ANNE SÜTÜ HER ZAMAN AYNI İÇERİKTEMİSİR? - BEBEK BAKIMI -

Memelerden ilk 4-5 gün süreyle gelen süt (kolostrum- ağız sütü), olarak 5. günden sonra gelen olgun süte göre farklılıklar gösterdiği gibi, prematüre bir doğurmuş annenin sütü önemli oranda her ikisinden de farklıdır ve olgun süt içeriğine ancak ortalama bir ayda erişir. Anne sütü bebeğin gereksinimlerine göre değişen dinamik bir yapı gösterir. Bebeğin prematüre veya matür doğmuş olmasına bağlı olarak, yaşının ilerlemesiyle, önden emilen veya öğünün sonuna doğru gelen, sabah veya akşam, veya kış aylarında anne sütünün içeriği değişiklik gösterir. Geçiş sütünün memeye gelmesiyle 4-5. günlerde meme dolmaya başlar. ık , memenin tam boşalmasını sağlayacak güçte emecektir. Bu nedenle, tek öğünde bir meme tümüyle boşalıncaya kadar aynı memede tutulmalıdır.

Read the rest of this entry »

Yorumlar

Dr.Murad’ın testlerinde Ebru Şallı 23 yaşında çıktı !

Ebru Şallı’nın güzelliği Dr.Murad’dan tam not aldı ! Dr. Murad’ın son ürününü dünyada ilk kez
Ebru Şallı kullanacak !

Read the rest of this entry »

Yorumlar

Kanseri önleyen bitkiler

Yorumlar

HIZLI GEBELİK

HIZLI GEBELİK
Sabah erken saatlerde cinsel ilişkiye girmeye çalışın.Sabahları sperm kalitesi en iyi durumda olmaktadır.Cinsel ilişkiyi bir ev ödevi olarak görmeden isteyerek eşinizle birlikte olun.Orgazm vagina salgısının ph derecesini değiştirmekte ve spermin rahim ağzından daha hızlı geçmesini sağlamaktadır.Gereğinden fazla, sık cinsel ilişkiye girmekten kaçının.Daha önce gebelikten korunmak için değişik yöntemler kullanmışsanız bunların olası etkileri için doktorunuza danışın.Adet düzensizliği var ise gereken ile adet düzenini sağlayın. Servikal mukus gereğinden koyu ise inceltici özel ilaç kullanmak gerebilir.Gk beslenmenize dikkat edin.Dengeli ve düzenli beslenin.Süt ürünlerinin içindeki galaktose ismi verilen madde yumurtlama fonksiyonunu arttırmaktadır.Bol miktarda süt,süt ürünü ve yoğurt tüketin.Enginar ve taze fasulyeyi tüketmeyi unutmayın.Aşırı kırmızı et ve yağlı tüketmeyin ,östrojen düzeyini olumsuz etkileyebilir.Aşırı olmamak şıyla hafif eksersiz yapın.Doktorunuzun haberi olmadan hiçbir ilaç kullanmayın.Adetlerim düzensiz,yumurtlamam ne zaman olmakta?Bu soruyu bir çok kendi kendine veya hekimine sormaktadır. Ne zaman yumurtlamam oluyor? Yumurtlama gününü anlamak için bazal ısısı ölçümü yapılabilinir,düzenleyici ilaçlar kullanılabilinir, bitkisel içerikli haplar alınabilinir veya yumurtlamayı gösteren özel testler yapılabilinir.Adet düzensizliği var diyebilmek için adetlerin 7 günden fazla bir süre erken veya geç olması gerekmektedir.Başka bir ifade ile 21 günden daha sık veya 35 günden daha seyrek olması adet düzensizliği anlamına gelir.Her 10 kadından 2 tanesinde adet düzensizliği görülmektedir.Adet düzensizliğinin en sık sebepleri kötü ,kontrolsüz diyet,kronik yumurtlama bozukluğu,hormon bozuklukları,guatr ve bazı böbrek üstü bezi hastalıkları,polikistik over,yumurtalıkover kistleri varlığı,aşırı eksersiz ve kontrolsüz vs.dir.Adetleriniz düzensiz ise ve gebe kalmayı planlıyorsanız kolay gebe kalabilmek için doktorunuzla görüşüp öncelikle adetlerinizi düzene sokun.Bazal ısısının ölçümü ile yumurtlama zamanı tespit edilir mi?Bazal ısınızı ölçerek yumurtlama gününüzü tespit edebilir, luteal fazın ne kadar sürdüğünü saptayabilirsiniz. ısısı yumurtlamanın oluşmasıyla birlikte yükselmektedir.Bu şekilde adet düzeninizdeki yumurtlama gününüzü tespit edebilirsiniz.Kendinize dijital iyi bir termometre alın.Rahat olun,strese girmeyin .Gebe kalamayacağınız korkusuna kapılmayın.Adet düzeninizi edin, gebe kalabileceğiniz muhtemel günlerde cinsel ilişkide bulunmaya özen gösterin.Eşinizin sigara ve alkolü bırakmasını sağlayın,ını düzenlemesine yardım edin.Eşinizin kalın ve sıkı pantolon,iç çamaşırı giymesini engelleyin.Sauna ve banyolardan kaçınmasını tavsiye edin.İlişkiden 2 saat önce eşinizin sert bir kahve içmesi sperm hareketlerini uyaracaktır.En uygun pozisyonda cinsel ilişkiye girin.İlişki sonrası belinizin altına yastık koyup bir saat yataktan kalkmayın,yatak odasının fazla olmamasını sağlayın.Uyanır uyanmaz yataktan daha çıkmadan ısınızı ölçün, çünkü hareket etmeniz ısıyı yükseltir ve bu yanıltıcı olur.Adetinizin ilk günü itibariyle ölçüme başlayın.Gebe kalmayı zorlaştıran faktörler nelerdir?ın 35 yaşından büyük olmasıDüzensiz adetlerEndometriyozis hastalığıCinsel ile geçen hastalık hikayesiGenital organlarda geçirilmiş ağır iltihabi hastalık öyküsüAşırı kilolu veya aşırı zayıf olmakDevamlı değişik nitelikte ilaç kullanımı,sigara ve bağımlılık yapan alışkanlıklarKronik hastalıkların varlığı kalp ,karaciğer şeker ve guatr hastalığından herhangi birinin olmasıEpilepsi ve psikolojik rahatsızlıklarErkeğin testislerinden kaza geçirmiş veya ameliyat olmuş olması.Her gün aynı saatte ölçüm yapmaya özen gösterin.Ölçümden elde ettiğiniz değeri kartınıza işaretleyin.ıda ani bir ış 0.4-0.6 derece gibi olur ise bu yumurtlamanızın 24 saat içinde olacağını gösterir.Bu ısı ışından sonra ölçmeyi bırakmayın, devam edin ve yeni adet ile tekrar yeni kartınıza işaretlemeye başlayın.Aynı işlemi 3-4 ay yaptıktan sonra yumurtlama gününüzü keşfedecek ve luteal faz dönemizin uzunluğunu hesaplayacaksınız.Eğer yapamıyorsanız mutlaka doktorunuzdan size öğretmesi için yardım isteyin.Progesteron gebe kalmayı kolaylaştırır mı?Progesteron bir kadınlık hormonu olup birden fazla etkisi vardır.Rahmi, rahim ağzını, vaginayı ve tiroid bezlerini direkt olarak etkilemektedir.Hamile kalmayı kolaylaştırmakta ,bebeğin gelişimine ve büyümesine katkı sağlamaktadır.Progesteron seviyesindeki düşüklük luteal faz ıyumurtlamadan sonraki 14 gk süre bozup hamile kalmayı zorlaştırmaktadır.Progesteron kremleri,vaginal tabletleri vücudun gk ihtiyacını karşılayıp östrojen dengesini düzenlemektedir.Kadınlarda yumurtlama esnasında 2 tane hormon yapılmaktadır.Bunlar östradiol ve progesterondur.Bu iki hormon birlikte bir denge içinde hamile kalmayı ve gebeliğin devamını sağlamaktadır.Progesteronun en büyük etkisi yumurtlama sonrası mukus u rahim ağzı salgısıdeğiştirmek ve rahim içini döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için hazırlamaktır.Bu esnada progesteron etkisine bağlı olarak ısısı da artmaktadır.Kısa sürede gebe kalamayan veya daha önce düşük yapmış hastalarda sağlıklı bir başlangıcı için yumurtlama tarihi itibariyle doktorunun tavsiye ettiği şekil ve sıklıkta kullanmaları faydalı olabilmektedir.

Yorumlar

KABIZLIK NEDEN OLUR ?

