebilen bir çeşit mikroskoptur. Doktorunuz sizi bu cihazın karşısına oturtarak başınızı sabit tutmanızı ister ve göz kapaklarınızın dış ve iç yüzeyini, konjonktiva, sklera, kornea, ön kamara, lens, iris gibi göz dokularınızı kat kat büyütülmüş haliyle ayrıntılı olarak inceler. Biyomikroskop olmadan göz muayenesinin yapılması mümkün değildir, çünkü göz dokularının büyütmesiz, çıplak gözle incelenmesi imkânsızdır.Göz içi basıncı ölçümü:Göz içi basıncı gözünüzün ön kamarasını dolduran sıvının gözünüzün iç yüzeyine uyguladığı çtır. Ölçümü için çeşitli yöntemler mevcuttur. En sık kullanılan yöntemlerden biri üflediği havanın korneanızda oluşturduğu düzleşmeyi tespit ederek göz içi basıncınızı belirleyen air-puff (hava üflemeli) tonometre cihazı ile yapılan ölçümdür. Bu cihazın en önemli avantajları göz yüzeyinize temas etmemesi ve hastadan hastaya gözyaşı yoluyla çeşitli hastalıkların bulaşma riski olmamasıdır. Göz içi basıncı ölçümü için en sık kullanılan diğer alet kornea yüzeyine dokunarak ç uygulayan ve korneayı düzleştiren basıncın doktor tarafından okunması prensibi ile çalışan aplanasyon tonometresidir. Bu alet ile yapılacak ölçüm öncesinde hastanın korneası bir damla ile uyuşturulmalıdır. Hasta ölçüm sırasında hiçbir acı ya da batma hissetmez, fakat aletin korneaya teması hastayı az da olsa rahatsız edebilir. En doğru sonuçları veren ve standart olarak kabul edilen göz içi basıncı ölçüm yöntemi bu alete yapılan ölçümlerdir.Göz dibi muayenesi:Göz dibi muayenesinde gözün arka kısmında bulunan vitre jeli, retina ve optik sinir incelenir. Vitre jelinin saydamlığı, kıvamı, retina damarları, sinir liflerinin görünümü, optik sinirin rengi, sınırları, çukurluğu ve bu gibi pek çok özellik ayrıntılı olarak değerlendirilir. Bu muayene için özel mercekler ve muayene teknikleri kullanılır. . Bu yüzden, göz dibi muayenesi yapıldıktan hemen sonra araba kullanmanız tehlikeli olabilir.Gözlük muayenesinde göz doktoru gözün önüne çeşitli camlar yerleştirir ve hastaya en iyi, en rahat görüşü sağlayan cam numaralarını tespit eder. Doktor bu muayene sırasında otorefraktometre cihazının ölçümlerinden yararlanır.

Yorumlar

GÖZ HASTALIKLARI VE GÖZ SAĞLIĞI

GÖZ SAĞLIĞI BİLGİLERİ
Görme duyusunun gelişmesi doğumdan sonra 6 yaşına kadar devam eder. Göz sağlığının korunabilmesi için ilk 3 yaşta göz muayenesinden geçmek gerekir.Hiçbir şikayeti olmayan çocuğa 3-4 yaşlarına kadar en az bir defa göz muayenesi yapılması gerekir. Çocuk TV ‘u “yakından izliyorsa ; resim, boyama yaparken başını eğik tutuyorsa ; göz muayenesi hemen yapılmalıdır. Şaşılık varsa ; hangi yaşta olursa olsun vakit kaybedilmeden göz doktoruna baş vurulmalıdır.Doğuştan ve sonradan üzere 2 çeşit körlük mevcuttur. Doğuştan körlüğün en önemli nedeni yakın akraba evlilikleridir.Sonradan olma körlük: Glokom (göz tansiyonu), Diyabetis Mellitus (şeker hastalığı), Behçet hastalığı, ani körlüğe neden olan Sahte içkilerde kullanılan “Metanol-Mavi İspirto”, çeşitli kazalar vs.dir. Oysa erken Tanı körlüğe neden olan bir çok olumsuz sonucu engeller.
