Nisan 1, 2008 at 12:39 am
· Filed under GÜZELLİK
Doktor: Op. Dr. Yakup Avşar ( Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı )
Este Sağlık Hizmet Listesi:
Hydropeel cihazı ile peeling, bakım ve antiaging (Suyla gelen mucize gençlik; hızlı acısız ameliyatsız cilt yenileme)
Estetik olarak kişiye özel profesyonel cilt ve analiz bakımı
Bölgesel zayıflama tedavisi ( Diyetisyen gözetiminde )
Selülit tedavisi, lipoliz, mezoterapi, karboksiterapi, vakumterapi (Ultrasonografi cihaz uygulamaları ile)
Read the rest of this entry »
Permalink
Şubat 17, 2008 at 5:39 am
· Filed under GÜZELLİK
Erkeklerin tüy dökme mevsimi
Doğu’dan bomba haber: Kıl örtüsü yönünden en zengin yörenin erkekleri akın akın epilasyona gidiyor. Kulak, urun, boyun, yanak, sırt, göğüs, omuz kıllarına son
Read the rest of this entry »
Permalink
Şubat 9, 2008 at 2:59 am
· Filed under GÜZELLİK
EPİLASYON VE TEDAVİLERİ
Bu sıvının oluşması beklendiğinden seanslar klasik iğneli yönteme göre daha uzun sürer. Epilasyondan sonraki ilk 24 saat içinde cilde su ve fondoten, ilk 48 saat içinde de sabun değdirilmemesi gerekmektedir. Hamilelere, vücudunda platin taşıyanlara, yüksek tansiyon hastalarına ve regl dönemindekilere uygulanmaz.Verilen yüksek frekans nedeniyle kıl kökünde bir çeşit sıvı oluşarak kılı öldürür. İstenmeyen kılların yok edilmesindeki diğer klasik yöntemlerin kısa etkili ve acı verici olması lazer epilasyon yönteminin günümüzde popüler olmasına neden olmuştur. Artık tıpta pek çok alanda kullanılan lazerler, epilasyon amaçlı yani istenmeyen kılları yok etmek için de büyük bir başarı ile kullanılmaktadır.
CBu şekilde kıl kökü tahrip edilmiş olur. Jilet ya da tüy dökücülerle alınarak kalınlaşmış tüylere daha fazla elekrik verilmesi gerektiğinden, bu durumda daha fazla acı hissedilir. Lazer Epilasyon/Foto Epilasyon imkanı olmayan kişiler veya kıl rengi Lazer Epilasyon ya da Foto Epilasyon uygulamalarına müsait olmayan kişiler beyaz-sarı kıllar veya Lazer Epilasyon/ Foto Epilasyon dan arta kalan beyaz kıllar için bu epilasyon yöntemi uygulanabilir.Bio-Aktif Sistem: epilasyon işleminden önce 3 gün üst üste bitkisel ağırlıklı solüsyon sürülür ve su ile temas olmaz. Seans sırasında solüsyon sayesinde yumuşamış bölgedeki tüyler sır ağda ile alınır ve tekrar solüsyon sürülür. Sonra epilasyon makinasının bob adı verilen başlığı ile bu bölgeye 15 dakika kadar masaj yapılır. Bu yöntemin esasını oluşturan solüsyonun amacı kılları zayıflatmaktır.Radyo Frekansı ile Epilasyon: Bu yöntem ses dalgalarının kıl kökünde ısıya dönüşerek kıl kökünü yakmasına dayanır.Foto Epilasyon : Foto epilasyon, lazer gibi ışığın yoğun biçimde deriye verilerek kıl köklerinin yakılmasıdır. Ancak ışığın dalga boyu lazerinkinden daha düşüktür. Epilasyon yapılacak bölge acıyı hafifletmek ve oluşabilecek kızarıklıkları engellemek için önce buz ile soğutulur.Blend Yöntemi : İğneyle kıl köküne girilerek elektrik verilerek epilasyon yapılır.
Permalink
Şubat 9, 2008 at 2:55 am
· Filed under GÜZELLİK
EPİLASYON VE KILLARIN BÜYÜMESİ
Lazer tekniği ile kıyaslandığında çok uzun zaman alan, ağrılı ve pahalı olan elektroliz yöntemi, bir iğnenin tek tek kıl köklerine batırılarak düşük seviyede elektrik akımı verilmesi prensibiyle çalışmaktadır.Yaş, etnik sbepler, ilaçlar, hormon seviyesi ve vücudun bölgesel özellikleri bunlardan bazılarıdır. Bu faktörler, kılın uzunluğunu, kalınlığını, sıklığını ve rengini etkilerler. Kılların tamamı aynı sırada uzamazlar. Kılın büyümesinin üç aşaması vardır; anajen büyümüş ve aktif, katajen geçiş ve telojen pasif.
Lazer epilasyon, istenmeyen tüylerin çözümünde en önemli teknolojik atılım olmuştur. Lazer epilasyondan önce bu sorun, ağda, cımbız, traş gibi yöntemlerle geçici olarak çözümlenmekteydi.
Halen kullanılan bu yöntemlerin yanında elektroliz iğneli epilasyon kalıcı bir çözüm sunmaktadır. Kıl renginin en koyu olduğu aşama, anajen safhadır.
Lazer epilasyon sisteminin çalışması is selective photothermolysis prensibine dayanmaktadır. Üretilen lazer ışını, cilt üzerinden zararsızca geçerek kıl köklerindeki pigmentlere nüfus eder. Kıl kökü tarafından emilen bu enerji, ısıya dönüşerek kıl kökünü tahrip eder. Lazer ışını sadece anajen aktif aşamadaki kıl köklerini tahrip ettiği için etkili bir sonuç ancak birkaç seans uygulama sonrasında elde edilmektedir.Lazer epilasyon tekniğinin elektrolize göre üstünlükleri; uygulama süresinin çok daha kısa olması, ağrısız olması ve toplam uygulama maliyetinin daha düşük olmasıdır. Elektroliz tekniğinde her kıl kökü için ayrı işlem yapılırken, lazer uygulamasında aynı anda birçok kıl kökü tahrip edilmektedir.Kliniklerimizde Sharplan Epitouch 5100 Alexandrite scannerlı cihazlarımızla tüm cilt tiplerine güvenle uygulama yapılmaktadır.Kılın büyümesiVücutta kıl oluşumunu etkileyen birçok unsur vardır.
Permalink
Şubat 9, 2008 at 2:47 am
· Filed under GÜZELLİK
LAZER EPİLASYON
Uygulamadan sonra da 8 gün güneşlenmeyin.- Çok açık veya çok koyu tenliyseniz karar vermeden önce bir uzman doktorla görüşün.- Seanslardan sonra ciltte kızarıklıklar oluşabilir ama bunlar kısa sürede yok olur.- Lazerli epilasyon bir uzmanlık işidir, mutlaka iyice araştırın ve uzmanlara yaptırın.
Uygulamadan sonra da 8 gün güneşlenmeyin.- Çok açık veya çok koyu tenliyseniz karar vermeden önce bir uzman doktorla görüşün.- Seanslardan sonra ciltte kızarıklıklar oluşabilir ama bunlar kısa sürede yok olur.- Lazerli epilasyon bir uzmanlık işidir, mutlaka iyice araştırın ve uzmanlara yaptırın.Uygulama Alanları:* Lazer Epilasyon* Fotorejuvenasyon* 4 mm ye kadar kalınlığı olan mavi derin damarlar* Talenjekteziler* Nevus Flammeus* Cherry hemanjiomlar* İnce Yüzeyel kılcal damarlar* Örümcek damarlar* Akne sivilceleri.* Ablatif uygulamalar melazma, santalazma* Akne skarları* Ufak keloidler* Seboreik keratozlar* Güneş lekeleri* Benin lezyonlar* Cilt soyma* Cilt yenileme smooth mod
Lazerli epilasyon vücudun her bölgesindeki tüyleri acısız ve cilde zarar vermeden yok eden kalıcı bir yöntemdir.Özel olarak seçilen dalga boyundaki lazer ışınları kıl kökünde bulunan melanin pigmentini hedef alır.Uygulama Alanları:* Lazer Epilasyon* Fotorejuvenasyon* 4 mm ye kadar kalınlığı olan mavi derin damarlar* Talenjekteziler* Nevus Flammeus* Cherry hemanjiomlar* İnce Yüzeyel kılcal damarlar* Örümcek damarlar* Akne sivilceleri.* Ablatif uygulamalar melazma, santalazma* Akne skarları* Ufak keloidler* Seboreik keratozlar* Güneş lekeleri* Benin lezyonlar* Cilt soyma* Cilt yenileme smooth modLazerli epilasyonla uygun gelişmişlikteki tüyler yok edildiği için bu evreye gelmeyen tüyler için uygun evre beklenir. Bu da seans sayısını artırabilir. En hızlı ve başarılı sonuç, cilt rengi açık, tüyleri koyu olan insanlarda alınır.Hamilelerin uygulamaması gereken bir yöntemdir.Uygulama önerileri:- Uygulamadan önce güneşlenmeyin, bronzlaşmış cilde lazer uygulamak sakıncalıdır.