KABIZLIK NEDEN OLUR ?
Zararlı yada gereksiz olandan arınmak!..Tıpkı zekanın arınarak gelişmesi gibi. Hani onu tutsak eden bağlardan kurtulmak, aklın özgürlüğünde yürüyüşe çıkmak bağlamında.Neticede son kullanma tarihi geçmiş olanlardan kurtularak, çş ya da kafaca sağlam bir kimliğine kavuşabilmektir asıl olan., içmek ne denli zorunlu ise, boşalmak ve arınmak da o denli zorunlu bir gerçektir, adına soluklanabilmek için…Zorunlu ve yadsınmaz bir döngüdür , ve boşalma; idrar yapma ve dışkılama ile tanışık olduğumuz biyolojik gerçekliği ile. ık için yararsız olan ve atılması gerekenler , atılmalıdır zıtların birliğine ve usulüne uygun olarak.Eğer bu döngü kısırlaşır yada sekteye uğrarsa, bir dizi sorunlar örmeye başlar mutlu ın başına. Kabızlığın da başımıza dert olması gibi..Kabızlık, en basit tanımıyla rahat bir dışkı yapamama durumudur. Burada sıkıntı genellikle, haftada bir yada iki kez dışkıya çıkma şeklinde dile getirilir. Bu durum kalın bağırsağın çıkış bölgesine, his uyandıramayacak miktarda az dışkı geldiğini düşündürür.Kabızlık yakınmalarının yarıya yakını alışkanlık veya tarzı ile ilgili olup, bu durum basit kabızlık olarak tanımlanır. Alınacak önlemlerle çoğu kişide bu sorun çözülebilmektedir.Geri kalan kısmında ise basitten karmaşığa doğru bir dizi testlerle altta yatan hastalık etkenleri ortaya konur. Muhtemel bir bağırsak tıkanıklığı, bir hormon yada metabolizma hastalığı, kas ve sinir hastalıkları, açığa kavuşturulması ve edilmesi gereken kabızlık nedenleridir.Kabızlık nedenleriHipotiroidi adını verdiğimiz tiroid hormon eksikliği ya da yetersizliğine bağlı durumlarda kabızlık sık olarak dile getirilen bir yakınmadır..* Kabızlığa karşı ilacı en son seçenek olarak düşünün ve mutlaka doktorunuzun önerdiklerini tercih ediniz.Gelişigüzel ilaç kullanmak alışkanlık yapabileceği gibi son derece ciddi yan tesirlere de neden olabilir.Ne yapmalıyızSorunu mutlaka iç hastalıkları uzmanıyla paylaşınız. Basit bir kabızlık mı yoksa altta yatan bir hastalık bulgusu mu olduğunu kesin olarak tespit ettiriniz.Bu amaçla önerilen tetkikleri mutlaka yaptırınız.Kabızlığa neden olan ilaçlar* Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar.* Sara (epilepsi) tedavisinde kullanılan ilaçlar.* Parkinson tedavisinde kullanılan ilaçlar.* İdrar söktürücüler.* Kalsiyum tedavisi.* Demir tedavisi.* Spazm çözücü olarak kullanılan antikolinerjik ilaçlar.* Anti asit olarak mide tedavisinde kullanılan ilaçlar.* Hipertansiyon tedavisinde kullanılan kalsiyum blokerleriFT4 ve TSH adı verilen hormonların analizi ile kesin tanı konur.Bir başka deyişle kalın bağırsağın son kısmına ulaşan dışkıyı, tümden boşaltamama durumudur. Tıbbi literatürde kabızlık, konstipasyon olarak dile getirilir. Tıbbi literatürde bu çıkış bölgesine anorektal bölge adını vermekteyiz. Basit kabızlık olarak tanımladığımız durumların çoğu bu şekilde ortaya çıkmaktadır. - Eğer dışkı yapma isteği azalmış ise sorun, büyük olasılıkla daha yukarılardadır.Eksik tiroid hormonu verilerek genel durum ile birlikte kabızlık ta düzelir.Kabızlık sıradan bir rahatsızlık olarak yorumlanıp hafife alınmamalıdır. Son derece ciddi bir hastalığın bulgusu da olabilir.Bu nedenle şu gerçek mutlaka sorgulanarak açığa kavuşturulmalıdır:”Kabızlık, bağırsağın son kısmından mı yoksa daha yukarıdan mı ileri geliyor?”Yanıtlara göre de şu iki husus dikkatle değerlendirilmelidir:- Eğer düzenli olarak dışkı yapma isteği var, ancak tam olarak dışkı boşaltılamıyorsa sorun, büyük olasılıkla kalın bağırsağın son kısmında yani dışkının çıkış bölgesindedir.Diabet olarak da tanıdığımız şeker hastalığında kabızlık yine sık tanık olduğumuz bir yakınmadır. Şekerin kontrolü ve disiplinli bir diyet programı ile bu sorun hafifler ve geriler.Ancak dikkat edilmez ise ileri de bağırsak fonksiyonlarının iyice bozulması sonucu, kontrolü son derece zor ishallere de dönüşebilir.Böbrek yetmezliği durumunda kabızlık başlı başına bir sorun olabilir.Özellikle bu gibi durumlarda kulaktan duyma ilaçlar kullanmamak gerekir.Mevcut böbrek yetmezliğini daha da ağırlaştırabileceği gibi kanda mineral dengelerini de alt üst edebilir. Kalsiyum pek masum değil!Son günlerin salgın modası haine gelen, “ ürün ” ve “ilaç değiliz” etiketleriyle neredeyse fetişe edilen mineral içerikli tabletleri kullanırken de uyanık ve dikkatli davranmalıyız.Gelişigüzel kullanıldığında bu ürünler, metabolizma hastalığı olanlar ve kanda mineral dengesi hassas olanlar için ciddi riskler yaratabilirler.Uzun süreli kalsiyum ve demir kullanımı sonucu inatçı kabızlık ortaya çıkabilir.Özellikle osteoporoz diye tanımladığımız kemik zayıflaması durumlarında sürekli kalsiyum alımının kabızlığa neden olabileceği bilinmesi gereken bir gerçektir.Sürekli idrar söktürücü ilaç kullananlar da kabızlık riski altındadırlar. Hipertansiyon tedavisinde kullanılan bir çok ilacın içeriğinde idrar söktürücüler de yer alır.Bu konuda tedbirli ve sorunu doktorunuzla paylaşarak çözümlemek gerekir.Ciddi uyarı!En nihayeti, ogüne kadar düzenli olan dışkılama peryodları değişerek, haftada 1 2 gün gibi kabızlık peryodlarına geçmiş ise son derece uyanık gerekir. Bu, kalın barsakta gelişmekte olan bir tümör mesajı da olabilir.Kabızlığa karşı önlemler* Posa ve lif içeren sebzeleri ve meyveleri mümkün olduğunca kabuklu tüketiniz.* Her sabah aç karına iki bardak su içiniz ve düzenli olarak tuvalete oturunuz.Sonuç alıncaya kadar bunu bir alışkanlık haline getiriniz ve ısrarla devam ettiriniz.* Günde en az 2 litre su içiniz.* Her sabah incir yada kuru kayısı yeyiniz.* Kepekli ekmek tercih ediniz.* Tuvalet tercihi ile dışkılama isteğinizi ertelemeyiniz.* Çay,kahve ve kolalı içkilerden uzak durunuz.* Kabızlığa neden olabilecek ilaçları doktorunuza danışarak gözden geçirtiniz

Yorumlar

SUÇİÇEĞİ NASIL OLUR?