ASTİGMATİZMA:
Korneanın kırma gücünün birbirine dik iki eksende farklı olması sonucunda görüntünün farklı düzlemlerde kırılmasıyla meydana gelir. Kornea ve lensin yapısına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Astigmatizma, her mesafede yansıma ve bulanık görmeye neden olur, sirklerdeki yamuk aynalarda oluşan görüntüye benzetilebilir.Düzenli astigmatizma silindirik merceklerle düzeltilir.Düzensiz astigmatizma birbirine dik iki meridyen yerine çok sayıda odaklaşma çizgilerinin olduğu durumdur. Bu nedenle görme keskinliği ileri derecede düşmüştür. Gözlüklerle tam düzeltilemez. Gaz geçirgen kontakt lenslerle daha iyi sonuçlar alınır.
DİYABETİS MELLİTUS
(Şeker hastalığı) gelişmiş ülkelerde körlüğe yol açan en önemli etkendir.
MİYOPİ: Dışarıdan gelen ışınların görme noktasına ulaşmadan odaklaşması sonucu gelişir.Miyop gözlerde uyum gücü çok az olduğu için kişi uzağı görebilmek için gözlük kullanmak zorundadır.
HİPERMETROPİ: Dışardan gelen ışınların görme noktasının arkasında odaklanması sonucunda gelişir.Düşük dereceli hipermetrop kişiler uyum yaparak normal görebilirler, fakat göz çabuk yorulur.Yüksek hipermetropi ise hem uzak, hem de yakın görme bozukluğudur.
GLOKOM :
40 yaşından sonra herkes göz tansiyonuna baktırmalıdır. Glokom’da (Göz Tansiyonu) erken teşhis çok önemlidir. Uzun süreli “Antidepresan” kullananlarda Göz Tansiyonu “Glokom” riski artmaktadır. 6 Ayda bir göz tansiyonu ölçümü tavsiye edilmektedir
AMPLİYOPİ (Göz Tembelliği) tedavisinin küçük yaşta yapılmasıgerekmektedir. (0-9 Yaş Arası) Yaş ilerledikçe süresi uzadığı gibi yararlanma oranının da düştüğü kanıtlanmıştır. DOĞUŞTAN GÖZ İÇİ BASINÇ YÜKSEKLİĞİ: Daha bebeklik döneminde ışıktan etkilenme, gözlerde sulanma, kızarıklık, kısıklık gibi belirtilerin yanı sıra kornea dediğimiz gözün saydam tabakasının büyümesi gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır. Erken müdahale edilmediğinde körlüğe yol açan ciddi bir bozukluktur.Gözde hissedilen ışık çakması, sinek uçuşması gibi şikayetler retina yırtılmasının (dekolman) habercisi olabilir.Kontakt lenslerin, ışığa hassasiyeti olan hastalarda ışık hassasiyetini (fotofobi) ırıcı etkisi vardır. Lens gözünüzdeyken kesinlikle doktorunuzun önermediği hiçbir damlayı gözünüze damlatmayınız.Kornea nakli birçok kişiye görme ümidi sağlamaktadır. Ameliyat sayılarının arttırılması, daha fazla kornea bağışı sayesinde mümkün olabilecektir.
SARI NOKTA HASTALIĞI:
ve hipertansiyondan kaynaklanan göz arkasındaki kanamalar ve sarı noktadan oluşan ödem, erken dönemde teşhis edildiğinde edilebilir.Gözün arkasında yer alan sinir tabakası retinada bulunan maküla (sarı nokta, kör nokta) merkezi görmenin % 90’nını sağlamaktadır. Makula Dejenerasyonu; Yaşa bağlı olarak ortaya çıkan, görmeyi direkt olarak etkileyen bir göz hastalığıdır. Kuru ve yaş tip üzere iki türü bulunmaktadır. Genetik faktörler ve damar yapı bozukluklarının etken olduğu bilinmektedir. Hipertansiyon, şeker hastalığı, anemi (kansızlık), aşırı sigara kullanımı, aşırı güneş ışınlarına maruz kalma hastalığı ilerletmektedir. Kuru tip erken teşhis edilirse fotodinamik ile durdurulabilir ya da yavaşlatılabilir.Kronik sigara içen şeker (diabet), glokom (göz tansiyonu) bulunan kişilerde damarsal kaynaklı yan etkilerin ortaya çıktığı kanıtlanmıştır.