Permalink
Şubat 7, 2008 at 2:46 pm
· Filed under GÜZELLİK
SÜNNET NEDİR NASIL OLUR?
Sünnet sonrası çocuk ne zaman top oynayabilir? Sünnet sonrası yaklaşık 2-4 hafta sonra top oynamasına müsaade edilmektedir. Erken dönemde top oynamaya başlayan çocuklarda yara iyileşme süreci içinde şişlik, kanama ve iltihaplanma riski artmaktadır. Sünnet sonrası çocuk ne zaman bisiklet kullanabilir? Sünnet sonrası bisiklet kullanmasına sünnetten 4 hafta sonrasında izin verilmektedir. Sünnet sonrası çocuk ne zaman denize girebilir? Sünnet sonrası denize girme yapılan sünnetin tipine ve çocuğun yara iyileşme sürecine bağlı olarak değişmekle birlikte yaklaşık 7-10 gün sonra izin verilmektedir. Türklerin İslam ile tanışmalarını takiben bu geleneği de yaşattıkları bilinmektedir. Zaman içerisinde dini ve toplumsal bir seramoni haline getirilmiş ve Osmanlı döneminde kutsal bir dini tören olarak kabul edilmiştir. Sünnet konusunda dünya çapında en geniş ve tek kaynak olan Vehbi’ nin Surnamesi’ nde (Surname-i Vehbi) belirtildiğine göre Sultan III. Ahmet zamanında (1720) hazırlıklar hariç sadece kutlamalar yaklaşık 15 gün sürmekteydi. Sünnet zamanla yalnızca dini bir tören olmaktan çıkmış, kutlama, şenlik, güç gösterisi, aşiret yada eşraf genişliğinin sergilendiği toplumsal bir tören haline gelmiştir. Sünnet Türk toplum geleneğinde oldukça geniş yankı bulmuştur. Sünnet olmanın faydaları nelerdir? - Sünnet idrar yolu iltihabı oluşumunu azaltmaktadır. Bu nedenle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olan bazı çocuklarda sünnet derisinin enfeksiyona zemin hazırlayabileceği düşünülerek sünnet önerilmektedir.- Doğuştan ürolojik organ anomalisi olanlarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu oluşma ihtimalini azaltmaktadır.- Sünnet derisinin penis baş kısmına yapışarak idrar akım hızını yavaşlatması (fimozis) yada sünnet derisi iltihabı riski azalmaktadır.- Penis kanseri oluşma ihtimalini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.- Çocuğun ileri yaşamda cinsel yönden erken boşalma riskini azalttığı bilinmektedir.- Sünnet derisinden salgılanan sıvı ortadan kalkacağından kişide yeterli hijyen sağlamaktadır.- Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) daha az görülmektedir.- Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülmesini azaltır.- İçinde bulunduğumuz toplumda erkek olmanın şartlarından kabul edildiğinden ileriki yaşamda cinsel yeterlilik duygusu ve psikolojik tatmin hissi sağlamaktadır. Sünnet için en uygun yaş hangisidir? Sünnet yaşı çok çeşitli bilimsel kaynaklarda değişik rakamlarla ifade edilmiştir. Son zamanlarda yeni doğan çocukluk döneminde yapılması gerektiğini savunan bilim adamlarının sayısı giderek artmaktadır. Bununla birlikte genel kabul yada görüş, çocuğun 2 yaş altında veya 6 yaş üzerinde yapılması gerektiği yönündedir. İki yaş altı çocukların gerek ağrı kontrolü ve gerekse sünnet sonrası bakımı nispeten daha kolay olmaktadır. 3-6 yaş arası çocuklarda özellikle psikolojik travma oluşturacağı endişesi ile sünnet önerilmemektedir ancak tıbbi zorunluluk varsa her yaş grubunda yapılabilmektedir. Altı yaş sonrası çocukla iyi diyalog kurulabileceğinden ve çocuğun iyi ile kötüyü ayırt edebilir kabul edildiğinden yapılması uygun olacaktır. Sünnet öncesi çocuğa neler yapılmalıdır? Sünnet öncesi çocuk psikolojik yönden mutlaka hazırlanmalıdır. Bu nedenle çocuğun konuşulanları anlayabilir yaşta ve olgunlukta olması idealdir. Çocuğa sünnet hakkında doğru tıbbi bilgilendirme yapılmalıdır. Sünnet ile penisinin tamamının kesileceği, bıçakla kesileceği, şiddetli ağrı duyacağı, sünnet sırasında ağzına lokum tıkılarak boğulacağı gibi korkuların yersiz olduğu aktarılmalıdır. Çocuğun sünnet ile ilgili zihninde oluşturduğu imaj anlaşılmalı ve burada yanlış bilgilenme varsa mutlaka düzeltilmelidir. Sünnet kararı çocuğun rızası alınarak yapılmalıdır. Sünnet öncesi bir ürolog muayenesi uygun olacaktır. Doğuştan görülen penis bozukluklarının bir kısmında sünnet yapılması sakıncalıdır. Bu nedenle doğuştan bir bozukluk olup olmadığı, çocuğun yumurtalarının torbada olup olmadığı, penis derisinin yapışıklığı gibi pek çok durum muayene sırasında anlaşılmakta ve gerekirse ailenin sünnet talebi reddedilerek mevcut hastalığın tedavisi önerilmektedir. Çocuğun muayene esnasında ürologla kuracağı diyalog da önemlidir. Sevgi ve hoşgörü ile çocuk bir yandan bilgilendirilirken öte yandan muayene edilmelidir. Sünnet öncesi ailenin çocuğu hazırlığı oldukça önemlidir. Aile bu hazırlığı tamamlayarak hekime başvurduğunda ürolog ile çocuk arasındaki diyalog ve sonrasında uygulanacak sünnet işlemi daha kolay olmaktadır. Aşırı ajitasyon, korku ve saldırganlık gösteren çocuklar için düşük dozlarda sakinleştirici ilaçlar kullanılabilmekle birlikte buna nadir durumlarda ihtiyaç duyulmaktadır. Sünneti kimin yapması idealdir? Ülkemizde sertifika sahibi sağlık memurları da dahil olmak üzere pek çok sağlık çalışanı tarafından uygulanmaktadır. Sünnet öncesi ve sonrası oluşabilecekler dikkate alındığında bir ürolog tarafından yapılması en ideal olanıdır. Sünnet sadece küçük bir cerrahi işlem olarak algılanmamalı bir “penis ameliyatı” olarak düşünülmelidir. Penis hastalıklarını çocuklarda ve erişkinlerde cerrahi yöntemle tedavi deneyimine en çok sahip olan da ürologlardır. Bu nedenle sünnet sonrası oluşan bir problemle birlikte sizi ürologa göndermelerinden önce sünneti başından itibaren bir ürolog yardımı ile gerçekleştirmeniz en uygun olanıdır. Unutmayın ki bir problem çıktığında tedavisini yine ancak bir ürolog yapabilecektir. Sünnet en uygun hangi ortamda gerçekleştirilmelidir? Sünnet sırasında ideal hijyenik ortamın sağlanması, cerrahi ve tıbbi malzeme tedarikinin kolaylığı, oluşabilecek her türlü problemin rahatlıkla çözümlenebilmesi dikkate alındığında en ideal ortam ameliyathanedir. Ameliyathane koşullarında yapılan sünnet en güvenilir ortam olarak kabul edilmektedir. Sünnet için hangi anestezi yöntemi uygundur? Sünnet genel yada lokal anestezi ile yapılabilmektedir (Dorsal penil sinire ilaç uygulaması yoluyla ağrı blokajı, penis kökünde veya gövdesinde halka tarzında ağrı blokajı, çeşitli kremler yada speryler yardımıyla topikal anestezi uygulaması). Çocuğun yaşına, mevcut hastalıkları olup olmadığına, ailenin tercihine ve mevcut imkanlara göre en uygun anestezi yöntemi kararı aile birlikte belirlenmektedir. Her iki anestezinin de komplikasyon riskleri aile ile birlikte tartışılmakta ve birlikte bir karara varılmaktadır. Sünnet için uygulanan hangi yöntemler vardır? Açık (klasik) cerrahi yöntem : Bu yöntemde sünnet derisi bir klemp yardımıyla sıkıştırılmakta ve bistüri yada cerrahi makas ile sünnet derisi kesilerek çıkarılmakta ve kanayan damarlar bağlanarak kanamalar kontrol altına alınmaktadır. Sonuçta birkaç adet dikiş de atılarak