SUÇİÇEĞİ NASIL OLUR?
Kırmızı kabarıklık şeklinde başlar. Daha sonra birkaç saat içinde, içi berrak sıvı dolu baloncuk hâline geçer. Baloncuk içindeki sıvı 24-48 saatte bulanıklaşır. Üçüncü gün baloncuk ortasında göbekli bir kısım belirebilir. Sonra kurur ve kabuklanır. Koyu kahverengi pullar hâlinde dökülür ve iz bırakmaz. Târif edilen döküntü gelişim dönemlerinin her biri aynı anda görülebilir. Bu, su çiçeğinin çiçek hastalığından ayrılması için özel bir belirtidir. Genel olarak döküntüler gün aralıklarıyla 3-4 alevlenmeyle çıkarlar. Daha sonra ateş düşer. Hastalık nâdiren yılancık ve orta kulak iltihabına dönüşebilir. Ölüm oranı % 1’den azdır. Su çiçeği virüsüyle yetişkinlerde zatürre ortaya çıkabilir. Su çiçeği geçirende devamlı bir bağışıklık durumu ortaya çıkar ve ikinci defâ yakalanma çok nâdirdir. Teşhisi kolaydır. Alışkın olmayan bir göz çiçeğiyle karıştırılabilir. En çok 2-6 yaş üzere çocuklarda salgın yapar. Kışın ve baharda fazla olan hastalık, ilk dönemlerde bulaşıcı olup, damlacıklarla veya deri temasıyla bulaşır. Özel bir tedâvisi yoktur. Üzerine eklenen bakteri enfeksiyonlarını önlemek için antibiyotikler verilebilir. Hasta çocuklar tecrit edilir ve ancak kabuklar düştükten sonra okula devam etmelerine izin verilir. Suçiçeği Hastalığının Tanımı Suçiçeği ya da varisella, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır. Karamuk, varicella da denilen, oldukça bulaşıcı, selim seyirli, daha ziyâde çocuklarda görülen, deri ve mukozalarda sathî, içi saydam sıvıyla dolu baloncukların husûlüyle karakterize bir hastalık. Hastalığın sebebi, varicella zoster denen bir DNA’lı virüstür. Bu virüsün bir tipi vardır, doku kültürlerinde ürer. Virüs organizmaya solunum yolundan girer. Burada ve organlarda çoğalır, kan dolaşımına karışır. Deriye ve bâzan akciğere yerleşir. Hastalığın kuluçka dönemi 12-16 gündür. 37,5-39° ateşle başlar. 24 saat içinde pembe renkli döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler en fazla gövdede bulunur.Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir. Başlıca Nedenleri Bu hastalık özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir bulaşıcılığa sahiptir. Bazen kaşıntıyı önlemek için kalamin losyonu kullanılır. Bağışıklık sorunu olan ya da enfeksiyon ve komplikasyonları açısından altında bulunan çocukların Varicella zoster enfeksiyonu tedavisinde antiviraller kullanılabilir. Uygulama döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde ve 2 yaşından büyük çocuklarda yapılmalıdır. Antiviraller eğer erken kullanılırsa (döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde), kalıcı izleri azaltır, iyileşme sürecini hızlandırır, lezyon sayısını azaltır, kaşıntıyı azaltır ve ateşi düşürür; hastalığın süresi kısalır ve şikayetler azalır. Kaşıntının şiddetini azaltıp, süresini kısaltarak, asiklovir aynı zamanda döküntülerin yara haline gelip kalıcı izler bırakma riskini de en aza indirir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle boyu bağışıklık ılırsa da, virüs uyku halinde bekleyip daha sonra yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir. Suçiçeğinin Çocukluk Çağındaki Belirtileri Nelerdir? Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 gk bir kuluçka devresi vardır ve daha sonra çocuk ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen aynı zamanda, sırt ve göğüste, bazen de alın çevresinde ve daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp, bir iki gün içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökülür ve iyileşme tamamlanır. Hastanın Çevresindekilerden Tecrit Edilmesi Gerekli midir? Hasta çocuk döküntünün görülmesinden itibaren bir hafta süreyle ya da kesecikler kuruyuncaya değin bu hastalığı geçirmemiş çocuklardan tecrit edilmelidir. Ancak kabukların dökülmesini beklemeye gerek yoktur. Hangi Yaşlarda Görülebilir? Belirgin Olarak Görüldüğü Dönemler Var mıdır? Çoğunlukla çocukluk çağında görülür. Kış ve ilkbaharın ilk ayları suçiçeğinin yaygın olarak görüldüğü aylardır. Yetişkinler Daha Büyük Altında mıdır? Yetişkinler ve ergenlik çağındakiler çocuklara kıyasla daha ağır hastalık riski altındadırlar. Ağrı, ateşin süresi, kırıklık, kaşıntı gibi belirtiler daha şiddetli olur, döküntü daha geniş alana yayılır ve daha uzun sürede iyileşir ve hastalığın seyri daha uzun olur. Ayrıca, suçiçeği olan yetişkinler ve gençler için şiddetli komplikasyon riski daha yüksektir.Suçiçeği En İyi Nasıl Edilir? hem belirtilere yönelik hem de etkene yönelik yapılabilir. Belirtileri hafifletmek için antipretikler ya da sistemik atihistaminikler kullanılabilir. Etkene yönelik tedavide antiviraller kullanılır. Erken ağrı ve şikayetleri azaltır.

Yorumlar

İDRAR YOLLARINDA TAŞ OLUŞUMU NASIL OLUR ?