DİYABETİK RETİNOPATİ: Gelişmiş ülkelerde 20-74 yaş arasındaki popülasyonda önde gelen körlük nedenlerindendir.Gözün retina adı verilen ağ tabakasındaki damarlarda tıkanıklıklara ve damar ında bozukluklara yol açarak kanama ve sızıntılara neden olur, bunun sonucu olarak körlüğe kadar gidebilen çeşitli lezyonlar ortaya çıkar.Diyabetik retinopati’ de günümüzde tedavisi uygulanmaktadır zamanında yapılan tedavisi ile ciddi derecede görme kaybı riskinin % 60 oranında azaldığı görülmüştür. Diyabetlilerde göz takibinde amaç;görmeyi tehdit edecek düzeyde diyabetik retonapati varlığında, henüz hastanın görmesinde anlamlı bir bozukluk gelişmeden tedavisi yapılmasıdır, böylece hastanın kalitesini etkileyecek bir görme kaybının gelişmesi önlenebilir.
BLEFARİT: Kirpik diplerinde stafilokok enfeksiyonu oluşmasıdır. Kuru göz ve atopik egzema ile birlikte gelişir. Yanma, Kaşıntı, Yabancı cisim hissi, Göz kapaklarının etrafında kabuklanma gibi belirtiler gösterir.Kapak kenarlarının hafif şampuanla fırçalanmasıyla yapılan kapak temizliği ile birlikte gerekli ilaç kullanımı ile şikayetler giderilebilir.
ENTROPİYON: Kirpiklerin ve kapağın içe dönmesi denebilir. Kapakların ters dönmesi nedeni ile korneal iritasyonlar olabilir. Tedavide zaman kazanmak için ilaç tedavisi uygulanabilirse de asıl cerrahidir.
UVEİT: İris gözün içine girecek ışık miktarını ayarlar. İrisi oluşturan uveanın gözün beyaz kısmı (sklera) başladıktan sonra bitmemesi, ve skleranın altından devam ederek tüm gözün küresini sarmasıdır. Uvea iristen hemen sonra gözün içine doğru halkasal bir çıkıntı yaparak kendisinin ikinci kısmını yani silier cismi (ciliary body [üzerine ipliksi/kirpikvari lifler bulunduğu için bu ismi almıştır]) oluşturur. Bu kısım göz içi sıvısının yapıldığı yerdir. Burası aynı zamanda göz merceğini taşıyan ve geren iplikçiklerin bağlı olduğu yerdir. Silier cisim ve merceği taşıyan bu iplikçikler sistemi sayesinde göz merceği şişip incelerek hem uzağı hem de yakını net görmemizi sağlayan akomodasyon (uyum) işlevini gerçekleşir. İris ve silier cisim birlikte ön uveayı oluştururlar. Bu bölgenin hastalığına ön üveit adı verilir. Genelde dermatolojik (Behçet hastalığı) romatizmal hastalıklar (Romatoid artrit, Ankilozan spondilit) gibi hastalıklarla beraber seyredebilir. Tekrarlayıcı olabilir. Tedavisinde kullanılan kortizon içerikli damla ve tabletler nedeniyle yakın doktor hasta ilişkisi gerektirir.
EKTROPİON: Göz kapağının dışa dönmesidir ki bu durum sulanma ile beraber olur. Değişik nedenleri olsa da çözüm cerrahi tedavidir.