işleme son verilmektedir. Diğer tüm tanımlanan yöntemlere karşı en etkili ve kabul gören yöntem klasik cerrahi yöntemdir.Soyarak çıkarma yöntemi : Sünnet derisi önce bir bistüri yardımıyla çizilmekte ve takiben künt makas yardımıyla deri kesilmeksizin soyularak çıkarılmaktadır. Kanamanın daha az görülüyor olması ve daha estetik olması bir avantaj gibi görülse de işlem süresinin uzunluğu bir dezavantaj olarak kabul edilmektedir.Koter yöntemi : Sünnet derisi makas yada bistüri ile kesilmez. Deri bir elektrikli koter yardımı ile yakılarak, dağlanarak çıkarılır. Kadınlara sünnet nasıl uygulanmaktadır? Klitorisi örten derinin çizilip kısmen koparılması en hafif şeklini oluşturmaktadır. Genellikle kadın sünneti denildiği zaman klitorisin kesilip çıkarılması anlaşılmaktadır (klitorektomi). Bunun yanı sıra klitoris kesildikten sonra labium minusların dikilip kapatılması ve sadece adet kanının akabileceği bir boşluk bırakılması gibi yöntemler de uygulanmaktadır. Bu yöntemlerle kadınların cinsel haz alması önlenmektedir. Bu işlemin yapıldığı ülkelerde kadının evleninceye kadar sadakatini koruması için yapıldığı inanışı hakimdir. Tecavüzden korunma maksatlı olarak da uygulanabilmektedir. Firavun’un daha çok üremeyi önleme ve kadın cinselliğini köreltme maksatlı olarak bu işlemi yaptırdığı bilindiğinden “Firavun Sünneti” olarak da adlandırılmaktadır. Hiçbir semavi dinde önerilmemesine rağmen kadınlara Somali’de % 99, Etyopya’da % 90, Sudan’da ise % 85 oranında bu yöntemler uygulanmaktadır. Geçmişte denenmiş olmakla birlikte yara iyileşmesi ile görülen problemler nedeniyle günümüzde terkedilmiş bir yöntemdir. Sünnet derisinin kesilmesi değil de kanamanın kontrolu için koter kullanılmasının sakıncası yoktur.Lazer yöntemi : Özel geliştirilmiş lazer cihazları ile kanama olmaksızın geçmişte yapılmış ancak günümüzde terkedilmiştir.Çan yöntemi : İki metal çan parçası arasına yerleştirilen sünnet derisi metallerden birinin diğeri üzerinde kaydırılarak dokuyu koparması prensibine dayanmaktadır. Dokuda oluşan hasar ve ödem fazla olduğundan tercih edilmemektedir. Halk arasında “doğuştan peygamber sünnetli” olarak bilinen çocuklar sünnet edilmeli midir? Peygamber sünneti olarak bilinen durum tıpta “Hipospadias” olarak bilinen doğuştan görülen bir idrar deliği anormalliğidir. Burada idrar deliği normalde penisin baş/orta kısımda bulunması gerekirken daha aşağıdadır. Doğumsal bir bozukluk olup mutlaka ürologa muayene ettirilmeli ve bu çocuklar sünnet edilmemelidir. Ürolog tedavi ile idrar deliğini normal yerine taşır ve akabinde de sünnetini gerçekleştirir. Hastalığın tedavisi için sünnet derisi gerekebileceğinden ürolog dışındaki kişilerin bu hastalara sünnet uygulaması yasal olarak da sorumluluk doğurmaktadır. Sünnet sonrası ne gibi sorunlarla karşılaşılabilir? Kanama: Sünnet sonrası nadiren de olsa erken yada geç dönemde görülebilir. Çoğunlukla herhangi bir müdahale gerekmeksizin baskılı pansuman ile kanama durur.Erkek cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işlemine sünnet (sirkumsizyon, circumcision) denilmektedir. A.B.D.’de en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemdir. Dünyada bulunan erkek nüfusunun yaklaşık 1/6’i sünnetlidir. Sünnetin tarihçesi Sünnet tarihinin milattan önceki dönemlere ait olduğu tarihi eserlerdeki görsel yapıtlarda, eski Mısır mezarlarından anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahit’te, sünnete çok sayıda atıf yapılmaktadır. İlahi dinler dönemlerinde de uygulanmış olup Musevilik ve İslam’da dini bir gelenek halini almıştır. İbrahim peygamberin torunu olan İslam peygamberi Hz. Muhammed kendi çocuklara sünnet yapılmasını ısrarla tavsiye etmiştir. Arap geleneklerine göre peygamberin önerisi ile o dönemde doğumdan sonraki 7 gün içerisinde sünnet yapıldığı bilinmektedir. Hz. Muhammed oğlu Kasım’ı ölmeden önce sünnet ettirdiği rivayetler arasındadır. Yine sünnetle birlikte yemek ikram edilmesi de o dönemin arab gelenekleri arasında bilinmektedir. Aileleri en çok endişelendiren durumdur. Kanama olduğunda tedirgin olmaksızın ürologunuza başvurunuz. Gerekli müdahale ile altta yatan bir kanama bozukluğu olmadığı sürece kolayca kanama kontrol altına alınacaktır.Ağrı: Sünnet sonrasında yapılan lokal anesteziğin etkisine bağlı olarak 1-3 saat içerisinde başlar. Ağrı kesicilerle rahatlama sağlanabilir. Ürologunuz siz ayrılırken reçetenizi düzenlediğinde bir ağrı kesici de ilave edecektir. Ağrı sünnet sonrasında giderek azalır ve çocuk penisini bir yerlere sürtmedikçe bir daha tekrarlamaz.Enfeksiyon: Sünnet sırasında (genellikle ameliyathane dışında yapılan sünnetlerde, toplu sünnetlerde, steril malzeme kullanılmadığı durumlarda) veya sonrasında (yeterli temizlik kurallarına riayet edilmediğinde, kirli iç çamaşır uzun süre kullananlarda, pansuman yapılmayanlarda) görülebilmektedir. Yara iyileşmesinde gecikme, yarada aşırı şişlik ve kızarıklık, yara üzerinde sarı renkli irin tabakası bulunması yada akması durumunda vakit geçirmeksizin bir ürologa başvurulmalı ve tedavi başlanmalıdır.Şişlik (ödem): Penise yapılan cerrahi işlem yada bağlanan damarlara bağlı olarak görülebilir. Çocuk sünnet sonrası erkenden ayağa kalkacak olursa daha sık görülür. Yaklaşık 7-10 gün içerisinde şişlik azalarak kaybolur.Penis başının kesilmesi sonucu kısmi yada tam kopma: Acil ve önemli bir durumdur. Mutlaka bir ürolog muayenesi gerektirir. Gecikmiş yara yeri iyileşmesi: Normal sünnet yarası 7-10 gün içinde iyileşir. Gecikmiş yara yeri iyileşmesi olan çocukların değerlendirilmesi ve sorunun araştırılması gerekir.İdrar deliğinin ağız kısmında iltihap oluşması (meatit)Sünnet derisinin çok çıkarılması, aşırı cilt kaybıYetersiz doku çıkarılmasıKesi yapılırken idrar kanalının hasar görmesi ve normal deliğin dışında ikinci bir delikten idrar akması (fistül) Sünnet hangi çocuklara yapılmamalıdır? Doğumsal penis anomalisi olan çocuklara kesinlikle sünnet yapılmamalıdır (Hipospadias, epispadias gibi). Bunun yanı sıra ciddi solunum yetmezliği olanlara, kalp yetmezliği olanlara, sistemik hastalığı bulunanlara, kanama ve pıhtılaşma bozukluğu olanlara, gününden erken dünyaya gelen çocuklara (prematüre) yapılmamalı yahut doktor gözetiminde yapılmalıdır. Sünnet sonrası ne zaman çocuk ayağa kalkabilir? Sünnet işleminden hemen sonra ayağa kalkabilir ancak oldukça erken dönemde uzun süreli ayakta kalma sonucu, iyileşme sırasında peniste aşırı şişkinlik oluşabilir. Bu nedenle özellikle sünnetten sonraki ilk 24 saat içerisinde mümkün olduğu kadar yatak istirahati tavsiye edilmektedir. Sünnet sonrası çocuk banyo ne zaman yapabilir? Sünnet sonrası yara iyileşmesi yaklaşık 7-10 içerisinde tamamlanmaktadır. Bu nedenle çocuk, sünnetten bir hafta sonra rahatlıkla banyo yapabilecek duruma gelmektedir. Sünnet sonrası dikişler ne zaman