İDRAR YOLLARINDA TAŞ OLUŞUMU NASIL OLUR ?
Ani başlangıç gösterir ve hasta rahatlamak için sürekli bir pozisyon arar durumdadır.Bulantı ve kusma: Ağrıyla birlikte böbrekler ile barsaklar arasında bulunan refleks sistem uyarılmakta ve buna bağlı olarak çoğunlukla bulantı, bazen de kusma görülmektedir.İdrarda kanama yada renk koyulaşması: Bu bazen hastanın idrarının koyu kırmızı, kan şeklinde olabileceği gibi bazen de yalnızca hastanın her zamanki idrarından daha koyu renkli bir idrar çıkarması şeklinde olabilir.İdrar yolu taş hastalığı kimlerde daha sık ortaya çıkar?-Bayanlara göre 2-3 kat daha fazla üzere erkeklerde -Tüm dünya ülkelerinde ve tüm iklim koşullarında ortaya çıkmakla birlikte ve fazla güneş alan coğrafik bölgelerde yaşayanlarda -Doğuştan böbrek yada idrar kanalında anatomik bozukluğu olanlarda-Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerde-Özellikle tek tip diyetle beslenenlerde (kalsiyum ve oksalattan zengin diyet)-Çeşitli ameliyatlar yada iltihaplar sonrası idrar nın herhangi bir bölgesinde darlık gelişen hastalarda-Ailesinde ve/veya yakın akrabalarında taş hastalığı olanlarda (%25 vardır)-Uzun süreli yatağa bağımlı kalan yatalak hastalarda-Sedanter ı olanlarda (daha çok masa başı iş yapanlarda)-Çeşitli ortopedik bozukluklarına bağlı hareket kısıtlılığı olanlarda-İdrar yolunu daraltacak şekilde prostat büyümesi olanlarda-Aşırı terleyen şahıslarda- yer yada iklimlerde yaşayanlarda (ülkemizin güney ve güneydoğu bölgesinde yaşayanlarda)-Yeterli sıvı alamayan yada yeterli idrar çıkaramayan hastalarda-Çeşitli metabolizmasını ilgilendiren hastalıkları olanlarda-Uzun süreli, çeşitli ilaç kullananlarda-Diyetle aşırı hayvansal protein (özellikle kırmızı et) ve karbonhidrat tüketenlerde-Çeşitli hormon bozukluklarında (aşırı parathormon düzeyine sahip hastalar gibi)-Vitamin D metabolizma bozukluğu olanlarda-Çeşitli iyonların idrarla aşırı atılımı saptanan hastalarda (kalsiyum, ürik asit gibi)-Çeşitli sistemik hastalıkların yada takipleri sırasında (gut yada AIDS hastalığı gibi)-İdrar yolunda herhangi bir şekilde bir defa taş hastalığı oluşanlarda idrar yolu taş hastalığı daha sık görülmektedir.İdrar nda taş nasıl oluşmaktadır?Normalde vücuttan atılan idrarın içerisinde çeşitli maddeler belli konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Bu maddelerin bir kısmı taş oluşumunu ırmakta, bir kısmı ise azaltmaktadır. İdrar nda taş oluşumunu ıran maddelerin yoğunluğu arttığında yahut taş oluşumunu önleyen maddelerin idrarda yoğunlukları azaldığında taş ortaya çıkmaktadır. Bu maddeler başlangıçta küçük kristaller halinde birbirine tutunurlar. Bu kristal parçaları içinde çeşitli maddelerin çökeltileri bulunmaktadır (kalsiyum, oksalat, ürik asid, sistin gibi). Böbrek içerisindeki küçük havuzcuklarda başlayan bu kristaller daha sonra bir araya gelerek birbirleriyle birleşmekte ve giderek büyüyerek taş haline gelmektedir. Oluşan taş çok daha küçük halde iken böbrek ve idrar ndan bol idrar ile atılabilmektedir. Atılamadığı bazı durumlarda ise giderek büyüyerek böbrek fonksiyonlarına zarar verebilmektedir. İdrarda taş oluşumunu sağlayan kristaller nasıl oluşur?İdrar nın herhangi bir bölgesinde darlık varsa idrar rahat akamayacaktır. Durağan, akışkanlığı bozulmuş, birikmeye meyilli idrar içerisinde kristaller birikebilmektedir. İşe yaramayan, ölü doku ıkları yada bakteri hücresi ı gibi yapılardan oluşan ve “nükleus” adı verilen maddelerin bulunması da kristalleşmeye yol açacaktır. İdrar asiditesi oldukça önemlidir. Asiditeyi idrardaki pH ölçülerek bakılmaktadır. Normalden aşırı alkali idrarda kalsiyum ve magnezyum kristalleri çökerek taş oluştururken aşırı asidik idrarda da ürik asit kristalleri çökerek taş oluşturmaktadır. Vücuttan atılan idrar miktarında azalma olduğunda idrarda yine kristaller oluşmaktadır. Bu yetersiz sıvı alımı ile yada aşırı terleme gibi sıvı kayıpları oluşmaktadır. İdrarda taş oluşumunu tetikleyen temel faktörler nelerdir?1. Diyetle birlikte aşırı miktarda aşağıdaki ürünlerin alınması:- Sodyum : Aşırı tuzlu yiyen, her yemekte elinden tuzluğu düşürmeyenlerde, hazır çorbalarda, hazır sebzelerde, fast-food olarak isimlendirilen ayak üstü atıştırma tarzında yenilen yiyeceklerde (tost, sandiviç, hamburger) yada aşırı tuzdan zengin içeceklerle beslenenlerde (şalgam ve turşu suyu gibi)- Oksalat : Kola, ıspanak, pancar, kakao tozu, çikolata, yeşil yapraklı bitkiler, çerez ürünleri (özellikle fıstık), koyu çay, aşırı çay ve aşırı kahve alışkanlığı olanlarda- Kalsiyum : Süt, yoğurt, peynir ve dondurma gibi tüm süt ürünleri, fasulye, sardalya, çikolata, brokoli ve beyaz ekmek gibi kalsiyumdan zengin diyetle aşırı ve sürekli beslenenlerde- Karbonhidrat : Aşırı un ve unlu mamulleri tüketenlerde taş hastalığı oluşumu çok daha kolay olmaktadır. 2. Yetersiz sıvı alanlarda : Gk sıvı alımı (su, çay, çorba, ayran vs. içecekler) 1-1,5 lt’nin altında olanlarda taş daha sık oluşmaktadır. 3. Yetersiz miktarda diyette turunçgil tüketimi: Portakal, limon, mandalina gibi turunçgilleri az tüketenlerde yada hiç tüketmeyenlerde taş daha kolay meydana gelmektedir. Bu ürünlerin içlerinde bulunan “sitrat” isimli madde, taş oluşumunu azaltmaktadır. Buna karşın yapılan çalışmalar göstermiştir ki; greyfurt suyunu aşırı tüketenlerde taş oluşma riski artmaktadır. 4. Güneş ışınları: Aşırı derecede güneş ışınlarına maruz kalma durumu da idrarda kristallerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. İdrar nda taşlar niçin oluşur?Çevresel faktörler sonucu: Özellikle güneş ışığına fazla maruz kalanlarda, iklimde yaşayanlarda idrar yolu taşları oluşmaktadır.Diyet: Diyetle birlikte aşırı sodyum (tuz), oksalat (kola, yeşil yapraklı bitkiler, çerez, koyu çay ve aşırı kahve), kalsiyum (aşırı derecede süt ve süt mamülleri) alanlarda taş oluşmaktadır. Buna karşın diyetle az miktarda turunçgillerin (portakal, limon, mandalina) alınması da taş oluşumu riskini ırmaktadır.İdrarla aşırı kalsiyum atılımı: Bazı hastalar idrarla birlikte aşırı miktarda kalsiyum atarlar. Barsaklardan kalsiyum emiliminin ışı idrarla atılımını da kolaylaştıracaktır. Buna ilaveten kana aşırı kalsiyum salgılatan ve boyunda yerleşik olan paratiroid bezinin aşırı çalışması (hiperparatiroidi) yada böbreklerden kaynaklanan aşırı kalsiyum atılımı sonucu da idrara aşırı kalsiyum geçmektedir.İdrarla aşırı ürik asit atılımı: Gut yada kanser kemoterapisi gören hastalarda aşırı protein yıkımı sonrasında idrarla ürik asit atılımı artmakta ve bu grup bireylerde idrar yolu taşları görülmektedir.İdrarla aşırı oksalat atılımı: Genellikle oksalattan zengin diyetle beslenenlerde idrarla atılan oksalat artmakta bu da taş oluşumunu sağlamaktadır.Bir defa taş oluşmuş ise (bu taşı düşürmüş olsanız bile) bunun tekrar edebileceği hatırdan çıkarılmamalı ve periyodik olarak mutlaka muayene ve kontroller ile hastalığın durumu edilmelidir.
Taş hastalığına çoğunlukla idrar yolu iltihapları da birliktelik göstermektedir. Halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, uykusuzluk: Bunlar çoğunlukla hastanın çektiği şiddetli ağrı sonucu oluşmaktadır.Unutulmamalıdır ki; böbrek ve idrar yolu taşlarının bir bölümü tamamen hiçbir belirti vermeksizin bulunmakta ve zamanla böbrek fonksiyon kaybına yol açmaktadırlar.İdrar yolu taş hastalığının teşhisinde hangi laboratuar yöntemler kullanılmaktadır?İdrar yolu taş hastalığının teşhisinde rutin idrar analizi oldukça önemli vermektedir. İdrarda mikroskop altında kan hücreleri “eritrositlerin” görülmesi anlamlıdır. Yine taşa eşlik eden iltihap olup olmadığı da yine rutin idrar analizi yada idrar ü ile ortaya çıkarılabilmektedir.Taş hastalığının oluşma sebeplerini araştırmada hastalardan 24 saat boyunca idrarlarını biriktirmeleri istenmektedir.İdrarla aşırı sistin atılımı olanlarda: Sistin bir protein metabolizması ürünüdür. İdrarla aşırı sistin atılımı görülenlerde de sistin taşları oluşmaktadır.İdrarda yetersiz sitrat bulunması: Sitrat taş oluşumunu önleyen bir maddedir. Turunçgillerin içerisinde bol miktarda bulunur. İdrarda yetersiz miktarda sitrat bulunduğunda taş oluşum riski artmaktadır.Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu: Sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olanlarda taş hastalığı daha sık oluşmaktadır.Doğuştan görülen bozukluklar: İdrar kanalının doğuştan tıkanıklıklarında, idrar akımının zayıfladığı durumlarda daha sık taş oluşmaktadır.Sonradan oluşan ve çeşitli nedenlere bağlı oluşan bozukluklarda: Prostat büyümesi, idrar kanalının herhangi bir yerinde darlık yada tıkanıklık gibi sonradan oluşan bozukluklarda da taş oluşum ihtimali yüksektir. Taş oluşumunu önleyen maddeler nelerdir?- Sitrat- Magnezyum- Pirofosfat- Glikozaminoglikanlar- Tamm-Horsfall proteinleri- NefrokalsinHangi hastalarda, oluşan taşların yeniden tekrar etme riski yüksektir?- Daha önceden taş hastalığı olanlarda: Herhangi bir şekilde taş düşüren, taş kırdıran veya taş yüzünden ameliyat olanlarda yeniden taş tekrar etme riski yüksektir).- Birden fazla sayıda taşı olanlarda: İdrar nda oluşan taş sayısı ne kadar fazla ise yeniden taş oluşma riski de o kadar yüksek olacaktır.- Erken yaşta taş görülenlerde : İdrar nda oluşan taş ne kadar erken yaşta oluşursa bundan sonra tekrar etme riski de o kadar yüksek olacaktır.- Ailesinde idrar yolu taş hastalığı olanlarda: Anne, baba, kardeş gibi öncelikli akrabalar başta üzere akrabalarında taş hastalığı olanlarda idrar yolu taş hastalığı daha sık görülecektir.