NİSTAGMUS: Gözün istemsiz ritmik veya aritmik hareketlerine nistagmus denir. Nistagmusda göz hareketleri çeşitli yönlerde olabilir. Gözlerin her iki yöne de eşit hızda gittiği nistagmüs tiplerine sarkaç tipi, bir yöne yavaş, karşı yöne hızlı gittiği tiplerine de yay tipi denir. Yay tipinde gözlerin hızlı gittiği yön nistagmüsün yönüdür. Belirtileri; görme azlığı, titreyen görüntüler, baş dönmesi ve tek gözde çift görmedir. 1-Oküler 2- Vestibüler 3- Nörolojik (merkezi) 4- Doğuştan üzere 4 çeşidi vardır.Vestibüler ve nörolojik nistagmüslerde nedene yöneliktir. Doğuştan nistagmuslerde optik, ortoptik* ve cerrahi olarak uygulanır
KEROTAKONUS: Gözün en önünde yer alan ve bir kubbe bombeliğinde olması gereken saydam tabakanın bombeliğinin bozulması ve konik şekil almasıdır. Korneanın şeklinin bozulması, deforme olması, gözde oluşan görüntünün de deforme olmasına, görme netliğinin ve kalitesinin bozulmasına ve görme derecesinin azalmasına neden olur.Hafif miyopi ve astigmatizmanın bulunduğu erken dönemde gözlükle hasta net görebilir. Hastalık ilerlediğinde ık gözlükle net görüş sağlanamaz duruma gelir. Bu dönemde özel keratokonus lenslerinden (gaz geçirgen kontakt lensler) faydalanır. Hastalığın ileri dönemlerinde görme derecesi düşer ve kontakt lens takılamaz hale gelir. Bu dönemde ameliyat gerekli hale gelir. Eğer tek olan bir cismi çift görüyorsanız hemen göz doktoruna gidiniz. Sorun her zaman şaşılık olmayabilir…. Görmemizi sağlayan sinir tabakasının (retina) çekilerek, yerinden ayrılması sonucu ortaya çıkan yırtılma (retina dekolmanı) acil olarak müdahale gerektiren bir hastalıktır. Gözüne yabancı cisim kaçan hastalarda, meydana gelen travma neticesi oluşan; kanama, retina yırtılması veya enfeksiyonlarda “vitrektomi” ameliyatıyla gözler kurtarılmaktadır.
PTOZİS: Göz kapaklarının düşmesidir. Büyük bir bölümü Konjenital (doğumsal) olsa da travma ve yaş gibi faktörler nedeni ile tutucu dokuların ayrılması sonucu ortaya çıkar. Sistemik hastalıklar, yüz felçleri sonrasında görülebilir. Tedavisi cerrahidir. Ptozis; sistemik bir hastalığın belirtisi olabileceği için genel taramalarının da dikkatli yapılması gerekmektedir. Çocuklarda göz tembelliğine neden olabileceği için mümkün olan en erken dönemde edilmelidir
KATARAKT: sadece yaşa bağlı olarak görülmez. Yeni doğan bebeklerde bile annenin geçirdiği hastalıklar, doğum travmalarına vs. bağlı olarak gelişebilir. Çocukluk yaşlarında meydana gelen ve farkına varılmayan düşmeler ve başa gelen darbeler de katarakta neden olabilir. Çocuklarda daha önemlidir, çünkü göz görmeyi tam öğrenemeden ortaya çıkacak olan katarakt, görmenin azalmasına ve göz tembelliğine sebep olabilir, bu da ömür boyu az görme veya körlük tehlikesi demektir. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi yağ bezleri bulunur, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek , oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır.Bazen bir gözün önünde aniden uçuşan noktalar belirir. Parlak, beyaz bir yüzeye veya gökyüzüne baktığınızda gördüğünüz birkaç çizgi veya noktadan farklı olarak küçük sinekler gibi önünüzde dans eden yüzlerce nokta kastedilmektedir. Bu noktalar, gözün gerisindeki jel olan vitre sıvısı içine dağılmış hücrelerdir. Bu hücreler, kanamaya bağlı kırmızı kan hücreleri veya enfeksiyona bağlı beyaz kan hücreleri olabilir. Ne kanama ne de enfeksiyon göz içinde istenen bir şey değildir! Böyle bir durumda mutlaka doktora gitmek gerekir.