alınacak? Sünnet işlemi sırasında konulan dikişler eriyebilir özelliktedir. Bu nedenle dikişler alınmaz, kendiliğinden eriyip düşmesi beklenir. Sünnet sonrası sargı ne zaman çıkarılmalıdır? Sünnet sonrası sargı genellikle 24 saat sonra çıkarılmaktadır. Daha erken dönemde düşen sargılar için tedirgin olacak bir durum yoktur. Kanama ve sargıda idrardan dolayı aşırı ıslanma yoksa sargıyı erkenden çıkarmaya gerek yoktur. Sargı kendiliğinden düşecek olursa aşırı kanama olmadığı takdirde yeni sargı koymaya da gerek yoktur. Sünnet sonrası pansuman ne zaman, kim tarafından yapılmalıdır? Sünnetten 24 saat sonra (şayet sargı konulmuşsa sargı çıkarılarak) pansuman önerilmektedir. İlk sargıyı sünneti yapan ürologun çıkarmasında fayda vardır. Böylelikle yara yerini de rahatlıkla değerlendirecektir. Bundan sonra yeniden sargı konulmamaktadır. Bu nedenle pansumanı doktorun önereceği ilaçlar ile uygun biçimde hasta yakınları da eğitim sonrası yapabilmektedir. Sünnet yarası kaç gün içerisinde iyileşmektedir? Sünnet sonrası yarada tam iyileşme yaklaşık 7-10 gün içerisinde gerçekleştmektedir. Yapılan sünnetin tipi de bu iyileşme süresi üzerinde etkilidir. Yine her çocukta yara iyileşme süreci farklılık arz edebilmektedir. Bu süreden daha kısa yada daha uzun sürede yara iyileşmesinin tamamlanması mümkündür. “Bugün sünnet yarın deniz” tarzındaki yaklaşımlar, tercih edilen sünnet şekline göre değişmekle birlikte, bilimsel dayanağı olmayan ticari bir yaklaşımı çağrıştırmaktadır. Yenidoğan bebeklere sünnet yapılması uygun mudur? Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere pek çok batılı bilim adamı tarafından yenidoğan döneminde sünnet önerilmektedir. Yine bu ülkelerde ve yurdumuzda bazı üniversite hastaneleri yenidoğan kliniklerinde zorunlu olarak sünnet uygulaması uygulanmaktadır. Buna karşın yenidoğan döneminde yapılmasının kısmi sakıncalarını dile getiren yayınlar da bulunmaktadır. Yenidoğan döneminde sünnet uygulamasını savunan ürologların sayısı her geçen gün artmaktadır. Toplu sünnet uygulamalarının tıbbi ve etik boyutları açısından değerlendirilmesi…. Toplu sünnet uygulamaları son zamanlarda belediye ve hayır kurumlarının destekleri ile giderek yaygınlaşmıştır. Dini bir görevi yerine getirmenin mutluluğunu çocuklarla paylaşan bu kuruluşların sünnet öncesi belli koşulları sağlamaları tıbben zorunludur. Bu işe girişen kurum yada kuruluşlar; - olabildiğince steril bir sünnet ortamı- yeterli steril tıbbi malzeme- yeterli sayıda hekim - yeterli sayıda yardımcı sağlık personeli - çocuklar için psişik destek sağlamaları zorunludur. Toplu sünnet uygulamaları esnasında genellikle yukarıda sayılan kuralların ihlal edildiğini gözlemleyen hekimlerin büyük bir bölümü, bu uygulamaya karşı çıkmaktadırlar. Toplu sünnet uygulamaları Deontologlar ve Tıbbi Etik uzmanları arasında rağbet görmemektedir. Kadınlar sünnet olur mu? Dünyada; - her yıl iki milyon yeni kadına sünnet yapıldığını- her gün altı bin Afrika’lı kız çocuğuna sünnet yapıldığını- sünnetli kadın sayısının toplam 80-132 milyon civarında olduğunu biliyor muydunuz? (WHO:Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre) Bazı toplumlarda gelenek gereği kadınlar sünnet edilmektedir. Eski Mısır uygarlığından beri uygulanan bir yöntemdir. Burada kadın genital uyarı organı olan klitoris kesilerek koparılmakta ve kadın cinsel haz organı köreltilmektedir. “Mutilasyon” olarak isimlendirilen bu durum tıbben önerilmemektedir. Buna rağmen Afrika’da yaklaşık 30 farklı ülkede, Arap yarım adasında bulunan Mısır ve Sudan gibi birkaç ülkede, Güneydoğu Asya’da yerleşik yaşamakta olan bazı toplumlarda ve bu ülkelerden Avrupa ve Amerika’ya göç eden etnik topluluklarda illegal olarak uygulanmaktadır.
Permalink
Şubat 7, 2008 at 2:36 pm
· Filed under GÜZELLİK
CİNSEL ORGAN SİĞİLLERİ NASIL OLUŞUR?
Cinsel organ siğillerinde teşhis nasıl konulmaktadır? Çoğunlukla ek bir tahlil yada radyolojik görüntüleme yöntemine ihtiyaç duyulmaksızın direk muayene ile tanı konulmaktadır. Şüpheli olgularda siğillerden elde edilen materyallerde HPV viruslerinin gösterilmesi ile tanı kesinleştirilmektedir. Cinsel organ siğillerinin tedavisi nasıldır? Tedavide direk siğil üzerine uygulanan çeşitli yöntemler ile siğilin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Bu maksatla podofilin, kriyoterapi yada lazer tedavisi uygulanmaktadır. Cinsel organ siğilleri hangi yolla bulaşır? Cinsel organ siğilleri çoğunlukla cinsel ilişki yolu ile bulaşmaktadır. Nadiren siğillerle direk temas, enfekte tuvalet ve temizlik araçları yolu ile bulaşabilmektedir. Kimler cinsel organ siğilleri yönünden risk altındadır? - Birden fazla sayıda eş yada partnerle ilişkide bulunanlar- Anal ilişkide bulunanlar (homoseksüeller)- Rastgele cinsel ilişki tercihinde bulunanlar- Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmayanlar- Kötü hijyen koşullarında yaşayanlarda- Genel vücut ve tuvalet temizliği alışkanlığı bulunmayanlar Cinsel organ siğillerinin belirtisi nedir? Cinsel organların çevresinde, deriden kabarık, koyu kahve renkli, el ile hissedilebilen, üzeri çoğunlukla pürtüklü cilt lezyonları şeklinde görülür. Ağrı, kanama, akıntı, kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler gözükmez. Tüm tedaviler lokal olarak siğilin yok edilmesini sağlamaktadır. Cinsel organ siğilleri kansere yol açar mı? Özellikle HPV tip 16, 18 ve 31’in kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanserine yol açtığı bilinmektedir. Yine anal ilişki sonucu bulaşan anüs siğillerinin, anüs kanseri gelişiminde önemli rol aldığı bilinmektedir. Cinsel organ siğilleri tekrarlayıcı bir hastalık mıdır? Ne yazık ki bu siğiller tekrar edebilmektedir. İlaçlar ancak yeni çıkan siğilleri ortadan kaldırır iken sonradan oluşacak siğillerin oluşumunu önleyememektedir. Cinsel organ siğillerinden korunma yolları nelerdir? - Tek eşli cinsel yaşam- Şüpheli durumlarda prezervatifle cinsel ilişki- Hijyenik muayene ortamında muayene ve tedavi- Genel vücut ve tuvalet temizliğine özen gösterme- Şüpheli lezyonları deri üzerinde görür görmez ürologa muayene olmak gerekir. Lezyonlar küçük iken daha kolay tedavi edilmektedir.Cinsel yolla bulaşan hastalıklar içerisinde en hızlı ilerleyenidir. Human Papilloma Virus (HPV) isimli virüsler araclığı ile oluşan viral bir hastalıktır. Anüs ve cinsel organların çevresinde görülmektedir. Hangi cinsel organlarda siğil görülür? Erkeklerde yumurta torbası (skrotum) ve penis çevresinde, küçük karın bölgesinin alt bölümlerinde görülebilmektedir. Kadınlarda küçük karın bölgesinin alt bölümleri, vulva ve labiumlarda görülebilmektedir. Cinsel organlar dışında bu siğiller vücutta nerelerde görülebilmektedir? Penisteki idrar deliğinin ucundan geriye doğru idrar kanalını (üretra) tutabilmektedir. Aynı zamanda anüs bölgesinde de ortaya çıkabilmektedir.