- Çeşitli tıbbi hastalığı bulunanlarda: Gut, paratiroid bezi bozuklukları, kanser kemoterapisi gibi bir dizi hastalığı bulunanlarda daha sık taş görülecektir.Taşların kimyasal içerikleri nelerdir?Kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat : %73Strüvit (iltihaplar sonrası oluşan taş): %15Ürik asit : % 8 Sistin : % 3Diğer taşlar : % 1Taş hastalığının belirtileri nelerdir?Ağrı: Bulunduğu yere göre değişen özelliklerde ağrı oluşmaktadır. Genellikle boşluk olarak adlandırılan, kaburgaların altından başlayıp sırttan öne, kasıklara doğru vuran şiddetli ağrı şeklindedir. Daha çok sancı şeklinde olup hastayı kıvrandıracak kadar şiddetlidir. Doğum yapmış bayanlar ağrının “doğum sancısından daha kötü bir sancı” olarak tarif etmektedirler. İdrar yolları şikayetleri: İdrar yaparken yanma, sızlama, sık idrara çıkma, gece idrara gitmek için uyanma, acil idrara çıkma, tuvalete gidince az idrar yapma yada hiç idrar yapamama gibi idrar yolu şikayetleri olabilmektedir. Böbrekten başlayarak idrarın atıldığı son noktaya kadar üriner sistemin herhangi bir yerinde taş oluşmasıdır. İdrar yolu taş hastalığı hangi yaşlarda ortaya çıkar?Erken çocuklukluk döneminden başlamak üzere tüm yaş gruplarında idrar yolu taşları görülebilmektedir. Taş hastalığı tekrar eden bir hastalık mıdır?İdrar yolu taş hastalığı yapılan çalışmalar ile ortaya konulmuştur ki tekrar edebilen bir hastalıktır. Bir ın böbreğinde yada idrar nda herhangi bir zamanda bir defa taş oluşmuş ise:- Aynı yıl içinde yeniden taş oluşma ihtimali : %10- Beş yıl içinde yeniden taş oluşma ihtimali : %50 ‘dir. Bu idrarda çeşitli parametrelere bakılmaktadır.Kanda bakılan biyokimyasal tetkikler ile taş hastalığının oluşum sebepleri hakkında önemli edinilmektedir. Damardan alınan kanda taş hastalığını araştırmak için hangi parametrelere bakılmaktadır?Bu maksatla damardan alınan kanda; - üre, kreatinin - sodyum, potasyum, kalsiyum - klor, fosfor, magnezyum, ürik asit- parathormon- vitamin D2 ve vitamin D3 düzeylerine bakılmaktadır.24 saatlik idrar niçin biriktirilmektedir?İdrar yolu taş hastalığının sebebinin araştırılması için gerekli bir yöntemdir.24 saatlik idrar nerede, nasıl, hangi kapta biriktirilmektedir?Doktor istem kağıdı ile bunun için laboratuara başvurduğunuzda size idrar biriktirme kabı verilecektir. Sabah uyandığınızda ilk idrarınızı tuvalete yaptıktan sonra gün içindeki tüm idrarlarınızı bu kabın içine yapmanız gerekmektedir. Ertesi sabah uyandığınızda ise ilk idrarınızı bu kabın içine yaparak en kısa sürede laboratuara ulaştırmanız gerekmektedir. Gün içerisinde biriktirmiş olduğunuz idrarlarınızı +4 derecede saklamanız ideal olanıdır.24 saatlik idrarda idrar yolu taş hastalığının araştırılmasında hangi parametreler değerlendirilmektedir?24 saatlik idrar miktarı, sodyum, kalsiyum, ürik asit, sitrat, oksalat gibi çeşitli parametrelere bakılmaktadır.İdrar yolu taş hastalığının araştırılmasında hangi radyolojik yöntemler kullanılmaktadır?Bu maksatla direkt üriner sistem grafisi, ultrasonografi, “renkli film” olarak arasında bilinen kontrast madde aracılığı ile çekilen IVP (intravenöz piyelografi), bilgisayarlı tomografi yada retrograde ürografi gibi çok çeşitli radyolojik yöntemler kullanılarak böbrek yada idrar ndaki taş görüntülenmeye çalışılmaktadır.İdrar yolu taş hastalığının tedavisi nedir?-Yeni taş oluşumunu önlemek -Oluşan taşları ilaçla etmek-İlaçla atılamayan taşlar için ameliyat uygulamak- alışkanlıklarını değiştirmek (bol su içmek, yapmak, az tuzlu , sınırlı kalsiyumdan zengin yiyeceklerle beslenmek)Yeni taş oluşumunu önlemenin olmazsa olmaz şartları ?Taş hastalığı tekrar edebilen bir hastalıktır. Bir defa taş oluştu ise 5 yıl içinde %50 ihtimalle yine oluşacaktır. Bu yüzden idrarla ilgili en ufak bir şikayet yada şüpheniz olduğunda hemen, hiçbir şikayetiniz olmasa bile en geç 6 ayda bir mutlaka ürologunuzla görüşünüz. Bol egzersiz ve hareketli bir stili benimseyiniz. Akşama kadar masa başında, akşam evde oturarak sürdürdüğünüz taşların yeniden oluşması için çıkarılmış açık davetiyedir.Bol bol su içiniz. Gk yaklaşık olarak 3 litreye yakın su içmeye çalışınız. Unutmayınız ki; sudan ucuz, kolay, zahmetsiz ve masrafsız başka bir ilaç yoktur. Su’dan sebeplerle su içmeyi sakın ihmal etmeyiniz.Güneş ışınlarına aşırı maruz kalmayınız. Bu nedenle özellikle aylarında öğlen saatlerinde direk güneşle temas edecek şekilde açık alanlarda dolaşmayınız, aşırı sıcakta terlemeyiniz.Yemeklerinize ne kadar az tuz katarsanız o kadar taş oluşum riskini de azaltabilirsiniz. Bu nedenle sofranızda tuzluk bulundurmayınız, tuzlu gıda ve içeceklerden uzak durunuz (tuzlu çerez, cips, turşu ve şalgam suyu gibi). Kola güçlü bir oksalat kaynağıdır. Oksalat ise taş oluşumunu sağlayan öncül bir maddedir. Bu nedenle koladan uzak durunuz.Koyu çay ve aşırı kahve içmeyiniz. Bunlar da taş oluşturmaktadır.Tekrarlayan idrar yolu iltihaplarınız varsa mutlaka ürologla görüşüp ettiriniz. Zira tekrarlayan iltihaplar taş oluşumuna zemin hazırlamaktadır.Ailenizden herhangi bir bireyde idrar nda taş saptandı ise şikayetiniz olmasa da kendiniz kontrol ettirmeniz faydalı olacaktır.Kalsiyumdan zengin gıdaları aşırı tüketmeyiniz (Süt, yoğurt, peynir ve dondurma gibi tüm süt ürünleri, fasulye, sardalya, çikolata, brokoli ve beyaz ekmek).Oksalattan zengin gıdaları aşırı tüketmeyiniz (Kola, ıspanak, pancar, kakao tozu, çikolata, yeşil yapraklı bitkiler, çerez ürünleri (özellikle fıstık), koyu çay ve aşırı kahve)Diyetle birlikte turunçgilleri aşırı olmamak kaydıyla almaya çalışınız (portakal, limon, mandalina gibi).Hazır sebze ve çorbalar, hazır , fast-food ürünleri (sandiviç, tost, hamburger, peynirli pizza vs.) gibi hazır ürünlerden uzak durunuz.Kırmızı et tüketimini orta derecede sınırlayınız asla aşırı derecede tüketmeyiniz.Taş kırma aletinin çıktığından bu yana 26 yıl boyunca, milyonlarca üzerinde yapılan uygululamalar ve binlerce üroloji merkezinden elde edilen tüm tıbbi veriler ışığında böbrek üzerinde ciddi ve kalıcı bir zarar vermediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Taş kırma tedavisi sırasında ve sonrasında nadir de olsa hangi problemler olabilir?- Ağrı- İdrar yolu iltihabı- Dökülen taşların idrar kanalını tıkamasıBunun dışında tansiyon yüksekliği, kanama gibi problemle oldukça nadir görülmektedir. Normal filmlerde görülmeyen taşlara, taş kırma tedavisi uygulanabilir mi?Taşların %90’a yakını normal filmlerde gözükürler. Buna rağmen kalan bölümü normal filmlerde gözükmediği için taş kırma aleti taşa odaklanamayabilir. Bu noktada taş kırma aletinin özellikleri önem arz etmektedir. İyi bir taş kırma makinası ile çabuk ve etkili sağlanabilir. İyi özelliklerdeki bir taş kırma cihazına rağmen görünemeyen taşları ultrasound eşliğinde kıran özel cihazlar da bulunmaktadır. Balık ve balık yağı ürünlerini hiç olmazsa haftada bir defa tüketiniz.Bu önerileri mutlaka dikkate alınız, aksi takdirde, bir ömür boyu idrar yolu taşları konusunda uzmanlaşacak kadar uğraşıp duracağınızı unutmayınız.Taş hastalıkları tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?1. Ağrı kesiciler: Taşa bağlı oluşan şiddetli ağrının azaltılması ve hastanın rahatlatılmasında oldukça önemlidirler. Dozunu mutlaka bir ürologun ayarlamasında fayda vardır çünkü bazı ilaçlar ağrıyı azaltırken mevcut taşın atılmasını da engelleyebilmektedirler.2. Antibiyotikler: Özellikle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olanlarda yeni taş oluşumunu azaltmak için kullanılmaktadır.3. İdrar söktürücüler (diüretikler): İdrarla aşırı kalsiyum atılımına bağlı oluşan taşların tedavisinde kullanılmaktadırlar.4. Potasyum sitrat: Özellikle idrarında sitrat düzeyi düşük olan hastalar üzere bir çok taş hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Sitrat yönünden portakal ve limon suyu oldukça zengin içeceklerdir. 5. Penisilamin, sodyum selüloz fosfat, allopurinol gibi ilaçlar da kullanılmaktadır.Taş kırma (ESWL) nedir?ESWL, Ekstrakorporeal shock wave lithotripsi’nin açılımı olup dışından verilen şok dalgaları ile idrar ndaki taşların kırılması işlemidir. Bu işlem idrar ndaki taşın atılmasında kullanılan ameliyatsız çözümdür. 1980 yılından beri güvenle kullanılmakta olup dünya üzerinde her yıl binlerce bu yöntemle taşlarından kurtulmaktadır. Taş kırma kararı verirken hangi parametreler dikkate alınmaktadır?- Taşın büyüklüğü : İdrar kanalına düşen bir taşın düşme ihtimalini taşın büyüklüğü belirlemektedir (4mm’den küçük bir taşın kendiliğinden düşme ihtimali: %85, 4-5mm’lik bir taşın kendiliğinden düşme ihtimali: %50, 5mm’den büyük bir taşın kendiliğinden düşme ihtimali: %10)- Taşın yeri: Saptandığı andan itibaren bir taş idrar kanalının ne kadar son bölümüne yani mesaneye yakın ise düşme ihtimali o kadar fazla, böbreğe ne kadar yakın ise düşme ihtimali o kadar azdır.- Taşın sayısı- Böbrek fonksiyonları- Böbrek ve idrar kanalının anatomik özellikleri- Hastanın ağrı durumu- Hastanın beklentileri- Hastanın eşlik eden diğer hastalıklarıHangi taşlar, taş kırma tedavisi için uygundur?Böbreklerde bulunan ve 5 mm’den büyük olan taşlar kendiliğinden düşmez yada çok zor düşecek olarak kabul edilmektedir. Böbrekte bulunan ve 5-20 mm arası taşlara taş kırma tedavisi uygulanmakla birlikte kesin bir kural yoktur çünkü aynı zamanda taşın böbrekteki yeri, yaptığı tahribatın derecesi, taşın kalma süresi gibi pek çok parametreye bakılarak karar verilmektedir. Üst idrar kanalına (üreter) düşen veya orada yerleşen taşlar için ise yine kural olmamakla birlikte 10 mm’ye kadar olanlarda taş kırma denenebilmektedir. Hangi taşlar kolay kırılır?Kolaylık yada zorluk taşın kimyasal içeriğine göre değişmektedir. Taşlar kimyasal içeriklerine göre koyla ve zor kırılan taşlar olarak 2 grupta değerlendirilebilir:Kolay kırılan taşlar: Kalsiyum oksalat dihidrat, Ürik asit, StrüvitZor kırılan taşlar: Sistin, Kalsiyum fosfat (Brushit), Kalsiyum oksalat monohidratTaş kırma hangi durumlarda başarısızdır?- Kullanılan cihazın gücü yeterli olmadığında- Taş tanısı konulduktan sonra uzun müddet geçmesi durumunda- Taş 20 mm’den daha büyük olduğunda- Taş sayısı çok olduğunda- Zor kırılan sistin taşı varlığında- Taş ile birlikte idrar kanalı yada nda darlık, tıkanıklık olduğu durumlarda Taş kırma tedavisinin böbrek üzerine bir zararı var mıdır?