GÖZ İÇİN 7 TEHLİKE SİNYALİ:1. Sürekli kırmızılık: Kızarıklık ciddi veya önemsiz bir göz problemine bağlı olabilir. Nasıl ayırtedilebilir? Genellikle ciddi bir hastalıkta diğer belirtiler de mevcuttur. Ancak, başka bir semptom yoksa bile olağandışı bir kızarıklık devam ediyorsa doktorunuz tarafından görülmelidir. 2. Devam eden ağrı, gözde veya çevresinde rahatsızlık hissi varsa…Sağlıklı bir göz ağrı yapmaz. Zaman zaman sağlıklı bir ın da vücudunun çeşitli bölgelerinde gelip geçici ağrılar olabilir. Göz de buna dahildir, ancak sürekli ağrı normal değildir. Özellikle göz kızarıksa veya diğer tehlike sinyalleri de varsa. 3. Görme bozukluğu: Göz görmek iç ve en önemli tehlike sinyallerinden biri görme problemidir. Görme bozukluğu birçok şekilde olabilir. Örneğin yakın veya uzakta detaylar bulanıklaşabilir. Böyle bulanıklaşma sıklıkla basit bir gözlük gereksinimidir. Ciddi değildir ve tabii körlüğe neden olmaz. Ancak bulanık görme diabete, hipertansiyona, zehirlenmeye ve daha birçok ciddi probleme bağlı da olabilir. Periferik görme kaybı gözde veya beyinde önemli bir hastalığa bağlı özellikle kötü bir sinyaldir. Bildiğiniz gibi normalde yalnızca baktığınız doğrultuyu değil, iki tarafınızı da görürsünüz. Aynı anda görebildiğiniz bütün bu alana görme alanı denir. Şayet bu alanın yalnızca bir kısmı görülüyorsa nedeni hemen her zaman retina, optik sinir veya beyin hastalığıdır.4.Şaşı Gözler: Çocuklukta veya erginlikte bir gözün içine veya dışına doğru kayması beyin ile göz iletişiminde bir olduğunu gösterir. Bu durum göz sağlıklı görmediği için ve hangi doğrultuya baktığını beyne anlatamadığı için ilerleyebilir. Veya beyin kontrol sistemlerinin kendisi de bozulmuş olabilir. 5. Büyüyen kitleler: Göz üzerinde veya kapaklar üzerinde şişlikler ve kitleler enfeksiyon, kanser veya görmeyi bozan diğer anormal durumlara bağlı olarak gelişebilir. Birçok küçük et beni ve siyah benler kapaklar üzerinde zararsızca gelişebilir. Burada sözü edilen küçük problemler değil, gittikçe büyüyen anormal kitlelerdir. Sürekli kanama söz konusu ise kitlenin kötü huylu olduğu düşünülebilir. Kanserlerin ağrı yapması da ş değildir.6. Sürekli Kabuklanma ve Sekresyon: Gözün yüzeysel enfeksiyonları irritasyona neden olarak gözden veya kapak kenarlarından yapışkan, iltihabi akıntıya yol açar. Bu akıntı kirpik diplerinde ve köşelerde kuruyunca sert kabuklar oluşur. Göz yüzeyi enfeksiyona dirençlidir. Ancak ince yüzeysel hücre tabakası sıyrılırsa örneğin, lens takarken veya gözler sertçe ovuşturulduğunda, yüzeysel mikroplar hassas derin dokulara girebilir ve hızla çoğalır. O nedenle mikrop kapmış olan bir göz, normalde sağlıklı bir göze zarar vermeyen önemsiz sıyrıklardan bile zarar görebilir. Bu tip enfeksiyonlarda gözler uygun antibiyotik kullanımı ile temizlenmelidir.7. Pupilla Değişiklikleri: Normalde, pupillalar (irisin merkezindeki siyahlık) yuvarlak veya iki gözde eşit büyüklüktedir. Pupilla büyüklüğü göz içine giren ışık miktarını ayarlar ve beyin tarafından kontrol edilir. Muayenenin önemli bölümlerinden biri pupilla muayenesidir. Çünkü bu beyinle normal veya bozuk sinir bağlantılarının sonucunu gözlemenin en kolay şeklidir. Ayrıca gözün kendisinin ciddi hastalıkları da pupilla değişikliğine yol açar. O nedenle düzensiz bir pupilla veya iki göz arasında büyüklük farkı önemli bir tehlike sinyalidir.