Permalink
Şubat 4, 2008 at 12:20 pm
· Filed under GÜZELLİK
KOKU HASTALIKLARI VE TEDAVİLERİ
Araştırmacılar deney hayvanlarında burundan aldıkları kök hücreler ile böbrek, karaciğer, kalp ve sinir dokusu geliştirmeyi başarmışlar. Bu çalışmalar şimdilik deneysel olarak yürütülüyor ancak gelecekte KBB Uzmanlarının koku bölgesinden diğer uzmanlık alanlarının isteği üzerine alacakları doku parçası çok işe yarayacak gibi gözüküyor. Bu yüzden burnumuza iyi bakmamız gerekiyor çünkü ileride bir doku bankası olarak da ona ihtiyacımız olabilir.
Bu durum tipik olarak koku alma yeteneğinin azalması ile birliktedir ve bu durumdaki hastalar güzel kokuları bile kötü kokular olarak yorumlarlar. Hayalet koku alma denilen antosmi ise olmayan kokuların alınmasıdır ki bu durum bir çeşit koku halusinasyonu olarak kabul edilir. Bu durum aralıklı ya da sürekli olabilmektedir.Koku ve tat kaybı arasındaki nasıl bir ilişki var?Koku kayıplı hastaların üçte ikisinde tat duyusunda da kayıp görülüyor. Bu çoğu kez tat azalması şeklinde oluyor ama bazen tam tat kaybı da olabiliyor.Koku hastalıklarının sebepleri nelerdir?Koku hastalıklarının en sık rastlanılan sebepleri kafa travmaları, geçirilmiş olan üst solunum yolu enfeksiyonları ya da burun ve sinüs hastalıklarıdır. Bu hastalıkların her biri yaklaşık aynı sıklıklarda görülmekte ve tüm koku hastalıkları sebeplerinin %60′ını oluştururlar. Kafa travmalarının %5′inde koku kaybı görülür.Koku hastalıkları nasıl tedavi edilir?Koku kaybı kaza veya darbeyi takiben hemen gelişmiş, tam koku kaybı oluşmamışsa tedaviden 1 yıl kadar sonra düzelmeler olabilir. Üst solunum yollarının viral enfeksiyonlarını takip eden koku kayıpları ise hastanın önemli bir şanssızlığıdır. Daha çok ileri yaşlarda görülür ve çoğu kez koku duyusunun azalması şeklinde kendini gösterir. Başka neler koku kaybına neden olur?Toksik madde ve dumanlara bağlı olarak gelişen koku kayıpları da vardır. Bazı kanser tedavi ilaçları ve radyoterapi de koku kaybı yapabilirler. Bazı beyin tümörleri, hipofiz tümörleri, beyin anevrizmaları gibi kafa içi hadiseleri koku kaybı ile kendilerini gösterebilirler.Psikolojik nedenlerle koku kaybı olabiliyor mu?Koku kaybı olmadığı halde koku alamamaktan yakınan hastalar da vardır. Koku kaybı yaşayan hastaların %20’sinde ise her hangi belirgin bir sebep ortaya konulamaz.Burun ve sinüs hastalıkları neden koku kaybına yol açıyor?Burun tıkanıklığı yapan tüm sebepler koku duyusu ile ilgili bozukluk yaparlar. Koku bozukluğuna en sık polipli sinüzitler ve alerjik nezle ve sinüzitler yol açar. Burun içerisindeki konka şişlikleri ve ileri derecede kemik eğiklikleri de koku bozulması yapabilir. Burun içi, kafa tabanı ve sinüs tümörlerinde de koku kaybı olabilir.Burun ve sinüs dışı hastalıklar dışında hangi hastalıklar koku kaybına neden olur?Koku kaybı gösteren hastaların üçte ikisinde depresyon belirtileri mevcuttur. Depresyonlu hastalarda koku duyumu azalması da söz konusudur. Hayattan zevk alamama, mutsuzluk hali, içine kapanma, özgüven azalması, hafıza azalması, yorgunluk gibi belirtiler görülebilir.Parkinson ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıklarda koku kaybı ilk belirtilerden birisi olabilir. Hatta uygulanan koku testleri ile bu hastalıkların erken yakalanması konusunda çalışmalar yapılmıştır. Şizofreni gibi psikiyatrik hastalıklarda koku bozuklukları görülebilir. Bazı saralı hastalarda nöbet gelmeden önce bir öncü belirti olarak ortamda bulunmayan bir koku -sıklıkla yanmış lastik kokusu gibi bir koku -alınabilir. Bazı romatizmal hastalıklarda, şeker hastalığı, karaciğer ve böbrek hastalıkları ve tiroit bezi hastalıklarında koku duyusu değişimleri olabilir. Kulak burun boğaz dışı bazı kanserler de koku kayıpları olduğu saptanabilmektedir. Gebelikte yaşanan koku duyusu ile ilgili değişiklikler herkesçe bilinmektedir.Koku bozukluğu nasıl teşhis edilir?Koku kayıplı hastada olası genel sebepler sorgulandıktan sonra burun tıkanıklığı, burun ve geniz akıntısı gibi belirtiler sorgulanır. Bundan sonra burun içerisi ince ve açılı endoskopların yardımı ile incelenerek burun ve sinüs içerisindeki olası sebepler araştırılır. Burun tıkanıklığı yapan tüm sebepler koku duyusu ile ilgili bozukluklar yapabilir. Gereken durumlarda hastalardan sinüs tomografisi ve/veya beyin tomografisi istenilir. Gereken durumlarda hastalara koku alma testleri uygulanır.Koku testi nasıl yapılır?Bu testler ya çok ayrıntılı bir şekilde ince kokuları ayırt etme yeteneği ve düzeyini saptamak için çok değişik kokuların verilmesi ile ya da daha az hassas bir şekilde kaba kokuların verilmesi ile yapılır. Burada değişik kokular test materyalinin kazınarak koklanılması ile ya da kaleme benzer bir koku salıcısının koklanılması ile yapılır.Koku bozuklukları nasıl tedavi ediliyor?Koku bozukluklarının tedavisi altta yatan sebebin ortaya konulması ile yapılır. En yüz güldürücü tedavi burun ve sinüs hastalıklarına bağlı olan koku bozukluklarında olmaktadır. Burun içerisine uygulanan steroidli spreyler ya da tablet ya da injeksiyon yolu ile yapılan steroid tedavileri özellikle alerjik nezle ve sinüzitli hastalarda daha fazla olmak üzere uygun hastalarda etkili olmaktadır. Ameliyat tedavisi özellikle polipli sinüzitli hastalarda uygulanan endoskopik sinüs cerrahisi ile koku bölgesinin açılması sağlanarak başarılı olmaktadır. Bazı çok ileri deviasyon gibi burun kemiği eğikliklerinde deviasyon ameliyatı gerekebilmektedir. Burun içi dokularının şişmiş olduğu alerjik nezle ya da burun damlası bağımlılığı gibi koşullarda ise lazer yada radyo frekans yardımlı girişimler burun tıkanıklığını açarak azalmış olan koku işlevini düzeltebilmektedirler.Yeni tedavi yöntemleri mevcut mu?Çinko, östrojen ve A vitamini tedavilerinin etkisi tartışmalıdır. Koku kaybı ile ilgili geliştirilmekte olan fakat araştırma aşamasında yeni ilaçlar da söz konusudur.Koku kaybının tedavi edilemediği durumlar var mı?Eğer koku kaybı tam olarak ve koku sinirlerinin kaybı nedeniyle oluşmuşsa ne yazık ki günümüzde belirgin bir tedavi şansı bulunmamaktadır.Koku kayıplarının insan yaşamını nasıl etkiler?Çoğu hasta koku alma duyusunun değerini ancak onu kaybedince anlamaktadır.Koku duyusunu kaybeden kişilerde insanı, zehirli dumanlardan, sızmakta olan gazlardan ya da yangına dönüşecek bir tencere dibi tutmasından koruyan bir uyarı sistemi çalışmaz. Yine kişiler arası ilişkilerde rol oynayabilen özellikli bir duyu olarak önemli olmasına karşın koku kayıplı hastalar en çok hayat kalitelerinin ciddi bir şekilde düşmüş olduğundan yakınırlar.Koku kaybı olan kişilerin hayatında ne gibi sorunlar yaşanır?Koku kayıplı hastaların %73′ü yemek pişirme güçlüğü, %68′i ruh hali değişiklikleri, %56’sı iştahta azalma, %50’si kötü yemekten, %41′i kendi kokusunu alamamaktan, %30′u yemeği sürekli yakmaktan şikâyetçi olmuşlar fakat sadece %8′i iş hayatlarında sorun yaşamaktan şikâyetçi olmuştur.Yaşa bağlı farklılıklar var mı?Koku kayıpları gençlerde daha çok güçlüklere yol açarken yaşlılardaki incinme endişesini arttırmaktadır.Ama bu grup hastada kokuları yanlış yorumlama da sıkça görülmektedir. Burun ve sinüs hastalıklarına bağlı koku kayıpları ise sıkça görülür, çoğu kez koku duyusunun azalması ya da zaman zaman azalması sonra düzelmesi şeklinde görülür. Bu hastalarda koku kaybı zamanla ve yavaş gelişir ve en iyi tedavi sonuçları bu grupta alınır.Koku kaybı geri döner mi?Koku duyusunun geri dönmesi yıllar sonra bile olasıdır ancak tam koku kayıpları genellikle geri dönmez.Doğuştan koku kaybı olabilir mi?Koku kayıplarının daha az rastlanılan diğer sebeplerinden birisi doğumsal koku kayıplarıdır. Burada adeta doğuştan bir koku körlüğü söz konusudur.Burun damlası kullanmak koku kaybına yol açar mı?Zararsız gibi görünen burun açıcı damlalar çok uzun süre kullanıldıklarında koku duyusunun azalmasına yol açabilmektedirler.