Yorumlar

CİLT BAKIMI


yağları, yağlı cilde neden iyi geliyor? Gece kremleri 30 yaşından sonra neden mutlaka kullanılması gereken bakımlar arasına giriyor? Tonik, için bir gereklilik mi, yoksa lüks mü? İşte bu soruların yanıtları ve cilde dair tüm ayrıntılar…
Genel olarak bakıldığında, dünyanın en iyi kremi bile temizliği sırasında işlediğimiz günahları affedecek kudrete sahip değil. Bu yüzden temizlik sırasında en önemli nokta hiçbir şeyi yanlış yapmamak. Hassas ve kuru ciltlerin ihtiyacı olan temizlik ürünü sadece sütler ve kremlerdir. Önemli olan ürünlerin bileşiminde nem tutan (örneğin aloe vera) etkili içeriklerin bulunmasıdır. Sütlü emülsiyonlar ve köpükler özellikle normal ve yağlı tipleri için idealdir. Çok yağlı ciltler ise jel ya da köpük temizleyicileri tercih etmelidirler. Aynı kural karma ciltler için de geçerli. Sabun kesinlikle yüz ve boyun bölgesinin temizliği için kullanılmamalı. Cildin üst katmanını çok fazla yağlandırdıkları için cildin koruyucu katmanı da bu yüzden zarar görebilir.