GÖZ SAĞLIĞI PERSONELİ : Doktor (MD). Antibiyotikler, anestetikler, allerji tedavisi ve diğer tıbbi konusunda eğitilmiş ve tecrübe kazanmıştır. Ameliyat yapar, yaralanmaların ve kanserin teşhisini koyar. Pratisyen hekimler de küçük göz problemlerinin çoğunu edebilir.Oftalmolog : Göz konusunda ihtisas yapmış bir doktordur. Göz problemlerinin tedavisi konusunda yılların tecrübesine sahiptir ve herhangi bir göz probleminiz için başvurabilirsiniz. Bu alanda en iyi eksperttir.Optisyen: gözlük verir. Uygun cam için gözünüzün ölçümünü yapmaz. Yaptığı iş; yalnızca oftalmolog ve optometrist tarafından önerilen uygun camı sizin için en uygun gözlük çerçevesine yerleştirmektir. Optometrist gözlük camı için gözünüzün ölçümünü yapar. Ya uygun cam derecesinin reçetesini verir ya da kendisi gözlüğü sizin için hazırlar. Tıbbi almamıştır.
GÖZ YARALANMALARINDA İLK YARDIM
Morarmış Göz: Kapaklardaki gevşek dokular içine kanama olduğunda göz morarır. altında kanama siyah veya mavi renkte görülür. Kapak dokusu gevşek olduğundan kanama kapakları çevirir. Alın, burun ve yanak derisi sıkı olduğundan bu kısımlara kan gitmez. Bu nedenle, morarmış göz bir kan damarı yırtılacak kadar sert bir travma olduğunun göstergesidir. Birçok travma göze hasar vermez çünkü göz kemik içinde korunmaktadır. Ancak mor göz kesinlikle bir travma olduğunu ve gözün de yaralanmış olabileceğini düşündürür. Görmeniz bulanıklaştı ise doktora gitmelisiniz. Bu durumlarda bulanık görme göz içine kanama olduğunu ifade eder. Gözün çizilmesi veya Göze Toz Girmesi: 1- Herkesin gözüne sinek veya toz parçası kaçabilir. En önemlisi gözün içine bir şey kaçınca ovuşturulmamasıdır. Çünkü yabancı cismin korneayı çizmesine neden olabilir. Genellikle irrite gözün sulanması yabancı cismin yıkanarak uzaklaşmasını sağlar. Göz kırpma da yardımcı olur. Bunlar işe yaramazsa ilk yardım gerekir. İlk yardımı yapan kişi göz içinde yabancı cismin yerini ayin etmelidir. açısından, partikül gözün saydam veya beyaz kısmı üzerinde olabilir. Her ikisi için farklı gerekir.2- İlk yardımı yapan kişi; Kornea içine gömülmüş bir toz parçasına dokunmamalıdır. Kırpma ile çıkmayacak kadar gömülmüş ise çıkarılması için lokal anestezi gerekir. Kornea dokunmaya ve ağrıya çok hassastır. Ayrıca böyle bir yabancı cisim yüzeyi bozarak enfeksiyon eğilimini arttırır. Enfeksiyon riski antibiyotik tedavisi ile azaltılabilir. Bu nedenle, önemli bir çizik veya gömülü bir yabancı cisim olan bir kornea doktor tarafından görülmelidir. Kornea enfeksiyonları görme kaybına yol açan yoğun zararlar bırakır.3- Toz gözün beyaz kısmında ise (konjonktiva) problemi doktora ihtiyacınız olmadan çözebilirsiniz. Konjonktiva enfeksiyona çok dayanıklıdır ve küçük çizikler ciddi hasara yol açmaz. Tüm yapmanız gereken bir kağıt ve bez parçasını kıvırıp ucuyla yabancı cismi silerek almanızdır. Bu fazla bir acıya neden olmaz. Partikül alınır alınmaz batma hissi kaybolmalıdır. Siz alt kapağı aşağı çekerken hasta yukarı bakarak size yardımcı olabilir. Bu pozisyon konjonktivanın tüm alt kısmını görmenizi sağlar. Yer çekimi nedeniyle göze giren şeylerin çoğu konjonktüre alt yarısına yerleşir. Bazen partikül gözün üst yarısındadır. Bunları