Koku kaybı cinsiyete göre değişiklik gösteriyor mu?Koku kaybı yaşayan kadınlar bu durumdaki erkeklerden daha fazla şikâyetçi oluyorlar. Bu kokunun kadınlar için çok daha önemli olmasından kaynaklanabilir ya da kadınlar kokulu bir dünyayı erkeklere kıyasla daha anlamlı buluyorlar.Tam koku kaybı olan hastalar neler yapmalı?Tedavisinin günümüz koşullarında olanaklı olmadığı saptanmış koku kayıplı hastalar evlerinde yangın ve duman detektörü bulundurarak güvenliklerini sağlamalılar. Yine bu hastalar sigara içimini bırakmalılar. Yemeklerden tat alabilmeyi sağlamak açısından yemeklere ölçüsüne dikkat edilerek hardal, kırmızıbiber, ekşi ve acı soslar ilave edilebilir. Bu durumda uyarılmayan koku siniri yerine diğer sinirler uyarılmaktadır Tat duyusu koku almanın ne gibi bir ilişkisi var? Tatların ayırt edilebilmesi için koku alınması gerekli. Tat almayı sağlayan alıcı hücreler dilimizin belirli bölgelerinde bulunuyor. Tuzlu ve tatlı dilin ön kısımları da, ekşi yan kenarlarında, acı ise arka kısımlarında algılanır. Tat duyusu da beyne koku duyusu gibi iletilir.Koku bozukluklarının beslenme üzerine ne gibi bir etkisi var?Koku bozuklukları tat duyusunu olumsuz etkilediğinden bazı beslenme sorunlarının olabileceği düşüncesi yapılan çalışmalarla doğrulanmadı.Kokunun insan davranışları üzerine etkisi nedir?Güzel bir koku kişiyi canlandırıyor, coşku, mutluluk, öz güven gibi iyi hissetme duyguları verebiliyor. Bazı kokuların yatıştırıcı, dinlendirici etkileri var. Kokusunu beğenmediğimiz bir yere bir daha gitmek istemiyoruz. Kokusu yüzünden yaklaşmak istemediğimiz hatta sırf bu yüzden görüşmekten kaçındığımız kişiler olabiliyor. Toplu taşıma araçlarında oturacağımız yeri bile çoğu kez bu duyumuz belirliyor.Çocuklukta çevremizde duyduğumuz korular ileri ki yaşantımızı etkiliyor mu?Kokunun insanın anılarını canlandırıcı etkileri mevcut. En çok çocukluk yıllarında ve ev ortamında alınmış kokularla yeniden karşılaştığında güçlü bir hafıza canlanması oluyor.Kokular insan yaşamını olumlu ya da olumsuz etkiliyor mu?Koku ile ilgili çalışmaların en karışık ve heyecan verici kısmı davranış ve duygular üzerine olan etkileri ya da bunun tam tersi olarak duygulanmalar sırasında koku duyumunun etkilenmesi üzerinedir.Araştırmacılar matematik problemleri çözmekte olan gruplar üzerinde çalışmışlar. Çözüm öncesi lavanta kokusu verilen grup diğer farklı kokular verilen gruba kıyasla daha sakin ve hızlı bir şekilde ve daha az hata ile problemleri çözmüşlerdir. Uykusuzluk sorunu olan yaşlılarda da lavanta kokusu verilenler, uyku hapı alanlardan daha erken uyguya dalmış ve daha uzun uyumuşlardır.Koku ile ilgili meslekler var mı?Parfüm ve şarap üretiminde çalışan ve ürünleri denetleyen koku alma hassaları gelişmiş kişilere bu camiada kısaca “burun” denilir. Bu “burunlar” yıllar içerisinde yetişir ve koku ayırt edebilme yetenekleri ortalamanın çok üzerine çıkmıştır. Burada kalıtsal bir eğilim de söz konusu olabilir. Babadan oğla aktarıldığı sıkça görülür.Bu tür kişilere en yapmalarını önerirsiniz?Bu tür meslek mensupları burunlarına gözleri gibi bakmak zorundadırlar. Ağır sigara içme alışkanlığı koku duyusu üzerine olumsuz etkili olduğu unutulmamalıdır. Koku kaybı şanssızlığına uğrayan bu meslek mensupları artık çalışamazlar. Bunun istisnası aşçılarda görülmüştür. Deneyimli bir şef yemek tariflerini harfiyken uygulayarak çalışmasını sürdürebilmektedir. Koku duyusunu nasıl gelişir?Her insanın koku alma yeteneği farklıdır. Fakat bunun geliştirilmesi olanaklıdır. Koku eğitimi bebeklikten başlar. Annesinin ve babasının kokusu bir bebek için kokunun mutluluğa çıkardığı yolun başlangıcıdır. Koku molekülleri ağırdır ve bu yüzden yere yakındır. Çimenlerin üzerinde, bitkilerin arasında ve toprağa yakın çok ilginç kokular vardır. Emekleyen bir bebek için bir koku cenneti yaratmak olanaklıdır. Kokunun ince nüanslarla ayırt edilmesi çok seçici ve yüksek bir işlevin sonucudur. Ama toplumsal anlamda hep bunun tersi işlenmiştir insanlara. Örneğin çevresindekileri özellikle yemekleri koklayıp duran bir çocuğa aileler yeni bir koku keşfediyor olmasını kutlayacakları yerde bunun kibar bir hareket olmadığını söyleyerek tekrarlamamasını isterler. Böylelikle evrimsel olarak zaten körelmiş bir duyu toplumsal olarak da bastırılmış olmaktadır.Koku duyusunu özel bir eğitimle geliştirmek mümkün mü?Beyin her zaman algılama duyarlığına sahiptir ve kokuya açık olursanız yani onu arar bulursanız koku ayırt etme yeteneğinizi geliştirebilirsiniz. Her bir burun deliği kokuları farklı saptayabilir. Bu neden iki burun deliğine sahip olduğumuzu açıklayabilir. Beynin duyuları stereo aldığı bilinmektedir. Her bir koku molekülünün kendi reseptörüne ulaşmasını kolaylaştırmak adına iki taraflı koku alma alışkanlığını geliştirmek önerilebilir.Koku duyusunun, diğer dört duyudan farkı nedir?Koku dışında başka hiç bir duyu çalışırken beynin başka bir işini engellemez. Örneğin bakarken konuşabiliriz ya da düşünebiliriz, müzik dinlerken kitap okuyabiliriz. Oysa koklarken konuşamayız. Kitap okurken odaya verilen kokuyu alamayız. Bu yüzden koku duyumuzu en iyi kullanmak istediğimizde çevresel faktörlere dikkat ederek tüm dikkatimizi koku almaya vermemiz gereklidir. Bir koku çeşidi bir kez öğrenildiğinde kolay kolay unutulmaz.Koku duyusun cinsellikle ilişkisi var mı?Araştırıcılar koku ile seks arasındaki ilişkiyi çalışırlarken “feromon” adını verdikleri bir maddeyi buldular. Bu kelimenin kökeni eski Yunancada “ferein: geçirmek, aktarmak ve “hormon: heyecan kelimelerinden geliyor. Feromonlar salgılandığı aynı türün canlılarını etkilemekte ve çoğu canlıda burun boşluğu orta bölmesindeki bir yerden algılanılarak beyine iletiliyor.Bazı araştırmacılar burun içerisindeki bu bölgeyi 6.duyu olarak tanımlıyorlar. Bununla birlikte bu bölgenin işlevleri hala kesin olarak anlaşılamadı.Kokular cinsel hayatımızı nasıl etkiliyor?Kraliçe arıdan tutun yengeçlere varıncaya kadar çok değişik canlı türünün feromon salgılayarak kendi bölgelerini işaretledikleri düşünülüyor. Feromonların insan davranışları üzerine olan etkileri incelendiğinde ilginç sonuçlar çıktı.Örneğin bir çalışmada yatılı kız okullarında kalanların adet zamanlarının aynı günlerde olduğu saptandı. Eş seçiminde koku ve ten uyumunun önemi çok eskilerden beri konuşulmaktadır. Parfüm kullanımın çekicili arttırdığı herkesçe biliniyor. Sadece ABD’de ünlü bir parfüm markasının yıllık cirosu 6 milyar dolar.Koku bozukluğu tedavisini gelecekte nasıl olacak?Koku kayıplarının tedavisinde kök hücre ile onarımlar önemli bir rol oynayabilir. Koku bölgesi çok değişik amaçlarla bir kök hücre temin etme yeri olabilir. Koku duyusunun tam olarak aydınlatılması beynin nasıl çalıştığını anlamak açısından çok yararlı olacaktır. Koku ile ilgili bilgilerimiz arttığında nasıl yaşadığımıza dair bilgiler de elde etmiş olacağız.Burundaki koku bölgesi bir kök hücre yatağı mı?Araştırmacılar hiç beklemedikleri bir yerde erişkindeki koku bölgesinde bol miktarda kök hücre bulunduğunu saptadılar. Daha önceleri bu hücrelerin sadece kemik iliği ve beyinde bulundukları düşünülmekteydi. Kök hücreler bilindiği gibi son yıllarda organ nakilleri ve organ onarımları için kullanılıyor.