TEMİZLEME LOSYONLARI

Read the rest of this entry »

Yorumlar

REFLÜ NEDİR TEDAVİSİ NEDİR ?

REFLÜ NEDİR TEDAVİSİ NEDİR ?

Reflü’ nün anlamı geri akım ya da geri kaçmaktır ve bize Fransızca’dan alınmış latin kökenli bir sözcüktür. Normalde sindirim sistemimizdeki içeriğin hareketi ağızdan, yutma borusuna ; yutma borusundan mideye ve mideden de onikiparmak barsağına doğrudur. Bunun tersine, mideden yutma borusuna, ya da onikiparmak barsağından mideye doğru bir kaçması olmaması lazımdır. .

Read the rest of this entry »

Yorumlar

GÖZ HASTALIKLARI VE GÖZ SAĞLIĞI

GÖZ SAĞLIĞI BİLGİLERİ
Görme duyusunun gelişmesi doğumdan sonra 6 yaşına kadar devam eder. Göz sağlığının korunabilmesi için ilk 3 yaşta göz muayenesinden geçmek gerekir.Hiçbir şikayeti olmayan çocuğa 3-4 yaşlarına kadar en az bir defa göz muayenesi yapılması gerekir. Çocuk TV ‘u “yakından izliyorsa ; resim, boyama yaparken başını eğik tutuyorsa ; göz muayenesi hemen yapılmalıdır. Şaşılık varsa ; hangi yaşta olursa olsun vakit kaybedilmeden göz doktoruna baş vurulmalıdır.Doğuştan ve sonradan üzere 2 çeşit körlük mevcuttur. Doğuştan körlüğün en önemli nedeni yakın akraba evlilikleridir.Sonradan olma körlük: Glokom (göz tansiyonu), Diyabetis Mellitus (şeker hastalığı), Behçet hastalığı, ani körlüğe neden olan Sahte içkilerde kullanılan “Metanol-Mavi İspirto”, çeşitli kazalar vs.dir. Oysa erken Tanı körlüğe neden olan bir çok olumsuz sonucu engeller.
ASTİGMATİZMA:
Korneanın kırma gücünün birbirine dik iki eksende farklı olması sonucunda görüntünün farklı düzlemlerde kırılmasıyla meydana gelir. Kornea ve lensin yapısına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Astigmatizma, her mesafede yansıma ve bulanık görmeye neden olur, sirklerdeki yamuk aynalarda oluşan görüntüye benzetilebilir.Düzenli astigmatizma silindirik merceklerle düzeltilir.Düzensiz astigmatizma birbirine dik iki meridyen yerine çok sayıda odaklaşma çizgilerinin olduğu durumdur. Bu nedenle görme keskinliği ileri derecede düşmüştür. Gözlüklerle tam düzeltilemez. Gaz geçirgen kontakt lenslerle daha iyi sonuçlar alınır.
DİYABETİS MELLİTUS
(Şeker hastalığı) gelişmiş ülkelerde körlüğe yol açan en önemli etkendir.
MİYOPİ: Dışarıdan gelen ışınların görme noktasına ulaşmadan odaklaşması sonucu gelişir.Miyop gözlerde uyum gücü çok az olduğu için kişi uzağı görebilmek için gözlük kullanmak zorundadır.
HİPERMETROPİ: Dışardan gelen ışınların görme noktasının arkasında odaklanması sonucunda gelişir.Düşük dereceli hipermetrop kişiler uyum yaparak normal görebilirler, fakat göz çabuk yorulur.Yüksek hipermetropi ise hem uzak, hem de yakın görme bozukluğudur.
GLOKOM :
40 yaşından sonra herkes göz tansiyonuna baktırmalıdır. Glokom’da (Göz Tansiyonu) erken teşhis çok önemlidir. Uzun süreli “Antidepresan” kullananlarda Göz Tansiyonu “Glokom” riski artmaktadır. 6 Ayda bir göz tansiyonu ölçümü tavsiye edilmektedir
AMPLİYOPİ (Göz Tembelliği) tedavisinin küçük yaşta yapılmasıgerekmektedir. (0-9 Yaş Arası) Yaş ilerledikçe süresi uzadığı gibi yararlanma oranının da düştüğü kanıtlanmıştır. DOĞUŞTAN GÖZ İÇİ BASINÇ YÜKSEKLİĞİ: Daha bebeklik döneminde ışıktan etkilenme, gözlerde sulanma, kızarıklık, kısıklık gibi belirtilerin yanı sıra kornea dediğimiz gözün saydam tabakasının büyümesi gibi belirtiler ile ortaya çıkmaktadır. Erken müdahale edilmediğinde körlüğe yol açan ciddi bir bozukluktur.Gözde hissedilen ışık çakması, sinek uçuşması gibi şikayetler retina yırtılmasının (dekolman) habercisi olabilir.Kontakt lenslerin, ışığa hassasiyeti olan hastalarda ışık hassasiyetini (fotofobi) ırıcı etkisi vardır. Lens gözünüzdeyken kesinlikle doktorunuzun önermediği hiçbir damlayı gözünüze damlatmayınız.Kornea nakli birçok kişiye görme ümidi sağlamaktadır. Ameliyat sayılarının arttırılması, daha fazla kornea bağışı sayesinde mümkün olabilecektir.
SARI NOKTA HASTALIĞI:
ve hipertansiyondan kaynaklanan göz arkasındaki kanamalar ve sarı noktadan oluşan ödem, erken dönemde teşhis edildiğinde edilebilir.Gözün arkasında yer alan sinir tabakası retinada bulunan maküla (sarı nokta, kör nokta) merkezi görmenin % 90’nını sağlamaktadır. Makula Dejenerasyonu; Yaşa bağlı olarak ortaya çıkan, görmeyi direkt olarak etkileyen bir göz hastalığıdır. Kuru ve yaş tip üzere iki türü bulunmaktadır. Genetik faktörler ve damar yapı bozukluklarının etken olduğu bilinmektedir. Hipertansiyon, şeker hastalığı, anemi (kansızlık), aşırı sigara kullanımı, aşırı güneş ışınlarına maruz kalma hastalığı ilerletmektedir. Kuru tip erken teşhis edilirse fotodinamik ile durdurulabilir ya da yavaşlatılabilir.Kronik sigara içen şeker (diabet), glokom (göz tansiyonu) bulunan kişilerde damarsal kaynaklı yan etkilerin ortaya çıktığı kanıtlanmıştır.
DİYABETİK RETİNOPATİ: Gelişmiş ülkelerde 20-74 yaş arasındaki popülasyonda önde gelen körlük nedenlerindendir.Gözün retina adı verilen ağ tabakasındaki damarlarda tıkanıklıklara ve damar ında bozukluklara yol açarak kanama ve sızıntılara neden olur, bunun sonucu olarak körlüğe kadar gidebilen çeşitli lezyonlar ortaya çıkar.Diyabetik retinopati’ de günümüzde tedavisi uygulanmaktadır zamanında yapılan tedavisi ile ciddi derecede görme kaybı riskinin % 60 oranında azaldığı görülmüştür. Diyabetlilerde göz takibinde amaç;görmeyi tehdit edecek düzeyde diyabetik retonapati varlığında, henüz hastanın görmesinde anlamlı bir bozukluk gelişmeden tedavisi yapılmasıdır, böylece hastanın kalitesini etkileyecek bir görme kaybının gelişmesi önlenebilir.
BLEFARİT: Kirpik diplerinde stafilokok enfeksiyonu oluşmasıdır. Kuru göz ve atopik egzema ile birlikte gelişir. Yanma, Kaşıntı, Yabancı cisim hissi, Göz kapaklarının etrafında kabuklanma gibi belirtiler gösterir.Kapak kenarlarının hafif şampuanla fırçalanmasıyla yapılan kapak temizliği ile birlikte gerekli ilaç kullanımı ile şikayetler giderilebilir.
ENTROPİYON: Kirpiklerin ve kapağın içe dönmesi denebilir. Kapakların ters dönmesi nedeni ile korneal iritasyonlar olabilir. Tedavide zaman kazanmak için ilaç tedavisi uygulanabilirse de asıl cerrahidir.
UVEİT: İris gözün içine girecek ışık miktarını ayarlar. İrisi oluşturan uveanın gözün beyaz kısmı (sklera) başladıktan sonra bitmemesi, ve skleranın altından devam ederek tüm gözün küresini sarmasıdır. Uvea iristen hemen sonra gözün içine doğru halkasal bir çıkıntı yaparak kendisinin ikinci kısmını yani silier cismi (ciliary body [üzerine ipliksi/kirpikvari lifler bulunduğu için bu ismi almıştır]) oluşturur. Bu kısım göz içi sıvısının yapıldığı yerdir. Burası aynı zamanda göz merceğini taşıyan ve geren iplikçiklerin bağlı olduğu yerdir. Silier cisim ve merceği taşıyan bu iplikçikler sistemi sayesinde göz merceği şişip incelerek hem uzağı hem de yakını net görmemizi sağlayan akomodasyon (uyum) işlevini gerçekleşir. İris ve silier cisim birlikte ön uveayı oluştururlar. Bu bölgenin hastalığına ön üveit adı verilir. Genelde dermatolojik (Behçet hastalığı) romatizmal hastalıklar (Romatoid artrit, Ankilozan spondilit) gibi hastalıklarla beraber seyredebilir. Tekrarlayıcı olabilir. Tedavisinde kullanılan kortizon içerikli damla ve tabletler nedeniyle yakın doktor hasta ilişkisi gerektirir.
EKTROPİON: Göz kapağının dışa dönmesidir ki bu durum sulanma ile beraber olur. Değişik nedenleri olsa da çözüm cerrahi tedavidir.
NİSTAGMUS: Gözün istemsiz ritmik veya aritmik hareketlerine nistagmus denir. Nistagmusda göz hareketleri çeşitli yönlerde olabilir. Gözlerin her iki yöne de eşit hızda gittiği nistagmüs tiplerine sarkaç tipi, bir yöne yavaş, karşı yöne hızlı gittiği tiplerine de yay tipi denir. Yay tipinde gözlerin hızlı gittiği yön nistagmüsün yönüdür. Belirtileri; görme azlığı, titreyen görüntüler, baş dönmesi ve tek gözde çift görmedir. 1-Oküler 2- Vestibüler 3- Nörolojik (merkezi) 4- Doğuştan üzere 4 çeşidi vardır.Vestibüler ve nörolojik nistagmüslerde nedene yöneliktir. Doğuştan nistagmuslerde optik, ortoptik* ve cerrahi olarak uygulanır
KEROTAKONUS: Gözün en önünde yer alan ve bir kubbe bombeliğinde olması gereken saydam tabakanın bombeliğinin bozulması ve konik şekil almasıdır. Korneanın şeklinin bozulması, deforme olması, gözde oluşan görüntünün de deforme olmasına, görme netliğinin ve kalitesinin bozulmasına ve görme derecesinin azalmasına neden olur.Hafif miyopi ve astigmatizmanın bulunduğu erken dönemde gözlükle hasta net görebilir. Hastalık ilerlediğinde ık gözlükle net görüş sağlanamaz duruma gelir. Bu dönemde özel keratokonus lenslerinden (gaz geçirgen kontakt lensler) faydalanır. Hastalığın ileri dönemlerinde görme derecesi düşer ve kontakt lens takılamaz hale gelir. Bu dönemde ameliyat gerekli hale gelir. Eğer tek olan bir cismi çift görüyorsanız hemen göz doktoruna gidiniz. Sorun her zaman şaşılık olmayabilir…. Görmemizi sağlayan sinir tabakasının (retina) çekilerek, yerinden ayrılması sonucu ortaya çıkan yırtılma (retina dekolmanı) acil olarak müdahale gerektiren bir hastalıktır. Gözüne yabancı cisim kaçan hastalarda, meydana gelen travma neticesi oluşan; kanama, retina yırtılması veya enfeksiyonlarda “vitrektomi” ameliyatıyla gözler kurtarılmaktadır.
PTOZİS: Göz kapaklarının düşmesidir. Büyük bir bölümü Konjenital (doğumsal) olsa da travma ve yaş gibi faktörler nedeni ile tutucu dokuların ayrılması sonucu ortaya çıkar. Sistemik hastalıklar, yüz felçleri sonrasında görülebilir. Tedavisi cerrahidir. Ptozis; sistemik bir hastalığın belirtisi olabileceği için genel taramalarının da dikkatli yapılması gerekmektedir. Çocuklarda göz tembelliğine neden olabileceği için mümkün olan en erken dönemde edilmelidir
KATARAKT: sadece yaşa bağlı olarak görülmez. Yeni doğan bebeklerde bile annenin geçirdiği hastalıklar, doğum travmalarına vs. bağlı olarak gelişebilir. Çocukluk yaşlarında meydana gelen ve farkına varılmayan düşmeler ve başa gelen darbeler de katarakta neden olabilir. Çocuklarda daha önemlidir, çünkü göz görmeyi tam öğrenemeden ortaya çıkacak olan katarakt, görmenin azalmasına ve göz tembelliğine sebep olabilir, bu da ömür boyu az görme veya körlük tehlikesi demektir. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi yağ bezleri bulunur, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek , oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır.Bazen bir gözün önünde aniden uçuşan noktalar belirir. Parlak, beyaz bir yüzeye veya gökyüzüne baktığınızda gördüğünüz birkaç çizgi veya noktadan farklı olarak küçük sinekler gibi önünüzde dans eden yüzlerce nokta kastedilmektedir. Bu noktalar, gözün gerisindeki jel olan vitre sıvısı içine dağılmış hücrelerdir. Bu hücreler, kanamaya bağlı kırmızı kan hücreleri veya enfeksiyona bağlı beyaz kan hücreleri olabilir. Ne kanama ne de enfeksiyon göz içinde istenen bir şey değildir! Böyle bir durumda mutlaka doktora gitmek gerekir.