almak daha güçtür. Üst kapağı yukarı çekerken hastaya aşağı bakmasını söyleyin. Bazen yabancı cisim kapağın orta yüzündedir. Bunu almak için kapak ters çevrilmelidir. Göz hala batmaya devam ediyor ve siz de problemi göremiyorsanız bir doktora göstermek gerekir.4- Hasta bir metal üstüne metalle vuruyorken yabancı cisim gözüne fırladı ise küçük bir çelik parçası gözü delerek içeri girmiş olabilir. Böyle bir yaralanma yüzeyde görülemeyebilir. Bazen hemen hemen hiç ağrı olmaz. Bu tip yaralanmalarda dikkatli olunması gerekir. Koruyucu gözlük takmadan böyle bir iş yapmamalı.Göz Delinmelerinde: Kırık cam parçası, sivri bir tel, diken veya uçan bir metal parçasının göze girişi çok tehlikelidir. Giriş deliği çok küçük bile olsa göz içine mikrop taşıyarak abse oluşumuna ve körlüğe yol açar. Daha büyük bir yara ağzı gözün hassas yarı sıvı yapılarının dışarı kaçmasına neden olur. Böyle bir göze ç uygulanması göz içeriğinin daha kolay dışarı fırlamasına yol açarak felaketle sonuçlanır. Gözde böyle bir kesik meydana gelirse kanama olur veya kesi yerinden sıvı dışarı çıkar. Kesik bir gözün yakınını silmeyin veya bastırmayın. Hastanın gözünü silmesine izin vermeyin. Bunu yaparken göze ç yaparsa gözün boşalmasına neden olur. Acil olarak doktora gidilmesi gerekir.Kimyasal Göz Yanıkları: Şayet kuvvetli bir kimyasal madde (örneğin pil asiti, kezzap, laboratuar veya endüstriyel eriticiler, zehirler, kireç tozu) gözün saydam kısmına (kornea) atılırsa korneanın normal saydamlığı hızla bozulur. Dakikalar içinde (madde çok güçlü ise saniyeler içinde) korneanın hassas hücreleri gerçekten yanar. Vücudun bir yerinde kötü bir yaralanma olduğunda skar dokusu bırakarak iyileşme olur. Derin bir kesi veya yanıktan sonra oluşan bir skarı bilirsiniz. Böyle bir skarın korneada oluştuğunu düşünürseniz gözü nasıl kör edebileceğini anlarsınız. Hemen gözü yıkayarak kimyasal maddeyi uzaklaştırmalısınız. Bunu yapmazsanız birkaç dakika içinde gözde kalıcı körlük gelişecektir. Gözü normal su ile yıkayın. Antidot aramayın. Hastanın yüzünü yukarı çevirin ve gözüne suyu dökün. olarak bu hastanın hoşuna gitmez ve yanığın yaptığı ağrı ve soğuk suyun irritasyonu nedeniyle gözlerini sıkarak kapatır. Göz kapaklarını tutarak açmanız gerekir. Göz veya gözkapaklarına bastırmayın. Kaşlarına veya yanağına bastırın. Hastaya yıkamanın önemini anlatın. Kuvvetli bir alkali söz konusu ise gözü en az 15 dakika yıkamalısınız. Önemsiz yanıklarda o kadar uzun süre yıkamanız gerekmez. Ancak, gerçekten kötü bir maddeyi gözden uzaklaştırmak için birkaç dakika yeterli değildir.Farzedin ki hiç su bulamadınız. İrritan olmayan herhangi bir başka sıvıyı da kullanabilirsiniz. İrritasyon olmadan içebiliyorsanız gözü de o sıvıyla acil durumda yıkayabilirsiniz. Süt, alkolsüz içkiler, portakal suyu, çikulata sütü bu tip herhangi birşey işe yarar. Kimyasal maddenin antidotunu aramayın. Örneğin alkali yanığında sirkenin, asit yanığında sodanın iyi geleceğini düşünebilirsiniz. Antidot aramak için geçirilen zaman gözün tahrip olmasına yol açar. Ayrıca antidotun kendisi de göze zarar verebilir. 15 dakikalık yıkama işini bitirmeden doktora gitmeyin

Yorumlar

OSTEOPOROZ NEDİR.?