Koku hastalıkları 5 ayrı grupta tanımlanabilir. Bunlardan anosmi denilen tam koku kaybında hasta hiçbir kokuyu alamaz. Dr. Erhun Şerbetçi yazdı;Diğer adı hiposmi olan koku azalması (ise kokuya karşı duyarlılığın azalması ve bazı kokuları ayırt edememe durumudur. Hiperosmi denilen koku bozukluğunda ise kokuya karşı bir hassasiyet artışı söz konusudur. Parosmi ise ortamdaki kokuların olduklarından farklı algılanmaları anlamına gelir.
Permalink
Şubat 4, 2008 at 8:43 am
· Filed under GÜZELLİK
SMD HASTALIĞI VE TEDAVİSİ
Kanada’da kuru tip SMD’li hastaların kanlarına Rheopheresis (reoferez okunur) olarak adlandırılan bir çeşit süzme işlemi uygulanmakta, fakat bu tedavinin hastalığın gidişatına etkisi henüz tam olarak bilinmemekte, araştırılmaktadır.Kuru tip SMD’nin yaş tip SMD’ye nasıl dönüştüğü henüz tam olarak aydınlatılmamış olup, bu çok sayıda güncel araştırmaların konusudur.Yaş Tip SMD:Yaş tip SMD’li hastalar için halihazırda üç tedavi seçeneği mevcuttur: termal (sıcak) lazer, fotodinamik tedavi (PDT) ve anti-VEGF ilaçlar. Bunlar ve henüz deneme aşamasındaki birkaç tedavi seçeneği hakkında daha detaylı açıklamaları aşağıda bulacaksınız.Termal (Sıcak) Lazer FotokoagülasyonYeni gelişmekte olan anormal damarların yakılarak büyümelerinin yavaşlatılmasını ya da durdurulmasını amaçlayan termal lazer uygulaması 1990’lı yılların tek tedavi seçeneğiydi. Bu yüzden SMD’nin klasik lazer tedavisi denildiğinde bu işlem kastedilmektedir.Hastalıklı bölgeye uygulanan yüksek enerjili lazer ışığı retina katmanlarına çarptığında yüksek ısı üreterek koroidal neovaskülarizasyon olarak adlandırdığımız anormal yeni damar kümelerini yakar ve bunların tıkanmalarına neden olur. Bu şekilde kan ve sıvı sızdıran anormal yapıdaki damarların büyümesinin durdurulması ve görme kaybının ilerlemesinin önüne geçilmesi amaçlanır. Tedavi uygulanan bölgede durağan bir yara dokusu oluşur. Tüm çabalara rağmen, kuru tip SMD’li bir gözdeki hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için sigarayı bırakmak, yeşil yapraklı sebze ve meyveler, çinko ve anti-oksidan vitaminler bakımından zengin sağlıklı bir diyet önerisi dışında kuru tip SMD’li bir hastalara sunabileceğimiz yardım hala oldukça kısıtlıdır.
Dolayısıyla o bölgedeki sağlam retina dokusu da hasar görmüş olur. Bu da görme alanında kalıcı kör nokta(ların) oluşumuyla sonuçlanır. İşlem sonrasında görme keskinliğinde artış beklenmemelidir. Hatta nadir de olsa termal lazer uygulaması sonrasında görme yeteneği azalabilir. Bu tedavinin amacı, kendi haline bırakıldığında kısa zamanda ileri derecede görme kaybı ile sonuçlanacağı kesin olan hastalığı kontrol altına almak ve görme kaybını yavaşlatmak ya da durdurmaktır. Oluşan görme kaybının, bazı istisnalar dışında geri döndürülmesi -bu tedavi ile- mümkün değildir.Klasik lazer tedavisi sağlıklı retina dokusuna da zarar verdiğinden maküla (sarı nokta) merkezini tutan hastalıklarda kullanımı mümkün değildir. Zira bu bölgeye uygulanacak lazer tedavisi sonrasında ileri derecede görme kaybı gelişecektir.Fotodinamik TedaviVerteporfin adlı bir molekülün (ticari adı Visudyne, Novartis) düşük enerjili lazer ışığı ile etkinleştirildiğinde yeni oluşan damarları tıkayıcı özelliğine dayanan bu yeni tedavinin sağlam retina dokusuna verdiği hasar en az düzeydedir. İşlem sonrasında kör nokta oluşumu hemen hiç gözlenmemektedir. Bu özelliği sayesinde klasik termal lazer uygulaması ile tedavisi mümkün olmayan, özellikle sarı nokta merkezini tutan SMD’nin tedavisi için yeni bir umut olmuştur.CVerteporfin molekülü seçici olarak yeni oluşan anormal damarlara tutunduğundan sağlam retina dokusunu besleyen damarlar lazer uygulamasından hiç değilse de çok az hasar görürler.Fotodinamik tedavinin başarılı olabilmesi pek çok parametreye bağlıdır. Bunlardan en önemlisi hastalığın erken teşhisidir. Anormal yapıdaki damarların henüz oluşma aşamalarında yakalanıp tedavi edilmesi geri dönüşü olmayan görme kaybını önleyebilmekte, hatta kaybolan görmeyi kısmen geri döndürebilmektedir. Oysa hastalık ilerlemeye başladıktan sonra uygulanacak tedavi en iyi ihtimalle görme kaybını belli bir noktada durdurmaya yarayacaktır. Belli bir aşamadan sonra kaybolan görmenin geri kazandırılması maalesef mümkün değildir.Anti-Anjiogenetik İlaçlarPegaptanib sodyum (ticari adı Macugen) adlı ilacın neovasküler (yaş) tip SMD’nin tedavisi için kullanımı Şubat 2006’da Kanada, ABD ve Avrupa’da onaylandı. Yapılan araştırmalar ilacın deneklerin %70’inde görme kaybını azalttığını gösterdi. Heyecan yaratan esas nokta ise ilacın yaş tip SMD hastalığının her aşamasında az ya da çok etkili olmasıydı.Pegaptanib sodyum etkisini anormal yapıda yeni damarların oluşumunda başrolü oynayan çeşitli proteinleri (VEGF –damar endoteli büyüme faktörleri) bloke ederek gösteren, kısaca anti-VEGF olarak tanımlanabilecek yeni bir moleküldür. Bu ilacın yeni damar oluşumunu durdurmanın yanında, oluşmuş olan anormal damarları gerilettiği ve bu damarların neden olduğu sıvı kaçaklarını önlediği görülmektedir.Fotodinamik tedavi uygulaması Verteporfin molekülünü içeren solüsyonun kol damarından vücuda verilmesini takiben göze düşük enerjili, retina dokusunu yakmayan lazer uygulanmasından ibarettir. Retinada yeni oluşan anormal damarların çeperlerine yapışan Verteporfin molekülüne lazer ışığı çarptığında bu damarların tıkanmasına neden olacak çeşitli molekülerin oluşumu tetiklenir.