GÖZ İÇİN 7 TEHLİKE SİNYALİ:1. Sürekli kırmızılık: Kızarıklık ciddi veya önemsiz bir göz problemine bağlı olabilir. Nasıl ayırtedilebilir? Genellikle ciddi bir hastalıkta diğer belirtiler de mevcuttur. Ancak, başka bir semptom yoksa bile olağandışı bir kızarıklık devam ediyorsa doktorunuz tarafından görülmelidir. 2. Devam eden ağrı, gözde veya çevresinde rahatsızlık hissi varsa…Sağlıklı bir göz ağrı yapmaz. Zaman zaman sağlıklı bir ın da vücudunun çeşitli bölgelerinde gelip geçici ağrılar olabilir. Göz de buna dahildir, ancak sürekli ağrı normal değildir. Özellikle göz kızarıksa veya diğer tehlike sinyalleri de varsa. 3. Görme bozukluğu: Göz görmek iç ve en önemli tehlike sinyallerinden biri görme problemidir. Görme bozukluğu birçok şekilde olabilir. Örneğin yakın veya uzakta detaylar bulanıklaşabilir. Böyle bulanıklaşma sıklıkla basit bir gözlük gereksinimidir. Ciddi değildir ve tabii körlüğe neden olmaz. Ancak bulanık görme diabete, hipertansiyona, zehirlenmeye ve daha birçok ciddi probleme bağlı da olabilir. Periferik görme kaybı gözde veya beyinde önemli bir hastalığa bağlı özellikle kötü bir sinyaldir. Bildiğiniz gibi normalde yalnızca baktığınız doğrultuyu değil, iki tarafınızı da görürsünüz. Aynı anda görebildiğiniz bütün bu alana görme alanı denir. Şayet bu alanın yalnızca bir kısmı görülüyorsa nedeni hemen her zaman retina, optik sinir veya beyin hastalığıdır.4.Şaşı Gözler: Çocuklukta veya erginlikte bir gözün içine veya dışına doğru kayması beyin ile göz iletişiminde bir olduğunu gösterir. Bu durum göz sağlıklı görmediği için ve hangi doğrultuya baktığını beyne anlatamadığı için ilerleyebilir. Veya beyin kontrol sistemlerinin kendisi de bozulmuş olabilir. 5. Büyüyen kitleler: Göz üzerinde veya kapaklar üzerinde şişlikler ve kitleler enfeksiyon, kanser veya görmeyi bozan diğer anormal durumlara bağlı olarak gelişebilir. Birçok küçük et beni ve siyah benler kapaklar üzerinde zararsızca gelişebilir. Burada sözü edilen küçük problemler değil, gittikçe büyüyen anormal kitlelerdir. Sürekli kanama söz konusu ise kitlenin kötü huylu olduğu düşünülebilir. Kanserlerin ağrı yapması da ş değildir.6. Sürekli Kabuklanma ve Sekresyon: Gözün yüzeysel enfeksiyonları irritasyona neden olarak gözden veya kapak kenarlarından yapışkan, iltihabi akıntıya yol açar. Bu akıntı kirpik diplerinde ve köşelerde kuruyunca sert kabuklar oluşur. Göz yüzeyi enfeksiyona dirençlidir. Ancak ince yüzeysel hücre tabakası sıyrılırsa örneğin, lens takarken veya gözler sertçe ovuşturulduğunda, yüzeysel mikroplar hassas derin dokulara girebilir ve hızla çoğalır. O nedenle mikrop kapmış olan bir göz, normalde sağlıklı bir göze zarar vermeyen önemsiz sıyrıklardan bile zarar görebilir. Bu tip enfeksiyonlarda gözler uygun antibiyotik kullanımı ile temizlenmelidir.7. Pupilla Değişiklikleri: Normalde, pupillalar (irisin merkezindeki siyahlık) yuvarlak veya iki gözde eşit büyüklüktedir. Pupilla büyüklüğü göz içine giren ışık miktarını ayarlar ve beyin tarafından kontrol edilir. Muayenenin önemli bölümlerinden biri pupilla muayenesidir. Çünkü bu beyinle normal veya bozuk sinir bağlantılarının sonucunu gözlemenin en kolay şeklidir. Ayrıca gözün kendisinin ciddi hastalıkları da pupilla değişikliğine yol açar. O nedenle düzensiz bir pupilla veya iki göz arasında büyüklük farkı önemli bir tehlike sinyalidir.
GÖZ SAĞLIĞI PERSONELİ : Doktor (MD). Antibiyotikler, anestetikler, allerji tedavisi ve diğer tıbbi konusunda eğitilmiş ve tecrübe kazanmıştır. Ameliyat yapar, yaralanmaların ve kanserin teşhisini koyar. Pratisyen hekimler de küçük göz problemlerinin çoğunu edebilir.Oftalmolog : Göz konusunda ihtisas yapmış bir doktordur. Göz problemlerinin tedavisi konusunda yılların tecrübesine sahiptir ve herhangi bir göz probleminiz için başvurabilirsiniz. Bu alanda en iyi eksperttir.Optisyen: gözlük verir. Uygun cam için gözünüzün ölçümünü yapmaz. Yaptığı iş; yalnızca oftalmolog ve optometrist tarafından önerilen uygun camı sizin için en uygun gözlük çerçevesine yerleştirmektir. Optometrist gözlük camı için gözünüzün ölçümünü yapar. Ya uygun cam derecesinin reçetesini verir ya da kendisi gözlüğü sizin için hazırlar. Tıbbi almamıştır.
GÖZ YARALANMALARINDA İLK YARDIM
Morarmış Göz: Kapaklardaki gevşek dokular içine kanama olduğunda göz morarır. altında kanama siyah veya mavi renkte görülür. Kapak dokusu gevşek olduğundan kanama kapakları çevirir. Alın, burun ve yanak derisi sıkı olduğundan bu kısımlara kan gitmez. Bu nedenle, morarmış göz bir kan damarı yırtılacak kadar sert bir travma olduğunun göstergesidir. Birçok travma göze hasar vermez çünkü göz kemik içinde korunmaktadır. Ancak mor göz kesinlikle bir travma olduğunu ve gözün de yaralanmış olabileceğini düşündürür. Görmeniz bulanıklaştı ise doktora gitmelisiniz. Bu durumlarda bulanık görme göz içine kanama olduğunu ifade eder. Gözün çizilmesi veya Göze Toz Girmesi: 1- Herkesin gözüne sinek veya toz parçası kaçabilir. En önemlisi gözün içine bir şey kaçınca ovuşturulmamasıdır. Çünkü yabancı cismin korneayı çizmesine neden olabilir. Genellikle irrite gözün sulanması yabancı cismin yıkanarak uzaklaşmasını sağlar. Göz kırpma da yardımcı olur. Bunlar işe yaramazsa ilk yardım gerekir. İlk yardımı yapan kişi göz içinde yabancı cismin yerini ayin etmelidir. açısından, partikül gözün saydam veya beyaz kısmı üzerinde olabilir. Her ikisi için farklı gerekir.2- İlk yardımı yapan kişi; Kornea içine gömülmüş bir toz parçasına dokunmamalıdır. Kırpma ile çıkmayacak kadar gömülmüş ise çıkarılması için lokal anestezi gerekir. Kornea dokunmaya ve ağrıya çok hassastır. Ayrıca böyle bir yabancı cisim yüzeyi bozarak enfeksiyon eğilimini arttırır. Enfeksiyon riski antibiyotik tedavisi ile azaltılabilir. Bu nedenle, önemli bir çizik veya gömülü bir yabancı cisim olan bir kornea doktor tarafından görülmelidir. Kornea enfeksiyonları görme kaybına yol açan yoğun zararlar bırakır.3- Toz gözün beyaz kısmında ise (konjonktiva) problemi doktora ihtiyacınız olmadan çözebilirsiniz. Konjonktiva enfeksiyona çok dayanıklıdır ve küçük çizikler ciddi hasara yol açmaz. Tüm yapmanız gereken bir kağıt ve bez parçasını kıvırıp ucuyla yabancı cismi silerek almanızdır. Bu fazla bir acıya neden olmaz. Partikül alınır alınmaz batma hissi kaybolmalıdır. Siz alt kapağı aşağı çekerken hasta yukarı bakarak size yardımcı olabilir. Bu pozisyon konjonktivanın tüm alt kısmını görmenizi sağlar. Yer çekimi nedeniyle göze giren şeylerin çoğu konjonktüre alt yarısına yerleşir. Bazen partikül gözün üst yarısındadır. Bunları almak daha güçtür. Üst kapağı yukarı çekerken hastaya aşağı bakmasını söyleyin. Bazen yabancı cisim kapağın orta yüzündedir. Bunu almak için kapak ters çevrilmelidir. Göz hala batmaya devam ediyor ve siz de problemi göremiyorsanız bir doktora göstermek gerekir.4- Hasta bir metal üstüne metalle vuruyorken yabancı cisim gözüne fırladı ise küçük bir çelik parçası gözü delerek içeri girmiş olabilir. Böyle bir yaralanma yüzeyde görülemeyebilir. Bazen hemen hemen hiç ağrı olmaz. Bu tip yaralanmalarda dikkatli olunması gerekir. Koruyucu gözlük takmadan böyle bir iş yapmamalı.Göz Delinmelerinde: Kırık cam parçası, sivri bir tel, diken veya uçan bir metal parçasının göze girişi çok tehlikelidir. Giriş deliği çok küçük bile olsa göz içine mikrop taşıyarak abse oluşumuna ve körlüğe yol açar. Daha büyük bir yara ağzı gözün hassas yarı sıvı yapılarının dışarı kaçmasına neden olur. Böyle bir göze ç uygulanması göz içeriğinin daha kolay dışarı fırlamasına yol açarak felaketle sonuçlanır. Gözde böyle bir kesik meydana gelirse kanama olur veya kesi yerinden sıvı dışarı çıkar. Kesik bir gözün yakınını silmeyin veya bastırmayın. Hastanın gözünü silmesine izin vermeyin. Bunu yaparken göze ç yaparsa gözün boşalmasına neden olur. Acil olarak doktora gidilmesi gerekir.Kimyasal Göz Yanıkları: Şayet kuvvetli bir kimyasal madde (örneğin pil asiti, kezzap, laboratuar veya endüstriyel eriticiler, zehirler, kireç tozu) gözün saydam kısmına (kornea) atılırsa korneanın normal saydamlığı hızla bozulur. Dakikalar içinde (madde çok güçlü ise saniyeler içinde) korneanın hassas hücreleri gerçekten yanar. Vücudun bir yerinde kötü bir yaralanma olduğunda skar dokusu bırakarak iyileşme olur. Derin bir kesi veya yanıktan sonra oluşan bir skarı bilirsiniz. Böyle bir skarın korneada oluştuğunu düşünürseniz gözü nasıl kör edebileceğini anlarsınız. Hemen gözü yıkayarak kimyasal maddeyi uzaklaştırmalısınız. Bunu yapmazsanız birkaç dakika içinde gözde kalıcı körlük gelişecektir. Gözü normal su ile yıkayın. Antidot aramayın. Hastanın yüzünü yukarı çevirin ve gözüne suyu dökün. olarak bu hastanın hoşuna gitmez ve yanığın yaptığı ağrı ve soğuk suyun irritasyonu nedeniyle gözlerini sıkarak kapatır. Göz kapaklarını tutarak açmanız gerekir. Göz veya gözkapaklarına bastırmayın. Kaşlarına veya yanağına bastırın. Hastaya yıkamanın önemini anlatın. Kuvvetli bir alkali söz konusu ise gözü en az 15 dakika yıkamalısınız. Önemsiz yanıklarda o kadar uzun süre yıkamanız gerekmez. Ancak, gerçekten kötü bir maddeyi gözden uzaklaştırmak için birkaç dakika yeterli değildir.Farzedin ki hiç su bulamadınız. İrritan olmayan herhangi bir başka sıvıyı da kullanabilirsiniz. İrritasyon olmadan içebiliyorsanız gözü de o sıvıyla acil durumda yıkayabilirsiniz. Süt, alkolsüz içkiler, portakal suyu, çikulata sütü bu tip herhangi birşey işe yarar. Kimyasal maddenin antidotunu aramayın. Örneğin alkali yanığında sirkenin, asit yanığında sodanın iyi geleceğini düşünebilirsiniz. Antidot aramak için geçirilen zaman gözün tahrip olmasına yol açar. Ayrıca antidotun kendisi de göze zarar verebilir. 15 dakikalık yıkama işini bitirmeden doktora gitmeyin

Yorumlar

« Previous entries Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; Project-Id-Version: WordPress 2.3.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-10-28 10:09+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;

eXTReMe Tracker