Osteoporoz Nedir?
ımız boyunca kemiklerimizde yapım ve yıkım devam eder. 30-35 yaşlarına kadar yapım yıkımdan fazladır böylece kemiklerimiz büyür, ağırlaşır ve yoğunlaşır. Bu yaşlardan sonra yavaş yavaş kemik yıkımı, kemik oluşumunu geçer ve bunun sonucunda da osteoporoz hastalığı gelişebilir. Kemik kaybının en hızlı olduğu dönem menopozdan sonraki ilk yıllardır.
Kemik kitlesinde azalma, kemik dokusunun mikro mimari yapısının bozulması ile karakterize bir hastalıktır. Buna bağlı olarak kemik kırılganlığında ış hastalığın en önemli özelliğidir. Vücudumuzdaki tüm dokular gibi kemiklerimizde yaşayan dokularımızdır.
Osteoporozlu Hastalarda Görülebilecek Yakınmalar Nelerdir?
Sırt ağrısı, bel ağrısı, boy kısalması, kamburlaşma görülebilir ancak genellikle kırık oluşuncaya kadar osteoporoz sinsi bir şekilde ilerler. Kırıklar en sık omurga, kalça ve ön kolda görülür. Omurga kırıkları boyda kısalma ve kamburlaşmaya neden olurken kalça kırıkları %30-40 oranında ölümle sonuçlanabilmektedir. Kimler Altındadır?Küçük, yapılı, ailesinde osteoporoz bulunan beyaz tenli altındadır. Erken veya cerrahi olarak menopoza girenler özellikle altındadır. Bunun dışında alkol ve sigara kullanımı, yetersiz fiziksel aktivite, düşük kalsiyum ve D vitamini alımı fazla tuz kullanımı, kafeinli içeceklerin fazla tüketilmesi, yeterince güneş görmemek, ve hipertiroidi gibi hastalıklar ve kortizon, epilepsi ilaçları gibi bazı ilaçların uzun süre kullanımı osteoporoz için faktörleridir. Osteoporoz Tanısı Nasıl Konur?Tanıda hastanın öyküsü ve klinik muayenesinin yanında DEXA metodu ile yapılan kemik yoğunluğu ölçümü altın standart olarak kabul görmektedir. Osteoporozdan Korunma ve TedaviOsteoporozdan korunmak için en ideal yol 30-35 yaşlarına kadar doğru ve egzersizle doruk kemik kitlesine ulaşmaktır Süt ve süt ürünleri, brokoli ve ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, sardalya ve somon balığı gibi yağlı balıklar ve tahıllar gibi kalsiyumdan zengin yiyecekler her yaşta dengeli bir şekilde tüketilmeli, faktörü oluşturan yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır. Düzenli egzersiz kemikleri güçlendirir, dayanıklılık ve dengeyi ırır. Osteoporozlu hastalar kaymayan alçak ökçeli ayakkabılar giyerek, evlerinde uygun zemin döşeme ve uygun ışıklandırma sağlayarak düşme riskini azaltmalıdırlar
Her yaşın ve hastanın egzersiz programı farklı olmalıdır, ancak hızlı yürüyüş ve dans engeli olmayan herkese tavsiye edilebilir. Osteoporozun en korkulan sonucu olan kırıkların azaltılabilmesi için taşıyan ve tanı konan her hasta mutlaka edilmelidir. Tedavide kullanılan ilaçlarla kemik kaybı durdurulabilmekte ve hatta bir miktar kemik ımı mümkün olmaktadır. .

Yorumlar

« Previous entries Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;

eXTReMe Tracker