Pegaptanib sodyum özel enjektörü yardımıyla doğrudan göz içine uygulanmakta ve dört ila altı haftada bir tekrarlanmaktadır.Özellikle fotodinamik tedavinin anti-VEGF ilaçlarla birlikte kullanımının yaş tip SMD’nin standart tedavisi haline geleceği öngörülmektedir. Bu yolda yapılan çalışmalar zamanlama, uygulama şekli ve sıklığı açılarından en uygun kombinasyonların belirlenmesiyle yakın zamanda umut verici gelişmelerin habercisi olacaktır
Sadece bu iki ilaç dahi yaş tip SMD’li hastalar için önümüzdeki yılların çok daha umut dolu geçmesini sağlayacaktır.Anjiostatik TedavilerHenüz rutin kullanım için onaylanmamış olmakla birlikte anjiostatik (damar oluşumunu durdurucu) olarak adlandırılan steroid yapıdaki farklı bir grup ilaç üzerindeki çalışmalar da umut vermektedir. Bunlardan biri anecortave asetat’tır (ticari adı Retaane). Bu ilaç anti-VEGF ilaçların aksine, doğrudan göz içine değil, özel bir iğne ucu ile gözün arkasına enjekte edilmektedir. Bu ilacın yeni damar oluşumunu durdurmanın yanında, anormal damarlardan kaynaklanan sızıntılara karşı da doğrudan etki göstereceği tahmin edilmektedir. Yaş tip SMD tedavisinde kullanımı henüz yalnızca Avusturalya’da onaylanmış bulunan ilacın diğer ülkelerde ve ülkemizde de onaylanması için çalışmalar devam etmektedir.Kombinasyon TedavileriYukarıda bahsettiğimiz yeni tedaviler kendi başlarına dahi umut verici iken, tüm dünyada yapılan çalışmalar bu tedavilerin çeşitli şekillerde birlikte kullanımlarının çok daha olumlu sonuçlar verebileceğini göstermektedir. .
Permalink
Şubat 4, 2008 at 8:38 am
· Filed under GÜZELLİK
LASIK NEDİR VE TEDAVİSİ NELERDİR?
Bu da iyileşme sürecinde kornea yüzeyinin anormal bir biçim almasına ve düzensiz astigmatizmaya neden olabilmektedir.Metal bıçakların yol açabildiği diğer komplikasyonlar arasında eksik (ya da parçalı) flep ve delikli flep oluşturulması sayılabilir
Yeni geliştirilen Intralase teknolojisi bu flebin metal bıçak ile değil, lazer enerjisi ile daha hassas bir şekilde oluşturulmasına imkan tanıyor. Böylelikle işlem sırasında iki tip lazer kullanılmış oluyor: Flebin oluşturulmasında kullanılan femtosecond lazer (IntraLase) ve korneanın yeniden şekillendirilmesinde kullanılan excimer laser. Bu şekilde uygulanan LASIK ameliyatları hiç bıçak kullanılmadığından “bıçaksız LASIK” olarak da adlandırılmaktadır.IntraLase’in Çalışma PrensibiGöz cerrahı bir bilgisayar programı yardımıyla LASIK uygulaması öncesine oluşturulacak flebin çapını ve derinliğini belirler. Bilgisayar programının komutasıyla IntraLase kızılötesi lazer ışınları kornea yüzeyinin hemen altında, önceden belirlenmiş derinlikte çok küçük (3 mikron çapında) baloncuklar oluşturur. Bu baloncuklar birleşerek üst kornea tabakası ile alt tabakayı birbirinden ayırmış olurlar. Sonuçta, aynen bıçaklı yöntemde olduğu gibi, bir ucundan korneaya bağlı yuvarlak ve ince bir kapak şeklindeki flep oluşturulmuş olur. Cerrah bu flebi geri katlayarak LASIK uygulanacak asıl kornea dokusunun açığa çıkmasını sağlar. LASIK uygulamasının ardından flep geri yatırılır ve iyileşmeye bırakılır.LASIK ameliyatında öncelikle mikrokeratom adı verilen metal bir bıçak ile korneada menteşeli bir kapak şeklinde ince ve yuvarlak bir flep oluşturulur. Bu flep kendi üzerine katlanarak altındaki kornea dokusunun açığa çıkması sağlanır ve LASIK işlemi buraya uygulanır. Lazer enerjisinin dokuyu buharlaştırıcı gücü sayesinde kornea yeniden şekillendirilir ve kırma kusuru giderilir. İşlem, flebin yeniden yerine oturtulmasıyla tamamlanır.
IntraLase yönteminde kullanılan femtosecond lazer sistemi saniyenin katrilyonda biri sürede yineleyen vuruşlarla, çok yüksek frekansta çalışır. Isı oluşturmaz ve çevre dokuya hasar vermez.Flep Komplikasyonlarına Genel Bakış: Klasik Yöntem ile Bıçaksız Yöntemin KarşılaştırılmasıLASIK komplikasyon oranı oldukça düşük bir ameliyat olmasına rağmen, flebe bağlı komplikasyonlar hem hasta, hem de doktor için sıkıntı yaratabilmektedir. Klasik LASIK yönteminde kullanılan metal bıçaklar bazen flep kenarlarının tırtıklı oluşmasına neden olabilmektedir. . Bunlar da, nadir de olsa, görme kalitesini ciddi derecede etkileyecek yara dokularının oluşmasına yol açabilmektedir. Pek çok göz cerrahı bu tip komplikasyonlara lazer ile oluşturulan fleplerde daha nadir rastlandığını savunmaktadır.İnce titreşimlerle keserek flep oluşturan metal bıçaklar (mikrokeratomlar) yerine IntraLase yönteminde kızılötesi lazer ışınları kullanılarak kornea yüzeyinin hemen altında hassas biçimde çok küçük, birbiriyle bağlantılı boşluklar oluşturulur. IntraLase’de kullanılan femtosecond lazer çok yüksek frekansta çalışarak, saniyenin katrilyonda biri sürede tekrarlayan vuruşlarla ısı ya da darbe etkisi oluşturmadan, çevre dokuya hiç zarar vermeden, dokuyu moleküler düzeyde “keserek” flep oluşturmaktadır.Öte yandan göz cerrahları, IntraLase yöntemi ile gerçekleştirilen LASIK cerrahisi sonrasında, ışığa karşı aşırı hassasiyet anlamına gelen fotofobi şikayetinin beklenmedik derecede fazla olduğunu belirtmektedirler. Bıçaksız LASIK sonrası fotofobi görülme sıklığı farklı yayınlarda %1 ila %20 arasında gösterilmektedir.Yine de, pek çok göz cerrahı fotofobi şikayetlerinin geçici olduğunu ve birkaç haftalık steroidli damla tedavisiyle gerilediğini bildirmektedir. IntraLase yöntemini savunan doktorlar birkaç haftada gerileyen fotofobi şikayetinin bıçaklı klasik LASI K yönteminde rastlanan ve kalıcı görme bozukluklarına yol açan flep komplikasyonlarına göre daha masum olduğu görüşündeler.Çalışmalar IntraLase yöntemi ile uygulanan LASIK ameliyatlarının komplikasyon oranının klasik yönteme göre daha düşük olduğunu göstermektedir.
Permalink